Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
“Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır” sözü, Jacques Lacan’ın kuramını tanımlayan en bilinen formüllerden biridir. Bu formül çoğu zaman bilinçdışında gizlenmiş sözcüklerin, bastırılmış cümlelerin ya da çözümlenmeyi bekleyen kapalı bir metnin bulunduğu biçiminde anlaşılır. Oysa Lacan’ın bilinçdışını dile bağlaması, insan zihninin derinliklerinde ikinci bir konuşmanın sürdüğünü söylemek değildir. Bilinçdışı, öznenin içinde saklanan içeriklerin bulunduğu bir depo değil; sözün, gösterenlerin ve yinelemenin belirli bir düzene göre işlediği süreçtir.
J.-D. Nasio, Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders adlı eserinde bu önermeyi daha belirgin hâle getirerek bilinçdışını “bir dil gibi yapılanmış bir bilgi” olarak tanımlar. Buradaki bilgi, kişinin sahip olduğu, gerektiğinde hatırladığı veya sözcüklere dökebildiği bilinçli bilgi değildir. Özne bu bilginin efendisi değildir; neyi neden söylediğini bütünüyle bilmeden konuştuğunda, bir sözcüğü istemeden başka bir sözcüğün yerine kullandığında, aynı anlatı biçimini farklı olaylarda yeniden kurduğunda veya bir semptomu yinelediğinde bu bilgi etkisini gösterir. Bilinçdışı, öznenin bildiği şeylerin arkasındaki gizli anlamdan çok, söylemin nasıl düzenlendiğini ve belirli öğelerin neden tekrarlandığını belirleyen işleyiştir.
Bu nedenle Lacancı bilinçdışı, kişinin bilinçli düşüncelerinin altında bekleyen ikinci bir bilinç değildir. Bilinçdışını bilincin karanlık veya erişilemeyen bölümü olarak görmek, onu yine bilinç modeline göre açıklamak anlamına gelir. Lacan’ın yaklaşımı ise bilinçdışını başka bir alana yerleştirir: Bilinçdışı, öznenin niyetinin kesintiye uğradığı, sözünün denetiminden çıktığı ve söylemek istemediğinden farklı bir şeyin belirdiği yerde ortaya çıkar. Söz sürçmeleri, rüyalar, espriler, unutmalar, semptomlar ve anlatının beklenmedik ayrıntıları bu nedenle yalnızca çözülecek işaretler değil, bilinçdışı çalışmanın meydana geldiği olaylardır.
Gösterge ile gösteren arasındaki ayrım
Lacan’ın bilinçdışı anlayışında gösteren kavramı temel bir yere sahiptir. Gösteren, gündelik anlamda kullanılan işaret veya göstergeyle aynı şey değildir. Bir gösterge, belirli bir şeyi bir kişi için temsil eder. Dumanın ateşi, bir trafik levhasının belirli bir yasağı veya bedensel bir belirtinin hastalığı göstermesi bu ilişkiye örnek verilebilir. Gösterge, temsil ettiği şeyle belirli bir anlam bağı kurar.
Gösteren ise önceden belirlenmiş ve değişmez bir anlam taşımaz. Bir sözcük, ses, söz sürçmesi, rüyadaki ayrıntı, jest, duraksama veya semptom; başka gösterenlerle kurduğu ilişki içinde işlev kazanabilir. Burada belirleyici olan, söz konusu öğenin neyi açıkça anlattığından çok, söylem içindeki konumu ve başka öğelerle nasıl bağlandığıdır. Aynı sözcük farklı zamanlarda birbirinden farklı anlamlara gelebilir; buna karşılık farklı sözcükler aynı biçimsel konumu yeniden kurabilir.
Nasio, göstereni üç ayırt edici özellik üzerinden açıklar. İlk olarak gösteren, konuşan varlığın istem dışı biçimde ortaya çıkan ifadesidir. Bilinçli ve denetlenmiş bir jest, yalnızca sahibinin niyetini yerine getirdiği sürece gösteren niteliği taşımaz. Fakat niyetin ötesine geçtiğinde, söylenmek istenenden farklı bir şeyi ortaya çıkardığında veya konuşanın kendisini şaşırttığı bir noktada belirdiğinde gösteren olarak işleyebilir.
İkinci olarak gösterenin tek başına sabit bir anlamı yoktur. Gösteren, anlamını içinde bulunduğu ilişkiden alır. Analitik dinleme bu nedenle yalnızca anlatının açık içeriğine yönelmez; tekrar edilen sözcüklere, anlatının kesildiği yerlere, kararsız ifadelere, beklenmedik benzetmelere ve konuşanın önemsemeden geçtiği ayrıntılara da dikkat eder. Bir öğenin gösteren hâline gelmesi, onun sözlük anlamından çok, söylemdeki başka öğelerle kurduğu bağlantıya bağlıdır.
Üçüncü olarak hiçbir gösteren tek başına bulunmaz. Lacan’ın formülüyle, gösteren ancak başka gösterenler için gösterendir. Bir öğenin gösteren olarak işlev kazanması, başka öğelerle kurduğu zincire bağlıdır. Bu nedenle tek bir söz sürçmesi, tek bir rüya ayrıntısı veya tek bir semptom kendi başına nihai anlamı vermez. Onun hangi sözcükleri çağırdığı, daha önce hangi biçimlerde belirdiği ve sonrasında hangi öğelerle bağlandığı önem taşır. Bilinçdışı, ayrı ayrı göstergelerin toplamında değil, gösterenlerin birbirine eklenme ve yer değiştirme düzeninde işler.
Yineleme aynı olayın geri gelmesi değildir
Gösteren kavramı, Lacancı yineleme anlayışını da gündelik tekrar düşüncesinden ayırır. Gündelik anlamda yineleme, aynı olayın yeniden meydana gelmesi olarak düşünülür. Oysa psikanaliz açısından yinelenen olayların görünür içerikleri birbirinden farklı olabilir. Bir fobi, rüya, söz sürçmesi veya ilişki biçimi, somut özellikleri bakımından daha önceki olayın aynısı değildir. Buna rağmen farklı olaylar içinde aynı biçimsel konum yeniden kurulabilir.
Nasio, bu durumu “Bir” kavramı üzerinden açıklar. Gösteren, zincir içinde ortaya çıkan ve başka gösterenlerin kendisinden önce ya da sonra gelmesini sağlayan bir “Bir”dir. Buradaki Bir, değişmeden geri dönen somut nesne veya olay değildir. Farklı olayların içinde yeniden kaplanan biçimsel bir yerdir. Yaşanan olaylar içerikleri, kişileri ve zamanları bakımından değişirken, onların söylem içindeki konumu aynı biçimde yinelenebilir.
Bir insanın hayatında farklı kişilerle ve farklı koşullarda benzer çatışmalar yaşaması, olayların birbirinin kopyası olduğu anlamına gelmez. Fakat bu olayların her birinde öznenin sözünün aynı noktada kesilmesi, benzer bir suçluluk konumuna yerleşmesi ya da belirli bir sözcüğün farklı biçimlerde geri dönmesi, gösteren düzeyinde bir yinelemeye işaret edebilir. Psikanalitik dinleme, olayların görünür benzerliğini değil, onları birbirine bağlayan biçimsel düzeni araştırır. Bu nedenle gösterenin yinelenmesi, bilinçli bir hatırlama değildir. Özne geçmişteki bir olayı yeniden yaşamaya karar vermez; çoğu zaman tekrarın gerçekleştiğini de fark etmez. Yineleme, öznenin haberinin dışında işler. Bilinçdışının bilgi niteliği tam burada belirir: Bilinçdışı, bir gösterenin hangi anda ve hangi biçim altında geri döneceğini bilinçli olarak hesaplamaz; fakat gösteren zincirinin işleyişi bu dönüşü düzenler.
Nasio’nun ifadesiyle bilinçdışı, yinelemenin bilgisidir. Bu bilgi, geçmişteki bir öğenin aynen geri getirilmesi anlamına gelmez. Geçmişte ortaya çıkan bir gösterenin yeri, gelecekte başka bir olay tarafından yeniden kaplanabilir. Bilinçdışı böylece yalnızca geçmişe ilişkin bir kayıt değil, geçmiş ve gelecek arasında çalışan bir düzen olarak düşünülür. Bir gösteren henüz ortaya çıkmamış başka bir gösterenin gelişine yer hazırlar; sonraki gösteren de öncekinin işlevini geriye dönük biçimde değiştirebilir.
Bilinçdışının zamanıyla kronolojik zaman bu nedenle birbirine tam olarak uymaz. Bir olay yaşandığı anda nihai anlamına sahip değildir. Daha sonra ortaya çıkan bir söz, rüya veya semptom, önceki olayın söylem içindeki yerini değiştirebilir. Analitik çalışmada geçmiş yalnızca hatırlanmaz; yeni gösterenlerin ortaya çıkmasıyla yeniden düzenlenir.
Bilinçdışı öznenin sahip olduğu bir bilgi değildir
Bilinçdışının bilgi olarak tanımlanması önemli bir ayrımı gerekli kılar. Bu bilgi, öznenin bir yerde sakladığı ve henüz söylemediği bilgi değildir. “Aslında biliyor ama kabul etmiyor” biçimindeki açıklama, Lacancı bilinçdışını tam olarak karşılamaz. Özne bilinçdışı bilgisini hazır biçimde içinde taşıyan kişi değildir; bilinçdışı, söyleme sırasında ve gösterenlerin yinelenmesi içinde etkisini gösterir.
Nasio bunu “Kim biliyordu?” sorusuyla belirginleştirir. Bir söz sürçmesi, espri veya semptom beklenmedik biçimde yerli yerine oturduğunda, bu oluşumu önceden tasarlayan bilinçli bir özne bulunmaz. Konuşan kişi ne söylediğini bütünüyle bilmiyordur; analist de gizli anlamı baştan bilen kişi değildir. Bilgi, olayın kendisinde, gösterenlerin beklenmedik biçimde birbirine bağlandığı anda ortaya çıkar. Bu yaklaşım, bilinçdışını kişinin iç dünyasına ait özel bir mülk olarak görmeyi de güçleştirir. Analitik durumda bilinçdışı yalnızca analizanın içinde duran ve analistin keşfettiği bir nesne değildir. Konuşma, dinleme, aktarım ve yorum ilişkisinde etkinleşir. Analistin sözü, analizanın daha önce dile getirdiği bir göstereni başka bir konuma taşıyabilir; analizanın sonraki sözü de analistin müdahalesinin anlamını değiştirebilir. Bilinçdışı bu karşılıklı söylem hareketinde belirir.
Bu nedenle psikanalitik yorum, analizana kendisi hakkında bilinmeyen bir gerçeği bildiren açıklama değildir. Nasio’ya göre yorum yalnızca bilinçdışını ifade etmez; bilinçdışını etkinleştirir. Analistin söylediği bir söz, daha önce analizanın söyleminde ortaya çıkmış bir göstereni yeniden dolaşıma sokabilir. Yorumun etkisi, bilinçdışında saklanan doğru anlamı açıklamasından değil, gösteren zincirinde yeni bir bağlantı kurmasından doğar.
Bilinçdışının analist ile analizan arasındaki ilişkide belirmesi, onun bütünüyle dışarıdan oluşturulduğu anlamına gelmez. Analitik bağ, daha önce var olan gösterenleri, yinelemeleri ve semptomları görünür hâle getiren özel bir koşul yaratır. Fakat bu koşulda ortaya çıkan bilinçdışı, ne yalnızca analiste ne de yalnızca analizana aittir. Nasio’nun ifadesiyle bilinçdışı, analizin taraflarını birbirine bağlayan bir “dil-arası” yapı olarak belirir.
“Dil gibi yapılanmış” olmak ne anlama gelir?
Lacan’ın formülündeki “dil gibi” ifadesi, bilinçdışının doğal bir dili eksiksiz biçimde taklit ettiği anlamına gelmez. Bilinçdışının Fransızca, Türkçe veya başka bir dilde hazırlanmış gizli cümlelerden oluştuğunu söylemez. Benzerlik, bilinçdışının tek tek öğelerden değil, bu öğeler arasındaki farklardan, bağlantılardan, yer değiştirmelerden ve yinelemelerden oluşmasındadır. Bir sözcük tek başına bilinçdışını açıklamaz. O sözcüğün hangi sözcüğün yerine geçtiği, hangi sözcüğü çağırdığı, hangi anlatıda kaybolduğu ve başka bir zamanda nasıl geri döndüğü bilinçdışı işleyişi görünür kılar. Bilinçdışı içerikten önce ilişkidir; hazır anlamdan önce bağlantıdır; tekil işaretten önce gösteren zinciridir.
“Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır” önermesi böylece insanın kendi sözünün bütünüyle efendisi olmadığı sonucuna ulaşır. Özne konuşur, fakat söylediği her şeyi bilinçli olarak üretmez. Söylemi, niyetinin ötesinde bağlantılar kurar; sözcükler başka sözcüklere açılır; unutulan, kesilen veya yanlış söylenen öğe yeni bir düzen oluşturur. Bilinçdışı, konuşmanın arkasında duran ayrı bir ses değil, konuşmanın kendi içinde meydana gelen bölünmedir.
Lacancı bilinçdışı bu nedenle bulunup çıkarılacak gizli bir nesne değildir. Gösterenlerin birbirini çağırdığı, aynı biçimsel yerin farklı olaylar tarafından yeniden kaplandığı ve öznenin söyleminin kendi niyetinden ayrıldığı süreçtir. Bilinçdışının bilgisi, “Ne anlama geliyor?” sorusuna verilecek son bir cevapta değil; bir öğenin neden geri döndüğünü, başka hangi öğelerle bağlandığını ve söylemin hangi noktada öznenin denetiminden çıktığını gösteren yapıda bulunur.
Yararlanılan Kaynak
J.-D. Nasio, Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders
