Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Bilinçdışı çoğu zaman insanın içinde bulunan, fakat doğrudan erişilemeyen ruhsal bir bölge olarak düşünülür. Buna göre kişi, farkında olmadığı düşünceleri, arzuları ve bastırılmış anıları içinde taşır; psikanaliz ise bu gizli içerikleri ortaya çıkaran bir yöntemdir. J.-D. Nasio’nun Lacan kuramına ilişkin ikinci dersinde geliştirdiği yaklaşım bu yaygın tasarımı kökten değiştirir. Nasio, bilinçdışını bireyin içinde önceden tamamlanmış biçimde duran bir nesne olarak değil, analitik ilişkinin belirli koşullarında ortaya çıkan bir yapı olarak ele alır. Bu nedenle dersin en çarpıcı önermesi şudur:
“Bilinçdışı sadece psikanaliz alanı içerisinde var olur.”
Bu ifade, insanların analiz dışında rüya görmediği, söz sürçmesi yaşamadığı veya semptom geliştirmediği anlamına gelmez. Freud’un Günlük Yaşamın Psikopatolojisi başta olmak üzere birçok çalışması, bilinçdışı etkilerin gündelik yaşamda açıkça görülebileceğini göstermiştir. Nasio’nun savunduğu düşünce daha özeldir: Bir rüya, sürçme, jest veya semptom kendiliğinden “bilinçdışı” adını taşıyan sabit bir nesne değildir. Onun bilinçdışı bir oluşum olarak belirlenmesi, dinlenmesi, başka öğelerle ilişkilendirilmesi ve analitik söylem içinde etkili hâle gelmesi gerekir. Bilinçdışı, bir kişinin içinde sessizce bekleyen içeriklerin toplamı değil, konuşma ile dinlemenin kesiştiği yerde gerçekleşen bir edimdir.
Bilinçdışı kişinin sahip olduğu bir şey değildir

Psikiyatrist, psikanalist ve yazar. Fotoğrafı Carole Bellaïche çekti.
Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Juan-David_Nasio
“Benim bilinçdışım” ifadesi, bilinçdışını kişiye ait bir mülk gibi gösterir. Nasio ise ikinci dersin başında bu anlayışa karşı çıkar ve “İçimizden her birine ait bilinçdışı yoktur” önermesini ileri sürer. Buradaki amaç, bireysel ruhsal yaşamı reddetmek değil, bilinçdışının konumunu değiştirmektir. Bilinçdışı, benliğin altında bulunan ikinci bir benlik değildir. Kişinin içinde sakladığı fakat henüz bilince çıkaramadığı kapalı bir bilgi deposu da değildir.
Analizanın konuşması sırasında söylediği her söz bilinçdışı değildir. İnsanlar bilinçli olarak düşünür, anlatır, açıklama yapar ve belirli sonuçlara ulaşmaya çalışırlar. Bilinçdışı, bu düzenli söylemin kesildiği yerde belirir. Konuşanın niyetini aşan bir sözcük, kendisini şaşırtan bir sürçme, beklenmedik bir benzetme, anlatının belirli bir noktasında ortaya çıkan duraksama veya konuşmanın akışına uymayan bir jest bu kesintiyi oluşturabilir. Nasio bunu, analizanın “niyetini aşan bir edim” olarak tanımlar. Özne söylediğinden fazlasını söyler ve kendi sözünün ortaya çıkardığı sonuç karşısında şaşırır. Ancak bu şaşkınlık tek başına bilinçdışını kurmaz. Bir sözün bilinçdışı bir oluşum olarak işlev kazanabilmesi için dinleyen kişinin de onu bu şekilde kabul etmesi gerekir. Analistin görevi, konuşanın istemeden söylediği sözcüğün altında gizlenmiş hazır anlamı açıklamak değildir. Analist, sözün taşıdığı fazlalığı işitir, onu başka sözlerle ilişkiye sokar ve ortaya çıkan kesintinin analitik süreç içinde etkili olmasına imkân tanır.
Bilinçdışı bu nedenle yalnızca analizanın edimine değil, analistin edimine de bağlıdır.
Analizanın edimi ve analistin edimi
Nasio, bilinçdışının analitik alanda ortaya çıkışını iki edimin birleşmesiyle açıklar. Birinci edim, analizanın bilinçli niyetini aşan sözüdür. Analizan, söylemek istediği şeyin dışına çıkar; sözünün içinde kendisinin planlamadığı bir öğe belirir. İkinci edim ise analistin bu öğeyi bilinçdışı bir oluşum olarak dinlemesi ve kabul etmesidir.
Analist, bilinçdışını dışarıdan teşhis eden tarafsız bir gözlemci değildir. Onun dinleyiş biçimi, müdahaleleri, sessizliği, yorumları ve kimi zaman istemsiz jestleri analitik alanın kuruluşuna katılır. Bu yüzden bilinçdışı, bir tarafta analizanın içinde bulunan ve diğer tarafta analistin keşfettiği bir nesne olarak düşünülemez. Analistin edimi ile analizanın edimi birbirinden kesin biçimde ayrılmış iki süreç değildir; analitik bağ içinde birbirini etkileyen ve aynı yapının parçaları hâline gelen iki harekettir.
Nasio’nun yaklaşımında analistin bilinçdışını dinleyebilmesi, yalnızca kuramsal eğitiminden kaynaklanmaz. Analistin kendisinin de analizden geçmiş olması gerekir. Bir analistin, analizanın sözündeki bilinçdışı oluşumu tanıyabilmesi, kendi analizinde bilinçdışının etkileriyle karşılaşmış olmasına bağlıdır. Analist, bilinçdışını dışarıdan bilen kişi değil, onun etkisini kendi deneyiminde tanımış kişidir. Bu nokta, psikanalitik bilgiyi başka bilgi biçimlerinden ayırır. Bilinçdışı hakkında bilgi sahibi olmak, kavramların tanımlarını bilmekle sınırlı değildir. Analist, bilinçdışının kendi sözünü, bedenini ve düşüncesini nasıl aşabildiğini deneyimlemiş olmalıdır. Böylece analizanın sözündeki kesintiyi yalnızca teorik bir örnek olarak değil, analitik bir olay olarak işitebilir.
Bilinçdışı keşfedilmez, analitik ilişkide üretilir
“Üretilmek” sözcüğü burada dikkatle anlaşılmalıdır. Bilinçdışının analitik ilişkide üretildiğini söylemek, analistin bilinçdışını keyfî biçimde icat ettiği anlamına gelmez. Analist, analizanın sözlerine istediği anlamı yükleyerek bilinçdışı yaratmaz. Bununla birlikte analiz, kişinin içinde önceden tamamlanmış biçimde duran bir bilinçdışının üzerindeki örtüyü kaldırmakla da yetinmez.
Nasio’nun savunduğu düşünceye göre analitik alan, bilinçdışı oluşumların meydana gelmesine ve etkili olmasına imkân veren koşulları kurar. Bir söz sürçmesi analizden önce gerçekleşmiş olabilir; fakat onun başka gösterenlerle bağlantısı, yeniden ortaya çıkışı ve analizanın söylemi üzerindeki etkisi analitik çalışma sırasında belirginleşir. Bilinçdışı, geçmişten getirilip masaya konulan sabit bir içerik değildir. Konuşma devam ettikçe, gösterenler birbirine bağlandıkça ve farklı zamanlarda yeniden belirdikçe biçim kazanır. Bu nedenle Nasio, bilinçdışının analizana ya da analiste ait olmadığını söyler. Bilinçdışı, analitik eşlerin ilişkisine ortak olan bir yapıdır. Aktarım içinde üretilir ve aktarım ilişkisi sürdüğü ölçüde işler. Analizanın sözünde beliren bir gösteren, analistin sözünde, jestinde veya sessizliğinde yeniden ortaya çıkabilir. Aynı şekilde analistin müdahalesi analizanın sonraki sözlerinde beklenmedik etkiler yaratabilir. Burada bilinçdışı iki kapalı kişi arasında taşınan bir mesaj değildir. Analizanın içinde hazırlanmış olan bilgi analiste gönderilmez. Analist de kendi bilgisini analizana aktarmaz. Bilinçdışı, iki öznenin katıldığı fakat hiçbirinin tek başına sahip olmadığı gösteren alanında meydana gelir.
Bilinçdışı zaten orada bulunan gizli bir metin değildir
Bilinçdışını gizli bir metin olarak düşünmek, psikanalitik yorumu da şifre çözme işlemine dönüştürür. Bu anlayışa göre semptomun, rüyanın veya söz sürçmesinin arkasında doğru bir anlam bulunmaktadır; analistin görevi bu anlamı ortaya çıkarıp hastaya açıklamaktır. Nasio’nun ikinci derste geliştirdiği yaklaşım, yorumun bu biçimde tanımlanmasını reddeder. Psikanalitik yorum, zaten orada bulunan son anlamı açığa çıkarmaz. Yorumun etkisi, gösteren zincirinde yeni bir bağlantı kurmasından gelir. Analist tarafından söylenen bir söz, analizanın daha önce kullandığı bir sözcüğü başka bir konuma taşıyabilir; unutulmuş bir ifadeyi yeniden etkinleştirebilir veya farklı zamanlarda ortaya çıkmış iki öğe arasında beklenmedik bir bağ kurabilir.
Bu nedenle yorum, bilinçdışını yalnızca açıklamaz; onu harekete geçirir.
Nasio’nun sözünü ettiği “adlandırma edimi” bu bağlamda önemlidir. Freud bir olayı bilinçdışı olarak adlandırdığında, yalnızca daha önce bilinen bir nesneye isim vermemiştir. Adlandırma, dağınık görünen olaylar arasında bir bütünlük kurmuş, yeni bir araştırma alanı yaratmış ve bu olayların başka bir düzen içinde düşünülmesini mümkün kılmıştır. Fakat analitik yorum yalnızca doğru adı bulmaktan oluşmaz. Yorumun gücü, çok fazla bilgi vermesinden değil, gösteren zincirinde bir sıçrama yaratabilmesinden gelir. Bu sıçrama önceden bütünüyle hesaplanamaz. Analist müdahalesinin hangi sonucu doğuracağını kesin olarak bilemez. Yorumun etkisi, analizanın daha sonra söyledikleriyle ve analitik süreçte ortaya çıkan yeni bağlantılarla anlaşılır. Psikanalitik yorum bu nedenle kapalı bir açıklamadan çok, yeni bir söyleme imkân veren müdahaledir.
Bilinçdışını dinlemek ne demektir?
Bilinçdışının analitik alanda var olması, analistin her sözde gizli bir anlam araması gerektiği anlamına gelmez. Aşırı yorumlama, analizanın söylediği her şeyi önceden hazırlanmış sembolik karşılıklarla açıklamaya çalışır. Böyle bir yaklaşım, bilinçdışının açıklığını kapatır ve göstereni sabit bir göstergeye dönüştürür. Gösteren, belirli ve değişmez bir anlama indirgenemez. Bir sözcüğün değeri, başka sözlerle kurduğu ilişkiden ve söylem içinde ortaya çıktığı yerden gelir. Analist bu nedenle yalnızca sözcüklerin anlamını dinlemez; yinelenen ifadeleri, kesintileri, ses değişikliklerini, sessizlikleri, beklenmedik jestleri ve konuşanın kendi sözü karşısında yaşadığı şaşkınlığı da dikkate alır.
Nasio’nun tezinin sınırı
“Bilinçdışı yalnızca analiz alanında vardır” önermesi, Lacan’ın bütün metinlerinde aynı ifadeyle bulunan basit bir tanım değildir. Bu, Nasio’nun Lacancı kuramdan hareketle geliştirdiği güçlü bir klinik yorumdur. Önerme, gündelik yaşamda bilinçdışı oluşumların bulunmadığını değil, “bilinçdışı” adını verdiğimiz yapının ancak analitik dinleme, aktarım ve yorum içinde tam anlamıyla işlev kazandığını savunur. Bu ayrım korunmadığında iki yanlış sonuca varılabilir. Birincisi, bilinçdışının analist tarafından keyfî biçimde yaratıldığı düşünülebilir. İkincisi ise analiz dışındaki bütün rüyaların, sürçmelerin ve semptomların bilinçdışıyla ilgisiz olduğu sanılabilir. Nasio’nun yaklaşımı bu iki sonucu da gerektirmez. Analiz dışında bilinçdışı etkiler vardır; ancak onların belirli bir gösteren zinciri içinde işlenmesi, başka oluşumlarla ilişkilendirilmesi ve özne üzerinde dönüştürücü bir etki yaratması analitik alanın kuruluşuna bağlıdır.
Bilinçdışı böylece içeride bulunan gizli bir nesne olmaktan çıkar. Analizanın sözünün kendi niyetini aştığı, analistin bu aşımı dinlediği ve iki edimin aktarım içinde birbirine bağlandığı yerde ortaya çıkar. Psikanaliz bilinçdışını yalnızca bulmaz; onun konuşabileceği, yinelenebileceği ve yeni bağlantılar kurabileceği alanı oluşturur.
Yararlanılan kaynak
J.-D. Nasio, Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders
