Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Rorty’nin Sorusu: Felsefe Hâlâ Ayna mı Olmak İstiyor?
Richard Rorty’nin felsefesi tek bir karşı çıkış etrafında toplanır: Batı felsefesi, çok uzun süre zihni dünyanın aynası gibi düşündü. Ona göre modern felsefe Descartes’tan Kant’a uzanan çizgide bilgiyi, zihnin dış dünyayı doğru temsil etmesi problemi olarak kurdu. Böylece felsefenin görevi, doğru temsilin koşullarını bulmak hâline geldi. Rorty’nin Philosophy and the Mirror of Nature / Felsefe ve Doğanın Aynası adlı kitabının merkezindeki “ayna” imgesi tam olarak bu geleneği hedef alır.
Rorty için sorun, insanın dünyayla ilişki kurması değildir. Sorun, bu ilişkinin “temsil” modeliyle açıklanmasıdır. Zihin, dışarıdaki gerçekliği kopyalayan saydam bir yüzey değildir. Dil de gerçekliği olduğu gibi aktaran nötr bir araç değildir. İnsanlar dünyayı daima belli kelime dağarcıkları, tarihsel alışkanlıklar, kurumlar, anlatılar ve söylemler içinden kavrar. Bu yüzden Rorty’nin temel hamlesi, felsefeyi temsil arayışından çıkarıp konuşma, yorum, yeniden betimleme ve özgürlük alanına taşımaktır.
Bu çizgi onu hem klasik Amerikan pragmatizmine hem de postmodern düşünceye yaklaştırır. Peirce, James ve Dewey’den aldığı pragmatist miras, düşüncenin değerini sonuçlarında arar. Wittgenstein, Heidegger, Davidson ve Derrida’dan aldığı dilsel kırılma ise hakikatin dışarıda hazır duran bir öz olmadığını gösterir. Rorty bu iki hattı birleştirir: Hakikat artık keşfedilecek bir temel değil, insanlar arasında işleyen bir konuşma biçimidir.
Hakikat: Uygunluk Değil, Konuşmanın İşleyişi
Rorty’nin en tartışmalı cümlelerinden biri şudur: “Hakikat, çağdaşlarınızın söylemenize izin verdiği şeydir.” Bu cümle çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Rorty, burada gerçekliğin var olmadığını söylemez. Onun itirazı, gerçekliğin dil dışında bize hangi cümlenin doğru olduğunu bildiren bir mahkeme gibi düşünülmesinedir. Dünya vardır; fakat dünya kendi başına konuşmaz. Cümleleri insanlar kurar, kavramları insanlar üretir, doğruluk iddiaları belli dilsel ve toplumsal pratikler içinde anlam kazanır.
Bu nedenle Rorty için hakikat, şeylerin özüne uygunluk değildir. Hakikat, bir inancın ya da cümlenin belirli bir konuşma topluluğu içinde gerekçelendirilebilir, savunulabilir ve sürdürülebilir olmasıdır. Bir düşünceyi doğru saymamız, onun gerçekliği çıplak hâliyle yakaladığı anlamına gelmez; onu mevcut kelime dağarcığımız içinde kabul edilebilir bulduğumuz anlamına gelir.
Burada Rorty, pragmatizmi radikalleştirir. James’in hakikati deneyim içinde çalışan bir fikir olarak düşünmesini, Dewey’in bilgiyi soruşturma ve deneyim düzenleme süreciyle ilişkilendirmesini alır; fakat bunu 20. yüzyılın dil felsefesinden geçirir. Artık mesele yalnızca “hangi fikir işe yarıyor?” değildir. Daha temel soru şudur: Hangi kelime dağarcığı bize daha özgür, daha yaratıcı ve daha az zalim bir dünya kurma imkânı veriyor?
Temsilin Sonu: Dünya Var, Ama Betimler Bizimdir
Rorty’nin önemli ayrımlarından biri, dünya ile dünyanın betimleri arasındadır. “Dünya dışarıdadır, ama dünyanın betimleri dışarıda değildir” düşüncesi onun hakikat anlayışını açıklar. Taş, ağaç, beden, acı, ölüm, kurumlar, savaşlar, yoksulluk vardır. Rorty bunları inkâr etmez. Fakat bunların ne anlama geldiği, hangi kavramlarla düşünüleceği, hangi ahlaki ve siyasal sözlüğe bağlanacağı insan söylemleri içinde oluşur. Bu nokta Rorty’yi kaba görelilikten ayırır. O, “her şey uydurmadır” demez. Bunun yerine, “dünyaya erişimimiz daima betimlemeler aracılığıyladır” der. Bir betimleme daha kullanışlı, daha açıklayıcı, daha özgürleştirici, daha insani olabilir. Başka bir betimleme daha dar, daha baskıcı, daha zalim olabilir. Felsefenin görevi, bütün betimlemelerin üzerinde duran mutlak ölçütü bulmak değil; daha iyi betimlemeler yaratmak ve kötü betimlemeleri dönüştürmektir.
Bu nedenle Rorty’de filozof, hakikatin bekçisi değildir. Filozof yeni bir sözlük öneren, eski ayrımları gevşeten, düşüncenin ufkunu genişleten kişidir. Felsefe, bilimin hakemliği ya da kültürün mahkemesi olmaktan çıkar; edebiyat, tarih, siyaset ve ahlakla birlikte çalışan bir kültürel yeniden yazım etkinliğine dönüşür.
Kelime Dağarcığı: İnsan Kendini Nasıl Anlatır?
Rorty’nin en güçlü kavramlarından biri “final vocabulary”, yani kişinin kendini ve dünyayı anlatırken başvurduğu nihai kelime dağarcığıdır. Her insan bazı kelimelerle yaşar: doğru, yanlış, onur, özgürlük, Tanrı, halk, sınıf, ulus, acı, adalet, başarı, sevgi, hakikat. Bu kelimeler yalnızca dış dünyayı tarif etmez; kişinin kim olduğunu, neyi savunduğunu, neyden utandığını ve nasıl yaşamak istediğini belirler. Fakat Rorty’ye göre hiçbir nihai kelime dağarcığı gerçekten nihai değildir. İnsan kendi en temel kelimelerini bile tarihsel olarak edinmiştir. Başka çağlarda, başka toplumlarda, başka kitaplarda, başka acılarda başka kelimelerle yaşamak mümkündür. Bu farkındalık, Rorty’nin “ironi” kavramını doğurur.
İronist kişi, kendi kelime dağarcığını kullanır; fakat onun mutlak olmadığını bilir. İnançlarından bütünüyle vazgeçmez, ama onların sonsuz bir temele dayanmadığını kabul eder. Kendi varlığını değiştirilebilir bir anlatı olarak görür. Bu yüzden Rorty’nin ironisti kuşkucu bir boşlukta yaşamaz; tersine, kendini yeniden betimleme cesaretine sahip olan kişidir.
Liberal Ironist: Özgürlük ve Acıya Duyarlılık
Rorty’nin siyasal ve etik düşüncesinin merkezinde “liberal ironist” figürü vardır. Liberal ironist, iki şeyi birlikte taşır. Birincisi, kendi inançlarının, kimliğinin ve kelime dağarcığının tarihsel olduğunu bilir. İkincisi, buna rağmen başkalarına zulmetmemeyi, acıyı azaltmayı ve özgürlüğü genişletmeyi temel bir bağlılık olarak korur.
Bu figür Rorty’nin hem postmodernizme yakın hem de ondan ayrıldığı noktayı gösterir. Postmodern düşünce gibi Rorty de mutlak temellere, evrensel özlere ve tek hakikat iddialarına kuşkuyla bakar. Fakat buradan nihilizme gitmez. Ona göre temellerin yokluğu, dayanışmanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. İnsanlar aynı metafizik hakikate inandıkları için değil, birbirlerinin acılarını duyabildikleri için birlikte yaşayabilirler.
Rorty için ahlakın kaynağı evrensel bir insan özü değil, duyarlılığın genişlemesidir. Başka insanların acılarını duyulur kılan romanlar, tanıklıklar, hikâyeler, kamusal konuşmalar ve tarihsel deneyimler bu yüzden önemlidir. Felsefi sistemler çoğu zaman insanı soyutlar; edebiyat ise başkasının acısını görünür kılar. Rorty’nin romanlara ve şiire verdiği önem buradan gelir.
Özgürlük: Hakikatten Önce Gelen Kelime
Rorty’nin en açık pragmatist tavrı, hakikat yerine özgürlüğü öne çıkarmasında görülür. Ona göre “özgürlüğe dikkat edersek, hakikat kendine bakar.” Bu cümle, Rorty’nin bütün düşüncesini özetler. Hakikati korumanın yolu, onu aşkın bir temel olarak kutsamak değil; insanların konuşabildiği, itiraz edebildiği, yeni betimlemeler önerebildiği, farklı hayat biçimlerini deneyebildiği özgür bir kamusal alan kurmaktır.
Baskıcı toplumlarda sorun yalnızca yanlış düşünceler değildir. Daha derin sorun, insanların başka türlü konuşma imkânından yoksun bırakılmasıdır. Bir toplum hangi kelimelerin söylenebileceğini, hangi acıların duyulabileceğini, hangi kimliklerin tanınabileceğini daralttığında hakikat de daralır. Özgürlük, Rorty’de bu yüzden yalnızca bireysel tercih değildir; yeni kelimelerle yaşama ve ortak dünyayı yeniden betimleme imkânıdır.
Bu anlayış, Rorty’nin liberalizmini klasik liberalizmden ayırır. Özgürlük yalnızca devlet müdahalesinin azlığı değildir. Özgürlük, insanların kendi hikâyelerini yeniden yazabildiği, başkalarının hikâyelerini duyabildiği ve kamusal dilin çoğullaşabildiği bir kültür meselesidir.
Rorty Postmodern midir?
Rorty’ye “postmodern” demek hem doğru hem eksiktir. Doğrudur; çünkü o büyük temellere, temsil metafiziğine, evrensel hakikat iddialarına ve felsefenin ayrıcalıklı konumuna karşı çıkar. Hakikati sabit bir öz değil, söylemsel bir pratik olarak düşünür. Bu yönüyle Derrida, Lyotard ve Foucault ile aynı çağın sorunlarını paylaşır.
Ama eksiktir; çünkü Rorty karamsar bir çözülme filozofu değildir. Büyük anlatıların çöküşünü yalnızca kayıp olarak görmez. Ona göre metafiziğin sona ermesi, daha çoğul bir kültür için imkân açar. Hakikatin tek merkezden konuşmadığı bir dünyada insanlar yeni dayanışmalar, yeni sözlükler ve yeni yaşam biçimleri kurabilir.
Rorty’nin postmodernizmi pragmatisttir. Yıkımı değil kullanımı, umutsuzluğu değil yeniden betimlemeyi, temel arayışını değil özgür konuşmayı önemser. Bu yüzden onun düşüncesi, postmodern kuşkuyla Amerikan pragmatizminin demokratik umudu arasında durur.
Sonuç: Hakikat Yerine Daha İyi Bir Konuşma
Richard Rorty’nin felsefesi, hakikati ortadan kaldırma girişimi değildir. O, hakikatin felsefi putlaştırılmasına karşı çıkar. İnsanların ihtiyaç duyduğu şey, dünyayı olduğu gibi yansıtan son kelime değildir. Daha açık, daha özgür, daha az zalim, daha yaratıcı konuşma biçimlerine ihtiyaç vardır.
Rorty için felsefenin görevi artık temellendirmek değil, yeniden betimlemektir. Filozof, hakikatin bekçisi olmaktan çıkar; kültürün kelimelerini değiştiren, yeni anlatılar öneren, başka yaşam olasılıklarını görünür kılan bir yazıcıya dönüşür. Bu dönüşümde hakikat, temsilin soğuk aynasından çıkar; özgürlük, ironi, dayanışma ve umutla birlikte düşünülür.
Rorty’nin kalıcı önemi burada yatar. O, bize felsefenin tek işinin “doğruyu bulmak” olmadığını gösterir. Bazen daha önemli olan, hangi kelimelerle yaşadığımızı, hangi kelimelerin bizi hapsettiğini ve hangi yeni kelimelerin bizi özgürleştirebileceğini sormaktır. Hakikat, bu sorunun dışında duran bir cevap değil; insanların birlikte kurduğu, değiştirdiği ve yeniden konuştuğu bir dünyada anlam kazanır.
