Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Bir Tragedyanın Felsefi-Psikanalitik Fenomenolojisi
I. Giriş: Mitin Kalbinde Patlayan Bilgi
Oidipus’un hikâyesi bir efsane değil, bir yarılmadır. Hakikat ile arzu arasındaki gerilimden doğan, yalnızca bir karakterin değil, bir bilinç yapısının çöküşüdür. Onun gözüyle görmeye başladığımızda, sadece Sfenks’in bilmecesini değil, kendi varoluşumuzun karanlığını çözmeye çalışırız — ve her çözüm, biraz daha parçalanmaktır.
Her mit, bir toplumun bilinçdışıdır. Ama bazı mitler, bilinçdışının kendisini mit hâline getirir. Oidipus, annesiyle yattığı için değil, kendi hakikatini bilmek istediği için trajiktir. Bu yazı, Oidipus’u bir olaylar zinciri olarak değil, kendiyle karşılaşan öznenin ontolojik çatlağı olarak okuyacaktır.
II. Bilmek Arzusunun Ontolojisi: Kime Aitsin, Kim Olduğunu Bilmeden?
Oidipus’un yolculuğu dışarıdan bakıldığında kaderin çizdiği bir çizgidir: bilinmeyen bir geçmiş, kazara işlenmiş bir suç, kral oluş ve nihayet felaket. Fakat bu çizgi, aslında bir özdeşlik arzusudur: “Ben kimim?”
Bu soru sadece bir isim ya da aidiyet sorusu değildir. Bu, öznenin kendini kavramak, kökenini bilmek, yerini sabitlemek istemesidir. Heidegger’in varlık unutulması dediği şeyin mitik bir karşılığıdır bu: özne, kendi varoluşunu temsil edebilecek bir bilgi arar — ama bu bilgi, aynı zamanda onu yok edecek bilgidir.
Oidipus’un hakikatle teması, özdeşlik arzusunun nihilist sonucudur. Çünkü kendi hakkında her şeyi bilmek, öznenin kendine dışarıdan bakmasını zorunlu kılar. Bu da bölünmedir: hem özne, hem nesne.
III. Freud: Arzunun Kayıp Nesnesi ve Yasa’nın Kuruluşu
Freud için Oidipus, yalnızca bir örnek değil, bir yapıdır. Bilinçdışının inşası, anneye duyulan libidinal yatırımın bastırılması ve babanın yasa koyucu olarak devreye girmesiyle başlar.
- Çocuk annenin bedenine yönelir.
- Baba, bu yönelimi yasaklar.
- Çocuk bu yasa karşısında arzusunu bastırır.
- Bastırılan bu arzu, bilinçdışına çekilir.
- Özdeşlik, suçluluk ve süperego böyle doğar.
Oidipus burada yalnızca suçlu bir figür değildir. O, bastırmanın öncesinde kalmış bir özne olarak suçsuzdur. Ama aynı zamanda bu eylemi gerçekleştirmiş olduğu için, bastırmanın doğmadığı bir evrenin de örneğidir.
Bu yüzden Oidipus, Freud için her öznenin arkaik hikâyesidir. Bastırma olmasaydı, hepimiz Oidipus olurduk — ve bu hem arzu, hem felakettir.
IV. Lacan: Baba-Adlı, Simgesel Düzen ve Körleşen Göz
Lacan, Oidipus figürünü Freud’un bireysel psikolojisinden çıkarır ve onu simgesel düzenin kurucu çatlağına yerleştirir. Anneye yönelen arzu, dil ve yasa tarafından bölünür. Baba yalnızca bir kişi değil, “Baba-Adlı”dır: yasa, temsil, düzen.
Oidipus’un trajedisi, aslında “Baba-Adlı”yla tanışmamasıdır. O, yasanın dışındadır. Bu yüzden, özdeşliğini temsil edecek bir dilde konuşamaz. Sadece eylemlerle var olur — ama bu eylemler, dile döküldüğünde suç hâline gelir.
Ve nihayet: görme. Lacan için bakış, öznenin kendisine yönelttiği bilinçtir. Oidipus, gerçekle karşılaştığında gözünü oymaz; zaten artık görme yetisi gereksizdir. Çünkü artık görülecek olan şey — hakikat — temsil edilemezdir.
“Gerçeği gördüm,” der Oidipus. Ama o gerçek ne resmedilir ne söylenir. O sadece yıkar.

Kaynak: Wikimedia Commons.
Lisans: Kamu malı.
Link: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Oedipus_and_the_
Sphinx_by_J.-A.-D._Ingres.jpg
Kaynak belirtimi: By Jean-Auguste-Dominique Ingres – Unknown source, Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=215501
V. Negatiflik ve Kendilik: Hegelci Okuma
Hegel’in Phenomenologie des Geistes’te çizdiği özne modeli, tıpkı Oidipus gibi, kendini çelişki, çatışma ve yıkım üzerinden kurar. Oidipus’un hikâyesi, bir “olgusal bilgi” değil, bir fenomenolojik diyalektiktir.
- Önce özne kendini bilir zanneder.
- Sonra karşısına başka bir bilinç çıkar (kör kahinler, halk, anne, baba).
- Çatışma başlar. Tanınma ve yadsıma iç içe geçer.
- Nihayet özne kendini tanır — ama bu tanıma bir çöküştür.
Bu anlamda Oidipus, negatifliğin ontolojik düzeyde kurucu olduğunu gösterir. Kendini bilmek, kendinden geçmek demektir. Bilmek, özne olmanın sonudur.
VI. Mitin Geleceği: Oidipus, Kırılma Noktası
Oidipus’u yalnızca geçmişe ait bir figür olarak düşünmek yanıltıcıdır. Bugün, modern özne kendini temsil etme arzusuyla teknoloji, sosyal medya, veri, analiz ve gösteri içinde yeniden Oidipuslaşmaktadır.
Her kim ki “Ben kimim?” sorusunu bütün verilerle yanıtlamaya çalışır, Oidipus’un yolundadır. Ve her kim ki bu bilgiyle mutlu olabileceğini sanır, trajediyi anlamamıştır.
Modern zamanın Oidipus’u, gözünü oymuyor — ama daha çok veriyle daha çok körleşiyor.
VII. Sonuç: Hakikatin Sessizliği, Öznenin Çöküşü
Oidipus’un trajedisi bir eylemin değil, bir bilgi biçiminin felaketidir. Görmek istemek, bilmek istemek, kökenin açığa çıkmasını arzulamak—bunlar yalnızca bir öznenin değil, tüm insanlık durumunun kurucu itkileridir. Fakat mitin içinden konuşan bilgelik, bu itkilerin bedelsiz olmadığını gösterir: Bilgi, ancak kendini feda eden bir özne tarafından taşınabilir. Ve kimi zaman, bilgi hakikate değil, körleşmeye çıkar.
Oidipus’un gözlerini oyması bir cezadan çok, bir kavramsal kırılmadır. Artık görme fiiliyle hakikate ulaşılmayacağı bilinmektedir. Dilin, temsilin ve imgenin sınırında bir yıkım yaşanır. Hakikatin ifşası özneyi bütünleştirmez, aksine onu dağıtır. Oidipus’un son sahnesi, yalnızca bir kralın düşüşü değil, hakikatin özneyle uyumsuzluğunun trajik alegorisidir.
Bu nedenle Oidipus, her çağda yeniden yankılanır. Freud için arzu ve bastırmanın kurucu çatışmasında; Lacan için simgeselin dışına düşen Gerçek’in mutlak travmasında; Hegel için negatifliğin zorunlu geçidi olarak. Her yorum, aynı soruya döner: Özne, hakikati taşıyabilir mi?
