Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Lev Manovich, dijital kültürü anlamak için en önemli çağdaş düşünürlerden biridir. Onun temel katkısı, yeni medyayı yalnız teknolojik yenilik olarak değil, kendine özgü bir dil olarak düşünmesidir. Bu dil; veritabanı, arayüz, sayısal temsil, yazılım, otomasyon ve değişkenlik gibi ilkelerle çalışır. Böylece kültür artık yalnız üretilen imgeler, filmler ya da metinler toplamı olmaktan çıkar; işlenen, sıralanan, çağrılan, değiştirilen ve yeniden üretilen veri düzenine dönüşür.
Manovich’in “The Language of New Media” / “Yeni Medyanın Dili” adlı kitabı, dijital çağın görsel ve kültürel biçimlerini anlamak için kurucu bir metindir. Bu kitapta yeni medya, sinema, fotoğraf, grafik tasarım, bilgisayar arayüzü ve yazılım tarihi içinden okunur. Manovich’in önemi de burada yatar: Dijital imajı geçmişten tamamen kopmuş bir mucize gibi değil, modern görsel kültürün yeni teknik koşullar altında dönüşmüş biçimi olarak düşünür. Sentetik Epistemoloji açısından Manovich’in yeri özellikle sentetik imaj, Algoritmik Nomos ve Kod İradesi kavramlarıyla ilişkilidir. Çünkü yapay zekâ çağında imaj artık yalnız temsil eden bir yüzey değildir. Veritabanlarından beslenen, yazılım tarafından işlenen, arayüzde görünen ve otomatik sistemler tarafından yeniden üretilen bir kültürel nesnedir.
Lev Manovich’in Konumu
Manovich’in düşüncesi, klasik medya teorisi ile dijital kültür arasındaki geçişte belirginleşir. O, yeni medyayı yalnız “internet”, “bilgisayar” ya da “dijital ekran” meselesi olarak ele almaz. Daha derine iner: Dijital ortamda kültür nasıl depolanır, nasıl erişilir, nasıl görünür olur, nasıl işlenir ve nasıl yeniden biçimlenir?
Bu soru önemlidir. Çünkü dijital çağda bir imgenin anlamı yalnız ne gösterdiğiyle belirlenmez. O imgenin hangi veritabanında bulunduğu, hangi arayüzde gösterildiği, hangi algoritma tarafından sıralandığı, hangi yazılım tarafından düzenlendiği ve hangi kullanıcıya hangi bağlamda sunulduğu da belirleyicidir. Manovich’in düşüncesi bu nedenle sanat tarihi ve imaj teorisi için yeni bir zemin açar. Artık yalnız tekil eser, sanatçı, akım ya da temsil biçimi değil; imajın teknik ortamı da analiz edilmelidir. Bir fotoğraf artık yalnız fotoğraf değildir. Dosyadır, pikseldir, meta veridir, arşiv nesnesidir, arama sonucudur, filtrelenebilir yüzeydir, algoritmik olarak tanınabilir ve başka imgelerle eşleştirilebilir bir veri birimidir.
Yeni Medyanın Dili
Manovich’in “yeni medyanın dili” dediği şey, dijital nesnelerin nasıl kurulduğunu ve nasıl deneyimlendiğini belirleyen biçimsel düzendir. Bu dilin merkezinde sayısal temsil vardır. Dijital imge, analog imge gibi maddi bir yüzeyde sabitlenmiş değildir. Sayısal olarak kodlanır. Bu yüzden kopyalanabilir, sıkıştırılabilir, değiştirilebilir, aranabilir, parçalanabilir ve başka sistemler tarafından işlenebilir. Bu durum imajın ontolojisini değiştirir. Klasik fotoğraf, ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın, hâlâ bir görüntü yüzeyi olarak düşünülür. Dijital imaj ise hem görüntü hem veridir. İnsan onu ekranda görür; yazılım ise onu dosya yapısı, piksel dağılımı, renk değeri, meta veri ve olasılık alanı olarak işler. Bu nedenle dijital imaj iki düzeyde var olur. Birinci düzeyde izleyiciye görünür. İkinci düzeyde makine tarafından okunur. Manovich’in düşüncesi, bu iki düzeyi birlikte düşünmemizi sağlar. Yeni medya imajı yalnız göz için değil, yazılım için de kurulmuştur.
Veritabanı: Dijital Kültürün Gizli Formu
Manovich’in en güçlü kavramlarından biri veritabanıdır. Ona göre dijital kültürde veritabanı yalnız teknik depolama aracı değildir; yeni bir kültürel formdur. Bu fikir, çağdaş imaj dünyasını anlamak için merkezîdir. Anlatı, olayları belirli bir sıra içinde düzenler. Başlangıç, gelişme, sonuç, neden-sonuç ilişkisi ve dramatik yapı kurar. Veritabanı ise başka türlü çalışır. Öğeleri depolar, sınıflandırır, erişilebilir kılar, arama ve filtreleme yoluyla çağırır. Dijital çağda kültür çoğu zaman anlatıdan çok veritabanı mantığıyla işler. Fotoğraf arşivleri, sosyal medya akışları, video platformları, müze koleksiyonları, imaj bankaları, arama motorları ve yapay zekâ eğitim veri setleri bu mantığa dayanır. İmgeler tek tek anlamlıdır; fakat sistemin asıl gücü onları depolama, etiketleme, sıralama, eşleştirme ve yeniden çağırma kapasitesidir. Bu nedenle veritabanı, sentetik imaj çağının temel zeminlerinden biridir. Üretken yapay zekâ imgesi tekil bir özgünden çıkmaz. Büyük veri kümelerinde yer alan imgelerin, biçimlerin, stillerin, kompozisyonların ve görsel tekrarların model tarafından işlenmesiyle ortaya çıkar. Burada imaj, artık yalnız resimsel yüzey değil, veritabanı içindeki ilişkilerin üretimidir.
Manovich’in veritabanı kavramı, Sentetik Epistemoloji açısından bu yüzden önemlidir. Bilgi ve imaj artık yalnız anlatı içinde değil, veri düzeni içinde kurulmaktadır. Ne görüleceği, neyin aranabilir olacağı, neyin üretilebilir hâle geleceği ve hangi görsel örüntülerin yeniden dolaşıma sokulacağı veritabanı mantığına bağlıdır.
Arayüz: Kültürün Görünür Kapısı
Veritabanı kültürün gizli formuysa, arayüz onun görünür kapısıdır. Kullanıcı çoğu zaman veritabanını doğrudan görmez. Onu bir ekran, menü, akış, arama kutusu, galeri, öneri listesi ya da üretim paneli aracılığıyla deneyimler. Bu yüzden arayüz yalnız teknik kolaylık değildir. Kültürel deneyimin biçimini belirler.
Bir arayüz neyin görünür olacağını, neyin kolay seçileceğini, hangi işlemlerin mümkün görüneceğini ve hangi yolların kullanıcıya açılacağını düzenler. Sosyal medya akışı, müze koleksiyonu arayüzü, arama motoru, yapay zekâ sohbet ekranı ya da görsel üretim paneli, kullanıcının dünyayla ilişki kurma biçimini yönlendirir.
Bu nokta Algoritmik Nomos açısından önemlidir. Çünkü çağdaş dijital sistemlerde düzen çoğu zaman yasa gibi görünmez; arayüz gibi görünür. Kullanıcı özgürce aradığını, seçtiğini, kaydırdığını ve ürettiğini düşünür. Fakat seçeneklerin sıralanışı, görünürlük biçimi, önerilen sonuçlar ve üretim sınırları sistem tarafından önceden belirlenmiştir. Manovich’in arayüz düşüncesi, dijital kültürde iktidarın artık yalnız yasaklama yoluyla değil, kullanılabilirlik ve görünürlük yoluyla da çalıştığını gösterir. Arayüz, kullanıcıya dünya sunar; ama bu dünya önceden biçimlendirilmiş bir dünyadır.
Otomasyon, Değişkenlik ve Sentetik İmaj
Manovich’in yeni medya ilkeleri içinde otomasyon ve değişkenlik ayrıca önemlidir; fakat bunları ayrı ayrı büyütmek yerine sentetik imaj bağlamında birlikte düşünmek daha yerindedir. Dijital nesne sabit değildir. Yazılım tarafından işlenebilir, dönüştürülebilir ve farklı kullanıcılara farklı biçimlerde sunulabilir. Bu değişkenlik, üretken yapay zekâ çağında daha da radikal hâle gelir.
Sentetik imaj, veritabanı, yazılım, otomasyon ve değişkenlik mantığının birleştiği noktadır. Model, var olan imgeleri birebir kopyalamaz; veri uzayında öğrenilmiş örüntülerden yeni bir görsel olasılık üretir. Aynı komut farklı sonuçlar doğurabilir. Aynı stil farklı nesnelere uygulanabilir. Aynı imge başka bir bağlamda yeniden üretilebilir. Bu yüzden sentetik imajı yalnız “yapay zekâ resmi” diye düşünmek yetersizdir. O, yeni medya dilinin ileri bir aşamasıdır. Sayısal temsil, veritabanı, arayüz, otomasyon ve değişkenlik burada aynı anda çalışır. Manovich’in kuramı, bu imajı tarihsel olarak anlamamızı sağlar. Üretken yapay zekâ imgesi birdenbire ortaya çıkmış teknik mucize değildir; dijital kültürün uzun süredir hazırladığı yapının yoğunlaşmış biçimidir.
Kültürel Analitik: Yöntemsel Bir Eşik
Manovich’in “Cultural Analytics” / “Kültürel Analitik” çalışması, bu tartışmaya yöntemsel bir boyut ekler. Dijital çağda kültür artık milyonlarca imge, video, metin ve kullanıcı izi üretmektedir. Bu ölçekte kültürü yalnız tek tek eser analiziyle kavramak mümkün değildir. Büyük ölçekli görsel örüntüleri, renk eğilimlerini, kompozisyon tekrarlarını, sosyal medya estetiklerini ve dijital kültür kümelerini analiz etmek için hesaplamalı yöntemler de gerekir.
Fakat kültürel analitik, yorumu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, yorumun ölçeğini değiştirir. Tekil eserin yakın okuması hâlâ gereklidir. Ama büyük veri içindeki görsel tekrarları görmek de yeni bir bilgi imkânı sunar. Burada mesele, insan yorumunu algoritmik analizle değiştirmek değildir. Mesele, yakın okuma ile büyük ölçekli örüntü analizi arasındaki gerilimi düşünmektir.
Bu bölüm Manovich’in ana kavramlarından biraz ayrılır; çünkü doğrudan imajın ontolojisinden çok, kültürü analiz etme yöntemine ilişkindir. Yine de Sentetik Epistemoloji için önemlidir. Çünkü yapay zekâ çağında bilgi yalnız tekil yorumla değil, büyük veri içindeki örüntülerin nasıl görüldüğüyle de kurulur.
Türkiye Bağlamı: Veritabanına Girmeyen Kültür
Manovich’in düşüncesi Türkiye bağlamında önemli bir soru açar: Türkiye’nin kültürel hafızası hangi veritabanlarında, hangi arayüzlerde ve hangi sınıflandırma sistemlerinde görünür durumdadır?
Bu soru yalnız teknik değildir. Türkiye’de çok geniş bir kültürel malzeme hâlâ dağınık, eksik dijitalleşmiş ya da bağlamsız biçimde dolaşımdadır. Eski dergiler, yerel gazeteler, sergi katalogları, taşra fotoğraf arşivleri, Yeşilçam görüntüleri, TRT kayıtları, sanatçı dosyaları, mimarlık belgeleri, halk kültürü kayıtları ve Osmanlı-Türk modernleşmesine ait görsel belgeler çoğu zaman sistemli veri hâline getirilmemiştir. Bu durumda küresel yapay zekâ sistemleri Türkiye’yi eksik görür. Model, İstanbul’un turistik imgelerini, sosyal medya kalıplarını ya da stok fotoğraf estetiğini tanıyabilir; fakat yerel sanat tarihini, taşra görsel hafızasını, eski dergi kültürünü, Yeşilçam’ın görsel çeşitliliğini ya da Türkçe düşüncenin kavramsal katmanlarını yeterince taşıyamaz. Manovich’in veritabanı ve arayüz kavramları burada yerel bir uyarıya dönüşür. Bir kültür veritabanına girmediğinde yok olmaz; ama dijital çağda erişilebilirliği, aranabilirliği ve yeniden üretilebilirliği zayıflar. Hangi arşivlerin dijitalleştiği, hangi görsellerin etiketlendiği, hangi metinlerin makine tarafından okunabilir hâle geldiği ve hangi arayüzlerin bu kültürü görünür kıldığı geleceğin bilgi düzenini belirleyecektir.
Sentetik Epistemoloji açısından bu nokta belirleyicidir. Türkiye’nin yerel imgeleri, metinleri ve arşivleri bağlamlı biçimde dijitalleşmediğinde, yapay zekâ çağında yalnız eksik temsil edilmez; başkalarının veritabanı ve arayüz mantığı içinde yeniden sınıflandırılır.
Manovich’in Sınırı
Manovich’in düşüncesi dijital kültürün biçimsel mantığını anlamak için güçlüdür. Veritabanı, arayüz, otomasyon ve değişkenlik kavramları, sentetik imaj çağını tarihsel olarak kavramamıza yardım eder. Fakat Manovich’in yaklaşımı her zaman veri sistemlerinin politik-ekonomik koşullarını yeterince merkeze almaz. Bu noktada Crawford’un yapay zekânın maddi altyapısını açan çalışması, Paglen’in makine görüsü ve gözetim analizi, Steyerl’in dolaşım ve görünürlük tartışması, Haraway’in konumlu bilgi eleştirisi, Chun’un algoritmik ayrımcılık analizi ve Stiegler’in teknik bellek felsefesi Manovich’i tamamlar. Manovich’in yeri yine de nettir. O, dijital kültürün gramerini verir. Sentetik imajın hangi medya mantığı içinden doğduğunu, veritabanı ve arayüzün kültürel deneyimi nasıl düzenlediğini anlamak için temel bir düşünürdür.
Sonuç
Lev Manovich’in düşüncesi, dijital çağda imajın yalnız görülen bir yüzey olmadığını gösterir. İmaj artık veritabanlarında depolanan, arayüzlerde görünen, yazılım tarafından işlenen ve otomatik sistemlerle yeniden üretilebilen bir kültürel nesnedir. Bu nedenle Manovich, sentetik imaj çağını anlamak için güçlü bir başlangıç noktasıdır. Üretken yapay zekâ imgesi, eski temsil teorileriyle tek başına açıklanamaz. Onu veritabanı, arayüz, otomasyon ve değişkenlik ilişkisi içinde düşünmek gerekir.
Sentetik Epistemoloji açısından Manovich’in önemi burada yoğunlaşır: Dijital kültürün dili, bilginin ve imajın koşullarını değiştirir. Veritabanı neyin saklanacağını, arayüz neyin görüneceğini, otomasyon neyin üretileceğini, değişkenlik ise neyin farklı biçimlerde yeniden kurulacağını belirler. Sentetik imaj, bu düzenin en görünür sonuçlarından biridir.
Kaynak Notu
Bu yazı, Lev Manovich’in “The Language of New Media” / “Yeni Medyanın Dili” ve “Cultural Analytics” / “Kültürel Analitik” çalışmaları merkeze alınarak hazırlanmıştır. Manovich’in veritabanı, arayüz, otomasyon, değişkenlik ve büyük ölçekli kültürel analiz üzerine düşüncesi, Sentetik Epistemoloji içinde özellikle sentetik imaj, Algoritmik Nomos, Kod İradesi ve Veri Mitosu kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
