Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
İnsan ve Değer Problemi Etrafında Kurulan Bir Felsefe
İoanna Kuçuradi, çağdaş Türk felsefesinin değer, etik, insan onuru ve insan hakları alanlarında özgün bir kavramsal çerçeve geliştiren başlıca temsilcilerindendir. Felsefi çalışmasının hareket noktası, insanların aynı kişiyi, eylemi ya da durumu birbirinden bütünüyle farklı biçimlerde değerlendirmesidir. Bu farklılık, değerlerin kişiden kişiye değiştiğini mi gösterir; yoksa değerlendirme sırasında nesneye ilişkin bilginin yerini alışkanlıkların, çıkarların ve hazır yargıların aldığını mı? Kuçuradi’nin düşüncesi, büyük ölçüde bu soruya verilen cevabın geliştirilmesiyle biçimlenmiştir.
4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğan Kuçuradi, Zapyon Kız Lisesinden sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde öğrenim gördü ve 1959’da mezun oldu. Doktorasını 1965’te tamamladı; İstanbul Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesindeki çalışmalarının ardından 1968’de Hacettepe Üniversitesine geçti. 1969’da kurduğu Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü 2003 yılına kadar yönetti. Akademik hayatının erken döneminde Max Scheler, Nietzsche ve Schopenhauer üzerine yoğunlaşması, daha sonra geliştireceği insan ve değer anlayışının ilk düşünsel zeminini oluşturdu.
Kuçuradi’nin felsefesi, insanı yalnızca biyolojik özellikleriyle ya da toplumsal rollerinin toplamıyla açıklamaz. İnsan, bazı olanakları gerçekleştirebilen bir varlıktır: Bilgi üretebilir, sanat yaratabilir, adil davranabilir, özgürce karar verebilir ve başka insanların yaşamını koruyabilir. Fakat aynı insan, bu olanakların tersine yönelerek kişileri araçlaştırabilir, değerleri harcayabilir ve başkalarının insan olarak gelişmesini engelleyebilir. Dolayısıyla “insan nedir?” sorusu, onun hangi özelliklere sahip olduğundan çok, neyi gerçekleştirme imkânı taşıdığı ve bu imkânları eylemleriyle nasıl kullandığı üzerinden ele alınır.
Bu insan görüşü, Kuçuradi’nin değer felsefesiyle doğrudan bağlantılıdır. Değerler, kişilerin beğenilerine göre oluşturduğu keyfî tercihler değildir. Bir insanın, eserin, eylemin ya da kurumun değeri; onun kendi yapısında taşıdığı özellikler ve insan yaşamı bakımından ortaya çıkardığı imkânlarla ilgilidir. Felsefenin görevi değerleri övmek, geleneksel değer listeleri hazırlamak ya da insanlara hazır davranış kuralları vermek değil; değer sorunları üzerine bilgi üretmektir.
Değer Yargısından Doğru Değerlendirmeye
Kuçuradi’nin düşüncesini kavramak için “değer”, “değer yargısı” ve “değerlendirme” arasındaki ayrımı korumak gerekir. Gündelik hayatta değerlerden söz edilirken çoğu zaman toplum tarafından benimsenmiş hükümler, beğeniler ve normlar kastedilir. Bir davranışın “iyi”, bir insanın “kötü”, bir eserin “güzel” veya bir düşüncenin “tehlikeli” sayılması, değerlendirme yapılmış olduğu anlamına gelir; ancak ortaya çıkan her hüküm nesnesinin değerine uygun değildir.
Değer yargıları belirli bir toplumda, çevrede veya dönemde geçerli olan genel kabullerdir. İnsanlar çoğu zaman karşılaştıkları tekil durumu araştırmak yerine bu hazır ölçüleri uygular. Bir kişiyi mensup olduğu topluluğa, bir eylemi sonucuna, bir sanat eserini yerleşik zevklere veya bir düşünceyi siyasal konumuna göre yargılamak, değerlendirme faaliyetini bilgi edinmeden tamamlamaktır. Kuçuradi’nin karşı çıktığı değer göreceliği de büyük ölçüde bu karışıklıktan doğar: Değer yargılarının kültürlere ve kişilere göre değişmesi, değerlerin kendilerinin zorunlu olarak göreli olduğunu kanıtlamaz.
Doğru değerlendirme, değerlendirilen şeyin yapısını ve içinde bulunduğu koşulları bilmeyi gerektirir. Bir eylemin değeri yalnız sonucuna bakılarak belirlenemez; eyleyen kişinin ne yaptığı, bunu hangi durumda ve hangi amaçla yaptığı, başka kişilere nasıl yöneldiği birlikte incelenmelidir. Aynı dış görünüşe sahip iki davranış, farklı koşullar ve amaçlar içinde karşıt değerler taşıyabilir. Yardım etmek, insanı kendi kararlarını verebilecek duruma getirebileceği gibi onu bağımlı hâle de getirebilir. Doğruyu söylemek bir kişiyi koruyabileceği gibi belirli bir durumda onu bile isteye tehlikeye atmanın aracına dönüşebilir.
Kuçuradi’nin değerlendirme anlayışı, genel kuralları tümüyle reddetmez; fakat tekil durumun bilgisini kuralın mekanik uygulanmasından üstün tutar. Etik eylem, ezberlenmiş bir normu tekrar etmek değil, karşılaşılan durumda korunması gereken değeri görebilmektir. Böyle bir görme, duygusal yakınlıktan veya iyi niyetten önce bilgiye dayanır. İnsanlara değerlerine uygun davranabilmek için onları, koşullarını ve yapılan eylemin olası sonuçlarını anlamak gerekir.
Bu yaklaşım, Kuçuradi’nin edebiyat ve sanatla kurduğu ilişkiyi de açıklar. Edebî eserlerdeki kişiler ve çatışmalar, etik sorunların soyut tanımlar olmaktan çıkarak tekil insan durumları içinde incelenmesine imkân verir. Bir karakterin seçimi, aynı koşullarda başka türlü davranma ihtimali ve eylemin diğer kişiler üzerindeki etkisi, insanın değerleri gerçekleştirme ya da harcama biçimlerini düşünmek için somut malzeme sunar. Sanata Felsefeyle Bakmak ve çeşitli edebiyat çözümlemeleri, sanat eserini yalnız estetik haz bakımından değil, insan olanaklarının bilgisine yaptığı katkı bakımından da ele alır.
Etik, İnsan Onuru ve İnsan Hakları
Kuçuradi etiği, “ne yapmalıyız?” sorusuna her durumda geçerli emirler veren bir normlar sistemi olarak kurmaz. Etik, kişilerin kendileriyle ve başkalarıyla ilişkilerinde karşılaştıkları değer sorunlarının felsefi bilgisidir. Bir eylemin etik niteliği, yürürlükteki kurala uyup uymamasından önce, eylemin kişiye ve insanın değerine nasıl yöneldiğinde aranır. Türkiye Felsefe Kurumunun Etik için yaptığı açıklama da kitabın, insan ilişkilerinde ve eylem sırasında ortaya çıkan değer sorunlarını aydınlatma girişimi olduğunu belirtir.
Bu çerçevede insan onuru, toplumsal statüye, başarıya, şöhrete veya kişinin başkalarından gördüğü saygıya bağlı değildir. Kuçuradi insan onurunu, insan olmanın değerinin bilinciyle ilişkilendirir. Bu bilinç, kişinin yalnız kendisi için hak talep etmesine değil, başka insanlara nasıl davrandığının sorumluluğunu üstlenmesine yol açar. İnsan onuru, başına gelen her haksızlıkta otomatik olarak kaybettiği bir mülk değildir; kişi, başka bir insanın değerini harcayan eylemde bulunduğunda kendi etik bütünlüğünü zedeler. Kuçuradi’nin ifadesiyle insan onurunun korunması ya da çiğnenmesi, yalnızca bize yapılanlarla değil, bizim başkalarına yaptıklarımızla da ilgilidir.
İnsan hakları öğretisi de aynı insan anlayışına dayanır. İnsan hakları, belirli devletlerin vatandaşlarına tanıdığı ayrıcalıklar ya da kültürlerin uzlaşmayla oluşturduğu değişken talepler değildir. İnsan türünün sahip olduğu olanakların kişilerde korunabilmesi için gerekli istemlerdir. Eğitim, sağlık, ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve işkence görmeme gibi hakların ortak temeli, insanların insan olarak gelişmesini mümkün kılan koşulların güvence altına alınmasıdır.
Kuçuradi, insan haklarını etik ilkeler olarak düşünürken hakların hukukla ilişkisini reddetmez. İnsan haklarının korunabilmesi için anayasalara, yasalara ve kurumlara ihtiyaç vardır; fakat bir hakkın felsefi temeli yürürlükteki hukuktan gelmez. Hukuk, insanın değerine uygun olduğu ölçüde meşru bir koruma aracı hâline gelir. Bir devletin belirli bir uygulamayı yasallaştırması, o uygulamanın insan haklarına uygun olduğunu göstermez. Felsefi bilgi burada, mevcut normların ve siyasal kararların hangi insan anlayışına dayandığını sınama görevi üstlenir.
İnsan hakları eğitimi de hakların adlarını ezberletmeye indirgenemez. İnsanların bir durumda hangi hakkın tehlikede olduğunu görebilmesi, kavramları doğru kullanması ve tekil olayları bilgiyle değerlendirmesi gerekir. Kuçuradi’nin etik eğitim üzerinde ısrar etmesinin sebebi budur. Eğitim yalnız bilgisel yetenekleri geliştirdiğinde, kişinin neyi neden koruması gerektiğini görmesini sağlayacak etik yetenekler eksik kalır. İnsan hakları derslerinin amacı, sloganları tekrarlayan bireyler değil, karşılaştıkları olaylarda adaletsizliği ayırt edebilen kişiler yetiştirmektir.

Kaynak: https://icomdp.org/comission/ioanna-kucuradi-2/
Felsefenin Kurumsallaşmasına Katkısı
Kuçuradi’nin çalışması kitaplarıyla sınırlı değildir. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurması, felsefe ve insan hakları alanında lisansüstü programların oluşmasına öncülük etmesi ve Türkiye Felsefe Kurumundaki uzun süreli çalışmaları, onun Türkiye’de felsefenin kurumsallaşmasındaki yerini belirler. Hacettepe Üniversitesinde 1997’de İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezini kurmuş; 1998’den itibaren UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsünü yürütmüştür. 2006’da Maltepe Üniversitesine geçerek İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezini ve bu alandaki lisansüstü programları geliştirmiştir. Maltepe Üniversitesinin güncel kayıtlarında Merkez Müdürü olarak yer almakta; Türkiye Felsefe Kurumu da onu kurumun başkanı olarak göstermektedir.
Uluslararası Felsefe Dernekleri Federasyonunda genel sekreterlik ve başkanlık yapması, felsefe çalışmalarının Türkiye ile sınırlı kalmadığını gösterir. Felsefenin dünya problemleri karşısındaki sorumluluğu, insan haklarının kavramsal temelleri ve felsefe eğitiminin kamusal işlevi, yürüttüğü uluslararası çalışmaların ana eksenleridir. 2003 Dünya Felsefe Kongresi’nin İstanbul’da düzenlenmesindeki rolü ve UNESCO çerçevesindeki etkinlikleri, Türkiye’deki felsefe ortamının uluslararası kurumlarla sürekli ilişki kurmasına katkı sağlamıştır.
Bu kurumsal yön, onun felsefe anlayışından bağımsız değildir. Kuçuradi’ye göre felsefe, yalnız uzmanların kendi aralarında yürüttüğü tarihsel bir yorum faaliyeti değil, kavram karışıklıklarını giderebilen ve çağın sorunlarına ilişkin bilgi sağlayabilen bir disiplindir. İnsan hakları, barış, eğitim, etik, demokrasi ve kamu yaşamı üzerine çalışması, felsefi bilginin somut sorunlara uygulanabileceğini gösterme çabasına bağlıdır. Uygulama burada teorinin yerine geçmez; tersine, doğru kavramlaştırma olmadan yapılan müdahalelerin yeni sorunlar üreteceği kabulüne dayanır.
Eserleri ve Türk Felsefesindeki Yeri
Kuçuradi’nin ilk eserleri, insan problemini Nietzsche, Schopenhauer ve Max Scheler üzerinden araştırır. Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik, Nietzsche ve İnsan ve Schopenhauer ve İnsan, farklı filozofların insan görüşlerini yalnız tarihsel olarak aktarmak yerine, onların insanın değerine ve eylem olanaklarına ilişkin sonuçlarını inceler. Bu çalışmaların ardından yayımlanan İnsan ve Değerleri, değer ile değerlendirme arasındaki ayrımın temelini kurar; Etik ise kişi ilişkileri ve eylem içindeki değer sorunlarına yönelir. Sanata Felsefeyle Bakmak, sanat eserlerinin insan ve değer bilgisiyle ilişkisini; Çağın Olayları Arasında güncel sorunların kavramsal arka planını; Uludağ Konuşmaları özgürlük, etik ve insan yaşamı üzerine düşüncelerini bir araya getirir. Hacettepe Üniversitesinin resmî yayın listesi bu eserlerin düşünsel gelişim içindeki sırasını açık biçimde gösterir.
İnsan hakları üzerine yazıları ve yönettiği çalışmalar, değer felsefesinin ayrı bir uygulama alanı değil, doğal devamıdır. İnsanın değerinin ne olduğu bilinmeden hangi hakların neden korunması gerektiği temellendirilemez. Kuçuradi’nin felsefesi, etik ile insan hakları arasındaki bağı genel iyi niyet veya insancıl duygu üzerinden değil, insanın yapısına ilişkin bilgi üzerinden kurar. İnsan haklarının evrenselliği de bütün kültürlerin aynı değer yargılarını paylaşmasına değil, her insanın insan türüne özgü olanakları taşımasına dayanır.
Türk felsefe tarihindeki konumu, bir yandan özgün bir değer ve etik görüşü geliştirmesi, diğer yandan bu görüşü eğitimden hukuka, sanattan kamu yönetimine kadar farklı alanlarda işletmesiyle belirlenir. Kuçuradi, değerleri öznel beğenilere indirgeyen görecelik ile etiği hazır kurallar toplamı sayan normculuk arasında başka bir yol açmıştır. Değerlerin bilgisinin mümkün olduğunu, fakat bu bilginin her tekil durumda yeniden araştırılması gerektiğini savunur. Böylece etik eylem, kurala itaatten önce görme, bilme ve sorumluluk üstlenme meselesine dönüşür.
Sonuç
İoanna Kuçuradi’nin felsefi çalışması, insanı değerlendirme probleminden başlayarak insan haklarının temellendirilmesine uzanan tutarlı bir çizgi izler. İnsanlar ve eylemler hakkındaki farklı yargılar, değerlerin bütünüyle göreli olduğunu göstermez; çoğu zaman değerlendirme için gerekli bilginin edinilmediğini ortaya koyar. Doğru değerlendirme, tekil durumun özelliklerini, eylemin yöneldiği kişiyi ve korunması ya da harcanması mümkün olan değerleri birlikte görebilmeyi gerektirir.
Bu yaklaşım etik, insan onuru ve insan haklarını aynı insan görüşü içinde buluşturur. İnsan hakları, soyut bildirgelerde kalan iyi niyet ifadeleri değil, kişilerin insan olanaklarını gerçekleştirebileceği koşulları koruma talepleridir. Kuçuradi’nin hem felsefi eserleri hem de kurumsal çalışmaları, Türkiye’de felsefenin yalnızca geçmiş öğretileri aktaran bir akademik alan olmadığını; insan yaşamındaki değer sorunları üzerine bilgi üreten etkin bir düşünme biçimi olabileceğini göstermiştir.
