Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yönetmen ve Bağlam
Abbas Kiarostami’nin 24 Kare / 24 Frames filmi, yönetmenin sinema, fotoğraf, zaman ve bakış üzerine düşüncesini en arı biçimine taşıyan son eseridir. Film, klasik anlamda karakter, diyalog, olay örgüsü ya da dramatik gelişim üzerine kurulmaz. Bunun yerine yirmi dört durağan imge, küçük hareketlerle canlandırılır; bir fotoğrafın öncesi ve sonrası hayal edilir. Kiarostami burada sinemanın en temel sorusuna döner: Bir görüntü ne zaman yaşar? Bir fotoğrafın içinde saklı zaman, hareketle açığa çıkarılabilir mi?
Film, Kiarostami’nin uzun yıllar boyunca geliştirdiği minimalist sinema anlayışının neredeyse son sınırıdır. Şirin filminde perdeyi görünmez kılmış, seyircinin yüzünü merkeze almıştı; 24 Karede ise insan yüzü bile çoğu zaman çekilir. Geriye pencere, kar, ağaç, kuş, geyik, deniz, dalga, rüzgâr ve zaman kalır. Bu nedenle film, yalnızca bir deneysel çalışma değil, Kiarostami’nin görüntüye, doğaya ve ölüme bıraktığı sessiz bir veda olarak da okunur.
Filmin Tanıtımı ve Kompozisyon
Film, her biri bağımsız bir görsel kompozisyon gibi duran yirmi dört bölümden oluşur. Bu bölümlerde bir resim, fotoğraf ya da durağan görüntü hareketlendirilir. İlk bölüm, Pieter Bruegel’in Karda Avcılar tablosundan yola çıkar; sonraki bölümlerde ise çoğunlukla Kiarostami’nin doğa fotoğraflarını çağrıştıran kar manzaraları, pencereler, ağaçlar, hayvanlar, kuşlar ve kıyı görüntüleri yer alır.
Kompozisyon, kadrajın içindeki küçük hareketlere dayanır. Kuşlar uçar, kar yağar, dalgalar kıyıya vurur, hayvanlar geçer, rüzgâr dalları oynatır, gökyüzü değişir. Büyük dramatik olay yoktur; zamanın kendisi olay hâline gelir. Kiarostami, fotoğrafın durdurduğu ânı sinemayla yeniden açar. Fakat bu açma, büyük bir anlatı üretmek için değil, görüntünün kendi varoluşunu duyurmak içindir.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz

Ön-ikonografik düzeyde filmde karla kaplı alanlar, deniz kıyısı, pencereler, ağaçlar, çitler, kuşlar, inekler, geyikler, köpekler, dalgalar, bulutlar ve sessiz manzaralar görülür. İnsan figürü çoğu zaman yoktur. Kadrajlar sabit, hareketler sınırlı, ritim yavaştır. Görüntü, seyirciden hızlı anlam üretmesini değil, sabırlı bakmasını ister.
İkonografik düzeyde pencere, bakışın sınırını temsil eder. Kuşlar özgürlük, geçicilik ve hareketin hafifliğini taşır. Kar, sessizlik ve zamanın örtücü gücüyle ilişkilidir. Deniz, süreklilik ve dönüş hareketini simgeler. Hayvanlar, insan merkezli olmayan bir dünyanın varlığını görünür kılar. İkonolojik düzeyde film, sinemanın insan hikâyeleriyle sınırlı olmadığını gösterir. Görüntü, insan yokken de anlam üretir; dünya, bakışımızdan bağımsız biçimde sürer.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil: Film, doğayı romantik bir manzara olarak değil, kendi ritmi ve süresi olan bir varlık alanı olarak temsil eder. İnsan çoğu zaman kadrajdan çekilmiştir; bu çekilme, dünyanın insansız da devam eden varlığını görünür kılar. Kiarostami’nin sinemasında daha önce yol, çocuk, köy, yüz ve araba içi konuşmalar merkezdeyken, burada temsil neredeyse saf görüntüye ve zamana devredilir.
Bakış: Film, seyirciden alışılmış sinema izleme alışkanlığını bırakmasını ister. Kamera çoğunlukla sabittir; hareket, kadrajın içinde küçük ve dikkat isteyen biçimde gerçekleşir. Bakış hızlanmaz, avlanmaz, dramatik doruk beklemez. Seyirci, bir fotoğrafa bakar gibi bakar; fakat o fotoğraf yavaşça nefes almaya başlar. Bu bakış, tüketen değil bekleyen bir bakıştır.
Boşluk: Filmin temel boşluğu, insan anlatısının yokluğudur. Karakter yoktur, çatışma yoktur, açıklayıcı söz yoktur. Ancak bu yokluk, filmin eksikliği değil, asıl düşünce alanıdır. Boşluk, görüntünün kendi zamanını duyurmasına izin verir. Kiarostami’nin ölümünden sonra tamamlanan bu filmde boşluk, aynı zamanda yönetmenin yokluğunun da sessiz izidir.
Stil – Tip – Sembol
Stil: Film, deneysel ve minimalist bir yapıya sahiptir. Fotoğraf ile sinema arasındaki sınırı araştırır. Dijital animasyon, stok görüntü ve ses tasarımı, durağan imgelere sınırlı hareket kazandırır. Stil, gösterişten uzak ve meditatiftir. Her bölüm bir tablo, bir fotoğraf ve bir kısa film arasında durur.
Tip: Filmde klasik karakter tipleri yoktur. Bunun yerine kuş, geyik, köpek, inek, ağaç, pencere ve dalga gibi varlıklar görsel tipler hâline gelir. Bunlar psikolojik karakterler değildir; zamanın, hareketin ve doğanın taşıyıcılarıdır. Kiarostami’nin insan merkezli anlatıyı geri çekmesi, varlığı daha geniş bir düzlemde düşünmesini sağlar.
Sembol: Pencere, bakış ve kadrajın sembolüdür. Kar, sessizlik ve geçici örtüdür. Kuş, hareket ve kayboluşu taşır. Deniz, zamanın sürekli dönüşünü simgeler. Ağaç, sabitlik ile canlılık arasındaki bağı gösterir. Kare, hem fotoğrafın hem sinemanın temel sınırıdır.
Sanat Akımı / Sinemasal Bağlam
24 Kare, deneysel sinema, yavaş sinema, fotoğraf-sinema ilişkisi ve dijital imge tartışmaları içinde yer alır. Film, Kiarostami’nin minimalist sinemasını neredeyse soyut bir görsel düşünceye taşır. Burada sinema, hikâye anlatma aracı olmaktan çok, zamanın imge içindeki varlığını duyurma biçimidir. Kiarostami, fotoğrafın dondurduğu anı sinemanın hareketiyle genişletir; fakat bu hareketi büyük anlatıya değil, saf görsel sezgiye bağlar.
Sonuç
24 Kare, Kiarostami sinemasının son eşiği olarak fotoğraf ile sinema, durağanlık ile hareket, yaşam ile ölüm arasında kurulan sessiz bir düşüncedir. Film, dünyayı açıklamaz; ona bakmayı yavaşlatır. İnsan anlatısının geri çekildiği yerde kar, kuş, dalga, ağaç ve pencere konuşmaya başlar. Bu konuşma sözsüzdür; fakat Kiarostami’nin sinemasındaki en derin sadeliklerden birini taşır.
Görsel Diyalektik açısından filmde temsil, insan merkezli hikâyeden doğanın kendi zamanına kayar; bakış, sabit kadraj içinde bekleyen ve küçük hareketleri izleyen bir dikkat biçimine dönüşür; boşluk ise karakterin, olayın ve sözün yokluğunda açılır. Stil, tip ve sembol düzeyinde pencere, kar, kuş, deniz, ağaç ve kare, filmin varlık düşüncesini taşıyan temel imgelerdir. Bu nedenle 24 Kare, Abbas Kiarostami’nin sinemasında yalnızca bir kapanış değil, imgenin kendisine bırakılmış son ve sessiz bir selamdır.
