Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Fetişizm, sinema teorisinde arzunun nesneye nasıl bağlandığını anlamak için vazgeçilmez bir kavramdır. Ancak kavramı dar anlamda kullanmamak gerekir. Fetişizm yalnızca cinsel sapma, tuhaf ilgi ya da nesneye aşırı düşkünlük değildir. Daha geniş düzeyde, öznenin kaygıyı bastırmak için bir nesneyi, bedeni, yüzeyi ya da imgeyi özel bir anlamla yüklemesidir. Sinema bu sürece çok elverişli bir alandır. Çünkü sinema, bedenleri ve nesneleri büyütür, ışıkla ayırır, yakın planla yoğunlaştırır, müzikle yüceltir ve kurgu içinde tekrar eder. Bir yüz, bir ayakkabı, bir eldiven, bir saç biçimi, bir otomobil, bir silah, bir el, bir dudak ya da bir yıldız imgesi, sinemada sıradan nesne olmaktan çıkar. Arzunun, kaygının ve anlamın toplandığı yoğun bir görsel yüzeye dönüşür.
Laura Mulvey’nin sinema kuramındaki katkısı, fetişizmi yalnız bireysel arzu düzeyinde değil, klasik anlatı sinemasının görsel yapısı içinde düşünmesidir. Fetişleştirme, kadın bedenini yalnız güzelleştirmez; aynı zamanda onu denetler, uzaklaştırır ve güvenli bir imgeye dönüştürür. Böylece sinema, hem arzuyu üretir hem de arzunun yarattığı kaygıyı bastırır.
Freud’da Fetişizm
Freudcu psikanalizde fetişizm, öznenin kaygı verici bir eksiklik ya da fark deneyimini bastırmak için bir nesneye özel bir anlam yüklemesiyle ilişkilidir. Fetiş nesnesi, sıradan bir nesne değildir. Kaygıyı örter. Kayıp, eksiklik ya da cinsel farkla karşılaşmanın yarattığı huzursuzluğu yönetilebilir hale getirir. Bu yüzden fetiş nesnesi çift işlevlidir. Bir yandan arzuyu yoğunlaştırır. Diğer yandan kaygıyı bastırır. Öznenin bakışı, bütünüyle yüzleşmek istemediği bir hakikatten uzaklaşarak belirli bir ayrıntıya takılır. Bu ayrıntı, kaygının yerine geçer. Nesne, daha derin bir çatışmanın görsel ikamesi olur.
Sinemada bu mekanizma güçlü biçimde çalışır. Kamera, bedeni bütünlüğü içinde değil, ayrıntılar halinde verebilir. Bir yüzün yakın planı, bir bacağın vurgulanması, bir saç hareketi, bir kostüm ya da aksesuar, karakterin öznel bütünlüğünden koparılarak fetiş nesnesine dönüştürülebilir. Böylece beden, yaşayan bir varlık olmaktan çok, arzu için düzenlenmiş parçalara ayrılır.
Mulvey’de Fetişleştirme
Mulvey’nin teorisinde fetişleştirme, klasik sinemanın kadın imgesiyle kurduğu ilişkinin ana mekanizmalarından biridir. Kadın figür, bir yandan arzu nesnesi olarak kurulur; diğer yandan erkek bilinçdışı için kaygı verici bir farkı hatırlatır. Klasik sinema bu kaygıyı iki yolla yönetir: araştırma ve cezalandırma ya da fetişleştirme.
Araştırma hattında kadın figür gizemli, suçlu, tehlikeli ya da açıklanması gereken bir varlık gibi kurulur. Anlatı onu çözmeye, denetlemeye ve bazen cezalandırmaya yönelir. Fetişleştirme hattında ise kadın figür aşırı estetikleştirilir. Işık, yakın plan, makyaj, kostüm, kamera hareketi ve yıldız sistemi aracılığıyla kadın imgesi büyüleyici bir yüzeye dönüşür. Bu yüzey, kaygıyı bastırır. Kadın artık tehdit edici bir fark değil, güvenli bir görsel nesnedir. Seyirci ona bakar; fakat bu bakış, onun öznel karmaşıklığını değil, idealize edilmiş görünümünü izler. Fetişleştirme, kadını yüceltirken aynı zamanda onu sabitler. Onu insan olmaktan çıkarmaz belki; ama insanlığını görüntünün kusursuz yüzeyi altında zayıflatır.
Yıldız İmgesi ve Fetiş
Sinema tarihinde yıldız sistemi, fetişizmin en güçlü alanlarından biridir. Yıldız oyuncu yalnız bir oyuncu değildir. Onun yüzü, sesi, bedeni, yürüyüşü, bakışı ve hatta özel hayatı, geniş bir görsel ekonomi içinde yeniden üretilir. Afişler, dergiler, fragmanlar, fotoğraflar ve röportajlar, yıldız imgesini sürekli çoğaltır. Bu çoğaltma, yıldızı hem yakın hem uzak kılar. Seyirci yıldızın yüzünü çok iyi tanır; fakat ona hiçbir zaman gerçekten ulaşamaz. Yıldız imgesi tam da bu mesafede güç kazanır. Tanıdık olduğu kadar erişilmezdir. Gerçek kişi ile sinemasal imge arasındaki fark, fetişleştirmenin alanını açar.
Kadın yıldız imgesi klasik sinemada çoğu zaman kusursuzlukla ilişkilendirilmiştir. Yüz pürüzsüzdür. Işık kontrollüdür. Beden düzenlenmiştir. Yaş, yorgunluk, kusur ve çatlak görünmez kılınır. Böylece yıldız, sıradan bedenin sınırlarını aşan bir imgeye dönüştürülür. Bu imge arzulanır; fakat aynı zamanda gerçek bedenden ayrılmıştır.
Nesnenin Büyüsü
Fetişizm yalnız bedenle ilgili değildir. Sinema nesneleri de fetişleştirir. Bir silah, otomobil, mücevher, sigara, telefon, ayakkabı ya da kıyafet, anlatı içinde özel bir görsel güç kazanabilir. Nesne, karakterin arzusunu, statüsünü, tehlikesini ya da eksikliğini taşıyan işaret haline gelir.
Marx’ın meta fetişizmi kavramı da önem kazanır. Kapitalist toplumda meta, onu üreten emek ilişkilerini gizleyerek kendi başına büyülü bir değer kazanır. Sinema da metaları görsel olarak büyüler. Nesne yalnız kullanım değeri taşımaz; kimlik, arzu, sınıf ve statü üretir.
Klasik Hollywood sinemasında lüks nesneler bu yüzden yalnız dekor değildir. Mücevher, elbise, otomobil ya da içki bardağı, karakterin ait olduğu dünyayı ve seyircinin arzusunu düzenler. Nesne, toplumsal ilişkilerin üzerini örten parıltılı bir yüzeye dönüşür. Fetiş burada yalnız cinsel değil, ekonomik ve ideolojiktir.
Yakın Plan ve Fetişleştirici Bakış
Yakın plan, sinemada fetişleştirmenin en önemli araçlarından biridir. Yakın plan, ayrıntıyı büyütür. Yüzü, eli, nesneyi ya da bedensel parçayı anlatıdan ayırarak yoğun bir görsel alan haline getirir. Bu yoğunlaşma, seyircinin bakışını belirli bir noktaya kilitler.
Yakın plan her zaman fetişleştirici değildir. Bazen bir karakterin iç dünyasını açar. Bazen kırılganlığı, düşünceyi ya da acıyı görünür kılar. Fakat yakın plan bedeni parçalayarak yalnız görsel haz nesnesi ürettiğinde fetişleştirici olur.
Özellikle kadın bedeninin parçalı çekimleri bu açıdan önemlidir. Yüz, dudak, bacak, omuz ya da saç, karakterin öznel bütünlüğünden ayrıldığında, beden anlatı kişiliğini kaybedebilir. Geriye arzunun tuttuğu bir yüzey kalır. Fetişleştirme, bütün bedeni değil, seçilmiş ayrıntıyı parlatır.
Fetişizm ve Kaygının Bastırılması
Fetişleştirmenin temelinde çoğu zaman kaygının bastırılması vardır. Sinema, rahatsız edici bir farkı güzelliğe, tehlikeyi çekiciliğe, eksikliği parıltıya çevirebilir. Bu işlem, görüntünün ideolojik gücünü gösterir. Kadın bedeni, sınıfsal çelişki, ırksal fark, queer arzu ya da şiddet, sinema tarafından estetikleştirildiğinde izleyici bu çatışmalarla doğrudan yüzleşmeyebilir. Görüntü güzelleşir; fakat güzellik bazen gerçeği örtme işlevi görür. Fetiş, tam da burada devreye girer. Çatışmayı yok etmez; onu büyüleyici bir yüzeyin altına iter. Fetişleştirme her zaman açık bir şiddet biçiminde görünmez. Hatta çoğu zaman hayranlık, yüceltme ve güzelleştirme biçiminde görünür. Fakat bu yüceltme, öznenin karmaşıklığını silip onu işlevsel bir imgeye dönüştürüyorsa sorun devam eder.
Fetişizmi Bozmak
Feminist, queer ve deneysel sinema, fetişleştirici bakışı bozmanın yollarını arar. Bunu yalnız kadın karakterleri merkeze alarak yapmaz. Bedenin temsil biçimini değiştirir. Kamera bedeni parçalara ayırmak yerine onun yaşanmışlığını, zamanını ve opaklığını koruyabilir. Yakın plan, güzellik üretmek yerine yüzün düşüncesini ve kırılganlığını taşıyabilir.
Fetişizmi bozmak, hazzı yok etmek değildir. Daha etik ve daha karmaşık bir haz düzeni kurmaktır. Beden arzulanabilir; fakat bu arzu bedeni nesneye indirgemek zorunda değildir. Nesne anlam taşıyabilir; fakat toplumsal ilişkileri örten büyülü bir yüzey olmak zorunda değildir. Bu nedenle fetişizm eleştirisi, görüntüyü yasaklamaz. Görüntünün nasıl büyülendiğini sorar. Hangi ayrıntı neden parlatılıyor? Hangi kaygı hangi güzellikle örtülüyor? Hangi beden hangi işlev için idealize ediliyor? Sinema teorisi için asıl soru budur.
Sonuç
Fetişizm, sinemada arzunun nesneye nasıl bağlandığını ve görüntünün kaygıyı nasıl bastırdığını anlamak için temel bir kavramdır. Freudcu düzeyde fetiş, eksiklik ve farkla karşılaşmanın yarattığı huzursuzluğu yönetir. Marxçı düzeyde meta fetişizmi, toplumsal ilişkileri nesnelerin büyüsü altında gizler. Mulvey’nin film teorisinde ise fetişleştirme, klasik sinemanın kadın bedenini görsel haz nesnesine dönüştürme mekanizması olarak belirginleşir.
Sinemada fetiş, yalnız arzu edilen nesne değildir. Aynı zamanda bakışın durduğu, kaygının örtüldüğü, bedenin parçalandığı ve anlamın yüzeye toplandığı noktadır. Bu yüzden fetişizm, sinemanın yalnız erotik değil, ideolojik yapısını da açığa çıkarır.
Görüntünün büyüsü çoğu zaman masum görünür. Fakat bu büyü, özneyi nesneye, bedeni yüzeye, emeği metaya, arzuyu tekrarlanan işarete dönüştürebilir. Sinema kuramının görevi, bu büyüyü basitçe reddetmek değil, onun nasıl üretildiğini göstermektir.
