Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Giriş: Geçmiş Neden Artık Tarih Olarak Deneyimlenmez?
Fredric Jameson’un postmodernizm çözümlemesinde temel sorunlardan biri, geçmişin ortadan kalkması değil, geçmişle kurulan ilişkinin değişmesidir. Postmodern kültür tarihsel dönemlere, eski anlatılara ve unutulmuş üsluplara yoğun biçimde yönelir; ancak bu dönüş çoğu zaman tarihsel bilincin güçlendiği anlamına gelmez. Geçmiş, toplumsal çatışmaları, üretim ilişkileri ve siyasal dönüşümleriyle yeniden düşünülmek yerine, imgelerden ve tanınabilir üsluplardan oluşan bir repertuvara dönüşür.
Jameson bu durumu tarihselliğin zayıflaması olarak ele alır. Tarihsel bilinç, geçmiş hakkında bilgi sahibi olmaktan daha fazlasıdır. Bireyin içinde yaşadığı zamanı önceki dönemlerle ilişkilendirebilmesi, bugünün hangi süreçlerden doğduğunu kavrayabilmesi ve geleceği mümkün bir dönüşüm alanı olarak düşünebilmesi gerekir. Bu bağlar çözüldüğünde geçmiş, şimdiyi açıklayan tarihsel bir süreç olmaktan çıkarak seyredilen, taklit edilen ve tüketilen bir görünüşe dönüşür.
Tarihsel Bilinç: Geçmişi Şimdiyle Birlikte Düşünmek
Jameson açısından tarih, tamamlanmış olayların sıralandığı tarafsız bir kayıt değildir. Bugünün toplumsal yapıları, geçmişteki çatışmaların, bastırılmış imkânların ve çözülmemiş çelişkilerin sonucudur. Tarihsel düşünme bu nedenle geçmişi yalnızca hatırlamak değil, şimdinin içinde işlemeye devam eden tarihsel belirlenimleri kavramaktır.
Postmodern kültürde ise şimdi ile geçmiş arasındaki nedensel bağ zayıflar. Tarihsel dönemler birbirinden farklı üretim ve deneyim biçimleri olarak değil, yan yana getirilebilen estetik seçenekler olarak görünmeye başlar. Barok, Art Deco, 1950’ler Amerikası, film noir ya da 1980’ler pop kültürü aynı görsel arşivin kullanılabilir parçalarına dönüşür. Bir dönemin biçimleri, onları ortaya çıkaran tarihsel koşullardan ayrılarak yeniden üretilebilir. Bu dönüşüm, geçmişin unutulmasından farklıdır. Postmodern kültür geçmişi sürekli hatırlar; fakat onu tarihsel olarak değil, stilistik olarak hatırlar.
Nostalji Kipi: Geçmişin Değil, “Geçmişlik” Duygusunun Üretimi
Jameson’un “nostalji kipi” olarak tanımladığı yapı, belirli bir tarihsel dönemi doğru biçimde yeniden kurmayı amaçlamaz. Asıl amaç, izleyicide geçmişe ait olduğu düşünülen bir atmosfer yaratmaktır. Kostümler, müzikler, otomobiller, mimari ayrıntılar, renk düzenleri ve sinematografik tercihler, tarihsel bir çözümleme sunmak yerine tanınabilir bir “geçmişlik” duygusu üretir. Bu nedenle nostalji, doğrudan yaşanmış bir zamana duyulan özlemle sınırlı değildir. İnsanlar hiç yaşamadıkları dönemlere de özlem duyabilirler; çünkü özlenen şey tarihsel dönemin kendisi değil, medya ve kültür endüstrisi tarafından kurulmuş imgesidir. Geçmiş, deneyimlenmiş bir süre olmaktan çıkarak önceden hazırlanmış görüntüler aracılığıyla tanınır.
Buradaki belirleyici ayrım, tarihsel temsil ile geçmişin estetik simülasyonu arasındadır. Tarihsel temsil, bir dönemin çelişkilerini ve maddi koşullarını anlamaya çalışır. Nostalji kipi ise dönemin görünüşünü yeniden üretir. Böylece geçmişin anlamı değil, biçimi geri döner.
Nostalji Sineması ve Üslupların Geri Dönüşü
Jameson, bu dönüşümü özellikle sinema üzerinden açıklar. Nostalji filmi her zaman geçmişte geçen film demek değildir. Bir yapım günümüzde geçebilir; ancak görüntü düzeni, karakter tipleri, ışık kullanımı ve anlatı kalıplarıyla daha eski bir sinema dilini yeniden üretebilir. Chinatown, geçmiş bir dönemi yalnızca olaylarıyla değil, klasik kara film estetiğini dönüştürerek kurar. Body Heat ise geçmişte geçmediği hâlde film noir’ın görsel ve anlatısal kodlarını yeniden dolaşıma sokar. Bu filmlerde geri dönen şey yalnızca belirli olaylar değil, geçmiş sinemanın geçmişi gösterme biçimidir.
Böylece kültür, tarihin kendisine değil, tarihin daha önceki temsillerine başvurur. Geçmişe doğrudan erişim mümkün değilmiş gibi, sinema eski filmleri, reklamları, fotoğrafları ve popüler imgeleri yeniden işler. Temsil edilen artık tarih değil, tarihin önceden üretilmiş görüntüleridir. Bu durum referansların çoğalmasına rağmen tarihsel derinliğin azalmasına yol açar. İzleyici bir imgenin hangi döneme veya türe gönderme yaptığını tanıyabilir; fakat o dönemin toplumsal yapısını kavramak zorunda değildir.
Belleğin Kültürel Metaya Dönüşmesi
Postmodern nostalji, belleği özel ve kolektif deneyimlerin taşıyıcısı olmaktan çıkararak kültürel dolaşımın parçası hâline getirir. Geçmiş dönemlere ait nesneler, müzikler ve görsel biçimler yeniden paketlenir. Retro tasarım, vintage moda, yeniden çevrimler ve eski yapımların devam filmleri, belleğin ekonomik değer kazanmasının farklı biçimleridir. Bu süreçte eski ile yeni arasındaki sınır da bulanıklaşır. Geçmiş üsluplar özgün tarihsel bağlamlarından koparıldığında, bugünün üretim sistemine ait yeni mallar olarak yeniden sunulabilir. Eski görünen nesne aslında güncel pazar için üretilmiştir. Onun değeri tarihsel tanıklığından değil, belirli bir atmosferi hızla çağırabilmesinden kaynaklanır.
Jameson açısından sorun, geçmiş biçimlerin kullanılmasında değildir. Sanat her zaman önceki biçimlerle ilişki kurmuştur. Sorun, geçmişle kurulan ilişkinin eleştirel ve tarihsel niteliğini kaybetmesi; eski üslupların yalnızca seçilebilir yüzeyler hâline gelmesidir.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Fredric_Jameson
Zamanın Mekânsallaşması ve Sürekli Şimdi
Tarihselliğin zayıflaması, zaman deneyiminin yapısını da değiştirir. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir süreklilik kurulamaması, kültürel deneyimi birbirinden kopuk anların yan yana gelişi hâline getirir. Zaman, ilerleyen ve dönüşen bir süreç olarak değil, içinde dolaşılan bir imgeler alanı olarak algılanır. Bu nedenle Jameson postmodern kültürde mekânsal düzenlemelerin zamansal anlatının önüne geçtiğini düşünür. Tarihsel dönemler birbiri ardına gelen süreçler olmaktan çıkarak aynı anda erişilebilen stillere dönüşür. Dijital arşiv, televizyon, sinema ve reklam, farklı dönemlere ait imgeleri aynı ekran üzerinde yan yana getirir. Zamanın sürekliliği yerine görsel eşzamanlılık egemen olur.
Ortaya çıkan şey sürekli genişleyen bir şimdidir. Geçmiş, şimdiki zamanda yeniden kullanılabilen bir kaynak; gelecek ise henüz pazara sunulmamış yeniliklerin alanı olarak belirir. Tarihsel dönüşüm fikri zayıflarken kültür, devamlı yenilenen fakat yapısal olarak değişmeyen bir şimdi içinde işlemeye başlar.
Özne, Bellek ve Anlatısal Süreklilik
Tarihsel bilinçteki çözülme yalnızca kültürel ürünlerin biçimiyle ilgili değildir. Özne de kendisini zamansal bir anlatı içinde kurmakta zorlanır. Kişisel kimlik, geçmiş deneyimlerin hatırlanması ve geleceğe ilişkin beklentilerin kurulmasıyla süreklilik kazanır. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki bağ koparıldığında özne birbirini izleyen yoğun fakat geçici anların içinde kalır.
Jameson’un Lacancı gösteren zinciri tartışmasına başvurduğu nokta burasıdır. Anlam, tek tek göstergelerden değil, göstergelerin birbirleriyle kurduğu zamansal ilişkiden doğar. Bu zincirin kopması, birbirine bağlanamayan şimdilerin çoğalmasına neden olur. Deneyim güçlü görüntüler ve duygulanımlar üretebilir; ancak bunlar bütünlüklü bir yaşam anlatısı içinde yerlerini bulamaz. Postmodern öznenin belleksizliği, hiçbir şeyi hatırlamaması değildir. Tersine, çok sayıda görüntüyü, sesi ve kültürel referansı taşıyabilir. Eksik olan, bu parçaları tarihsel ve anlatısal bir bütün içinde ilişkilendirme yetisidir.
Tarihsel Düşünmenin Yeniden Kurulması
Jameson’un çözümlemesi geçmişe nostaljik bir dönüş çağrısı değildir. Modernizmin biçimlerini yeniden canlandırmak ya da kaybedilmiş bir kültürel bütünlüğü geri getirmek çözüm oluşturmaz. Çünkü nostaljik geri dönüşün kendisi, eleştirilen postmodern mantığın bir parçası olabilir. Tarihsel düşünmenin yeniden kurulması, geçmiş üslupları canlandırmak yerine güncel kültürel biçimlerin hangi tarihsel koşullardan doğduğunu araştırmayı gerektirir. Bir film, roman, mimari yapı ya da görsel imge yalnızca taşıdığı referanslarla değil, içinde üretildiği ekonomik ve toplumsal ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, kültürel ürünü zaman dışı bir estetik nesne olmaktan çıkarır. Yapıt, kendi döneminin çelişkilerini taşıyan ve bu çelişkilere sembolik çözümler üretmeye çalışan tarihsel bir biçim olarak okunur. Böylece geçmiş, tüketilebilir bir görüntü arşivi olmaktan çıkarak bugünün yapısını anlamanın aracı hâline gelir.
Sonuç
Jameson’un nostalji eleştirisi, geçmişe duyulan özlemin yanlışlığını göstermekten çok, geçmişin hangi biçimde geri döndüğünü sorgular. Postmodern kültürde tarih yok olmaz; görüntüler, üsluplar ve tanınabilir dönem kodları içinde sürekli yeniden üretilir. Ancak bu yoğun geri dönüş, tarihsel bilincin varlığını garanti etmez. Geçmiş toplumsal koşullarından ayrıldığında, belleğin yerine estetik tanıma geçer. İzleyici bir dönemin nasıl göründüğünü bilir; fakat o görünüşün hangi çatışmaların, umutların ve dönüşümlerin içinden doğduğunu kavrayamaz. Nostalji, geçmişi korurken onun tarihsel ağırlığını boşaltabilir.
Jameson’un asıl sorusu bu nedenle geçmişin hatırlanıp hatırlanmadığı değil, şimdinin tarihsel olarak düşünülüp düşünülemediğidir. Çünkü geçmiş yalnızca bir stil arşivine dönüştüğünde, gelecek de dönüştürülebilir bir imkân olmaktan çıkar. Tarihsel bilinç, geçmişe geri dönme arzusu değil; bugünün zorunlu ve değişmez olmadığını kavrama yetisidir.
