Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Diyalektiğin Sorunu: Dünyayı Düşünmek mi, Dünyadan Düşünmek mi?
Karl Marx’ın diyalektik yöntemi, yalnızca Hegel’den devralınmış bir düşünme tekniğinin materyalist biçimde yeniden düzenlenmesi değildir. Doğan Göçmen’in Marx’ın yöntemsel gelişimini izlediği sunumda belirleyici ayrım, düşüncenin hareket noktasında ortaya çıkar: Kavramlardan gerçekliğe doğru ilerleyen bir sistem yerine, maddi ve toplumsal ilişkilerin kendi hareketinden kavramlara ulaşmak. Marx’ın ekonomi politiğe yönelişi de bu nedenle yalnızca iktisadi sorunlara duyulan yeni bir ilgiyi değil, felsefenin nesnesinin ve yönteminin değişmesini ifade eder.
Marx’ın gençlik dönemindeki hukuki ve siyasal sorunlardan ekonomik ilişkilere geçişi bu dönüşümün ilk görünür aşamalarından biridir. Rheinische Zeitung döneminde köylülerin ormandan odun toplamasının suç hâline getirilmesi üzerine yürüttüğü tartışma, hukuki biçimlerin gerisinde mülkiyet ilişkilerinin bulunduğunu fark etmesine yol açar. 1844 elyazmalarında ekonomi politiğin kategorileri artık yalnızca ekonomik açıklama araçları olarak değil, insanın kendi emeği ve ürünüyle kurduğu yabancılaşmış ilişkinin biçimleri olarak ele alınmaktadır. Kapital’in “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” alt başlığı bu bakımdan sonradan eklenmiş bir tanımlama değil, Marx’ın uzun düşünsel güzergâhının merkezindeki problemi ifade eder.
Hegel’i Tersyüz Etmek
Marx’ın kendi diyalektiğini Hegel’in yöntemiyle karşılaştırırken kullandığı “tersyüz etme” düşüncesi, onun felsefi konumunu anlamak açısından temel önemdedir. Hegel’de düşünsel süreç, İdea’nın kendisini açması ve kendi karşıtlıkları üzerinden daha yüksek belirlenimlere ulaşması biçiminde kurulur. Marx ise gerçek toplumsal ilişkilerin düşüncenin ürünü olduğu anlayışına karşı çıkar. Düşünce, kendi başına gerçekliği yaratan bağımsız bir özne değildir; kavramsal olan, maddi dünyanın insan zihninde işlenmiş biçimidir.
Göçmen’in yorumunda bu dönüşüm, Alman idealizminin “gökyüzünden yeryüzüne” hareketinin tersine çevrilmesi olarak belirir. Marx ve Engels’in yönelimi, hazır düşünsel kategorilerden yaşamı açıklamaya değil, yaşamın gerçek ilişkilerinden düşünsel kategorilere ulaşmaya dayanır. Bilinç maddi yaşamı kendisinden yaratmaz; bilinç de tarihsel ve toplumsal yaşamın içinde oluşur. Böylece diyalektik, gerçekliğe dışarıdan uygulanacak bir düşünce şeması olmaktan çıkar ve gerçek ilişkilerin hareketini kavramanın yöntemi hâline gelir.
Bu durum Marx’ın Hegel’i tümüyle reddettiği anlamına gelmez. Tersine, Hegel’in çelişkiyi, dolayımlanmayı ve süreç içinde oluşu düşünme gücü Marx açısından vazgeçilmezdir. Ayrım, bu hareketin nerede gerçekleştiğinde ortaya çıkar. Göçmen’in vurguladığı biçimiyle Marx, Hegel’in düşünmenin büyük ustası olduğunu kabul ederken, diyalektiğin maddi ve tarihsel ilişkilerin çözümlemesine yerleştirilmesi gerektiğini savunur. Hegelci yöntemin “rasyonel çekirdeği” korunurken idealist kuruluşu reddedilir.
İçkin Eleştiri: Kategoriler Neden Gerçekliğin Eleştirisidir?
Marx’ın ekonomi politik eleştirisinin özgünlüğü, kapitalist topluma dışarıdan kurulmuş ahlaki bir idealin uygulanmamasında bulunur. Eleştiri içkindir: Kapitalist toplum kendi kategorileri, kendi iddiaları ve kendi işleyişi üzerinden çözümlenir. Değer, meta, para, ücret, sermaye gibi kategoriler yalnızca iktisatçıların gerçekliği açıklamak için ürettikleri soyut kavramlar değildir. Belirli tarihsel toplumsal ilişkilerin düşünsel ifadeleridir.
Bu nedenle ekonomi politiğin kategorilerini eleştirmek, yalnız ekonomi teorisini eleştirmek anlamına gelmez. “Sermaye” kavramının çözümlenmesi, sermaye olarak var olan toplumsal ilişkinin; “ücret” kategorisinin çözümlenmesi, ücretli emeğin tarihsel biçiminin; “meta”nın çözümlenmesi ise üretimin meta biçiminde örgütlendiği toplumun eleştirisine dönüşür. Kavramsal eleştiri ile toplumsal eleştiri birbirinden ayrı değildir.
Marx’ın Proudhon’la ayrılığı da yöntem bakımından burada önem kazanır. Proudhon ekonomik kategorileri eleştirirken bazı piyasa ilişkilerini ve ücretli emeğin temel yapısını korumaya yönelir. Marx açısından ise kategoriler tarih dışı ve değişmez değildir. Piyasa, ücret, mülkiyet ya da sermaye insan toplumunun zorunlu biçimleri olarak kabul edilemez; belirli tarihsel ilişkiler içinde ortaya çıkmışlardır ve ancak bu ilişkiler içinde anlaşılabilirler. Eleştiri böylece tek tek “kötü sonuçların” düzeltilmesinden, bu sonuçları üreten toplumsal biçimlerin tarihsel eleştirisine geçer.
Meta: Basitten Karmaşığa
Kapital’in meta çözümlemesiyle başlaması bu yöntemsel tercihin sonucudur. Meta, kapitalist toplumun en basit görünen ekonomik biçimidir; fakat bu basit biçimin içinde daha karmaşık ilişkilerin gelişebileceği temel çelişkiler bulunmaktadır. Meta bir yandan belirli bir ihtiyacı karşılayan kullanım değeridir, diğer yandan başka metalarla değişime girebilen değişim değerinin taşıyıcısıdır. Böylece daha ilk çözümleme düzeyinde nitelik ile nicelik, gereksinim ile değişim, somut yararlılık ile soyut değer arasındaki ayrımlar ortaya çıkar.
Göçmen’in sunumunda meta bu nedenle burjuva toplumunun bir tür hücresi olarak düşünülür. Tıpkı karmaşık bir organizmanın temel yapısının hücrede bulunması gibi, kapitalist toplumun gelişmiş ilişkileri de meta biçiminin içindeki potansiyel ilişkilerden hareketle izlenebilir. Ancak burada söz konusu olan basit bir benzetmeden daha fazlasıdır. Marx, en soyut ve yalın toplumsal biçimden başlayarak para, sermaye, emek süreci, artı-değer, birikim ve sonunda dünya piyasasına kadar genişleyen ilişkiler bütününü kavramsal olarak yeniden kurar.
Bu ilerleyiş, gerçek tarihin kronolojik biçimde yeniden anlatılması değildir. Soyuttan somuta doğru kavramsal bir kuruluştur. “Basit” olan, tarihsel olarak mutlaka önce gelen değildir; karmaşık toplumsal bütünün çözümlenmesinde başlangıç noktası olarak seçilen en yalın ilişkidir. Marx’ın yöntemi bu nedenle bir olgular yığını sunmak yerine, toplumsal ilişkilerin birbirlerini nasıl gerektirdiğini ve hangi çelişkiler içinde geliştiklerini göstermeye çalışır.
Araştırma ile Sunum Arasındaki Ayrım
Marx’ın yönteminde araştırma süreci ile araştırmanın sonuçlarının sunulma biçimi birbirinden ayrılır. Araştırma, tarihsel belgelerin, ekonomik verilerin, kuramların ve toplumsal ilişkilerin ayrıntılı biçimde incelenmesini gerektirir. İç bağlantılar ancak bu dağınık malzeme içinde uzun bir çalışma sonucunda ortaya çıkarılabilir. Sunum aşamasında ise araştırmanın bulduğu ilişkiler, kendi kavramsal düzenleri içinde yeniden kurulurlar.
Bu ayrım Kapital’in neden meta gibi görünüşte basit bir kategoriden başladığını da açıklar. Marx’ın araştırması meta çözümlemesiyle başlamamıştır; yıllara yayılan ekonomi politik okumaları, tarihsel araştırmalar ve taslak çalışmalar bu sunumun öncesindedir. Grundrisse ve 1859 tarihli Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Kapital’e giden bu uzun yöntembilimsel oluşumun önemli aşamalarıdır. Yayımlanmış eserde ise araştırmanın karmaşık güzergâhı yeniden anlatılmaz; kapitalist ilişkinin kavramsal yapısı sistemli biçimde ortaya konur.
Ekonomi Politiğin Eleştirisinden İnsanlığın Kurtuluşuna
Göçmen’in Marx yorumunda yöntemin nihai amacı yalnızca kapitalist ekonominin daha doğru bir teorisini üretmek değildir. Marx’ın erken döneminden Kapital’e uzanan çizgide temel sorun insanın toplumsal kurtuluşudur. Politik kurtuluş, hukuk önünde eşitliği ve yurttaşlık haklarını sağlayabilir; fakat ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretildiği koşulları tek başına ortadan kaldırmaz. Marx’ın toplumsal kurtuluş problemi, özgürlüğün yalnız hukuki biçimlerde değil, insanların gerçek yaşam ilişkilerinde kurulmasını gerektirir.
Bu nedenle proletarya erken Marx’ın düşüncesinde yalnızca diğer sınıflar arasında bir sınıf değildir. Mülksüzlüğü ve ücretli emek içindeki konumu nedeniyle mevcut toplumsal ilişkinin çelişkilerini yoğunlaştıran maddi güç olarak belirir. Felsefenin dünyayı yalnız açıklamakla yetinmemesi düşüncesi de burada somutlaşır: Eleştiri, kendi toplumsal taşıyıcısı ve dönüştürücü pratiğiyle birleşmedikçe tamamlanmış değildir.
Sonuç
Marx’ın diyalektik yöntemi, hazır bir mantıksal şemanın gerçekliğe uygulanması olarak anlaşılamaz. Hegel’den devraldığı diyalektik hareketi maddi ve toplumsal ilişkilerin çözümüne yerleştirirken düşüncenin yönünü de değiştirir: kavramlardan dünyaya değil, dünyadaki gerçek ilişkilerden onların kavramsal kuruluşuna doğru ilerler.
Meta çözümlemesinden dünya piyasasına uzanan hareket bu nedenle yalnızca ekonomik kategorilerin sıralanması değildir. En basit toplumsal biçimin içindeki çelişkiler, giderek daha karmaşık ilişkiler içinde yeniden ortaya çıkar. Ekonomi politiğin eleştirisi de kavramların eleştirisiyle sınırlı kalmaz; bu kavramların ifade ettiği kapitalist varoluş biçimlerinin içkin eleştirisine dönüşür.
Marx’ın yönteminin ayırt edici niteliği tam burada bulunur: Gerçekliği, dışarıdan getirilen bir ideal adına yargılamak yerine, onun kendi ilişkileri ve çelişkileri içinden düşünmek. Diyalektik böylece yalnızca dünyayı açıklayan bir düşünme biçimi değil, tarihsel olarak oluşmuş olanın zorunlu ve değişmez olmadığını gösterebilen eleştirel bir yöntem hâline gelir.
