Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Nietzsche’nin Filozof Sayılmaması Sorunu
Walter Kaufmann, 1950 tarihli Nietzsche: Filozof, Psikolog, Deccal adlı eserinde Nietzsche’nin filozof olarak kabul edilmesine yöneltilen temel itirazlardan birini şöyle aktarır:
“Nietzsche’nin üslup bakımından Kant ve Hegel’den çok daha üstün olduğu hemen anlaşılıyor; ancak aynı zamanda bir filozof olarak da çok keskin bir düşüşü temsil ediyor gibi görünüyor — ve onu hiç filozof olarak görmeyenler de az olmadı — çünkü ‘sistemi’ yoktu. Yine de bu argüman pek ikna edici değil. Schelling ve Hegel, Spinoza ve Aquinas’ın sistemleri vardı; Kant ve Platon’un durumunda bu kelime çok daha az uygulanabilir; ve kesinlikle sistemleri olmayan birçok önemli filozof arasında sadece Sokrates ve Sokrates öncesi filozofların birçoğunu anmak yeterlidir. Nietzsche’yi bu konuda savunmak mümkün olmakla kalmaz — bugün kaç filozofun sistemi var? — aynı zamanda bir sisteme sahip olmamasının güçlü felsefi nedenleri olduğunu da eklemek gerekir.”
Kaufmann’ın bu pasajda tartıştığı temel sorun, Nietzsche’nin düşüncelerinin düzenli olup olmadığı değildir. Asıl mesele, sistem kurmanın filozof olmanın zorunlu koşulu sayılıp sayılamayacağıdır. Nietzsche’nin eserleri Kant’ın eleştirileri, Hegel’in mantık-doğa-tin düzeni ya da Spinoza’nın geometrik yöntemi gibi tek bir kavramsal mimari içinde kurulmamıştır. Bununla birlikte sistem yokluğu, tek başına felsefi düşüncenin yokluğunu göstermez.
Felsefe ile Sistem Arasındaki Ayrım
Kaufmann’ın verdiği örnekler, “sistem” kavramının bütün filozoflara aynı biçimde uygulanamayacağını gösterir. Schelling, Hegel, Spinoza ve Aquinas gibi düşünürlerde felsefenin farklı alanlarını birbirine bağlayan kapsamlı bir yapıdan söz edilebilir. Varlık, bilgi, ahlak ve doğa belirli ilkeler içinde düzenlenir.
Platon’un düşüncesi ise diyaloglar aracılığıyla gelişir. Diyaloglarda tek bir öğretinin kesintisiz açıklaması yerine, sorular, karşı savlar ve farklı konuşmacılar bulunur. Sokrates yazılı bir eser bırakmamıştır. Sokrates öncesi filozofların önemli bir bölümü de günümüze parçalar ve aktarımlar yoluyla ulaşmıştır. Buna rağmen bu düşünürlerin felsefe tarihindeki konumu, kapalı bir sistem bırakmamış olmaları nedeniyle ortadan kalkmaz. Kaufmann böylece iki kavramı birbirinden ayırır: sistem sahibi olmak ile felsefi problemlere, kavramlara ve düşünsel bir sürekliliğe sahip olmak aynı şey değildir. Bir filozofun eserlerini tek bir ilkeden türetmemesi, onun düşüncesinin rastlantısal veya bütünüyle dağınık olduğu anlamına gelmez.
Nietzsche’nin Sistem Kurma İradesine İtirazı
Kaufmann’ın pasajındaki daha önemli iddia, Nietzsche’nin sistem kurmamasının yalnızca kişisel bir yazma alışkanlığından kaynaklanmadığıdır. Nietzsche’nin sistem fikrine yönelik doğrudan bir felsefi kuşkusu vardır. Putların Alacakaranlığı’nda yer alan “Sistem istemi, dürüstlük eksikliğidir” cümlesi, bu kuşkunun en açık ifadelerinden biridir. Bu söz, Nietzsche’nin her türlü kavramsal düzeni veya tutarlı düşünceyi reddettiği anlamına gelmez. Nietzsche’nin hedefi, belirli bir bakış açısından kurulmuş düşünce yapısının bütün gerçekliğin zorunlu düzeni gibi sunulmasıdır. Sistem kuran filozof, kendi başlangıç noktalarını, değerlerini ve tercihlerini evrensel ilkeler biçiminde ortaya koyabilir.
Nietzsche özellikle İyinin ve Kötünün Ötesinde’de felsefi öğretileri yalnızca mantıksal önermeler olarak incelemez. Bir filozofun hangi dürtülerden hareket ettiğini, hangi değerleri üstün tuttuğunu ve nasıl bir yaşam biçimini savunduğunu da araştırır. Bu nedenle bir sistem, onu kuran düşünürün tarihsel ve kişisel konumundan bütünüyle bağımsız değildir. Nietzsche’nin itirazı, sistemin belirli bir yorumu yorum olmaktan çıkararak mutlak hakikat biçiminde sunabilmesinedir.
Aforizma ve Nietzsche’nin Yazma Biçimi
Nietzsche’nin eserlerinde aforizma önemli bir yer tutar. Özellikle İnsanca, Pek İnsanca, Tan Kızıllığı, Şen Bilim ve İyinin ve Kötünün Ötesinde gibi metinler, kısa ve yoğun bölümlerden oluşur. Ancak aforizmatik biçim, düşüncenin eksik veya gelişi güzel olduğu anlamına gelmez. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü’nün önsözünde bir aforizmanın okunmasının onun bütünüyle anlaşılması anlamına gelmediğini belirtir. Aforizma yorumlanmalı, yeniden ele alınmalı ve farklı bağlantıları içinde düşünülmelidir. Bu nedenle aforizma, hazır bir öğretinin kısa özeti değildir. Okuyucudan etkin bir yorumlama talep eden yoğunlaştırılmış bir düşünce biçimidir.
Kapalı sistemde kavramların yeri önceden belirlenmiştir. Aforizmada ise aynı problem farklı eserlerde, farklı bağlamlarda ve farklı yönlerden yeniden ele alınabilir. Nietzsche’nin metinleri bu nedenle doğrusal bir ders kitabı düzeni taşımaz. Düşünce, tek bir başlangıç noktasından zorunlu sonuçlara ilerlemek yerine, belirli sorunların çevresinde yeniden kurulur.
Perspektif ve Sistem Sorunu
Nietzsche’nin sistem karşıtlığı, bilgiye ilişkin yaklaşımıyla da bağlantılıdır. Ona göre düşünce, hiçbir konuma sahip olmayan tarafsız bir öznenin faaliyeti değildir. Her bilme edimi belirli bir tarihsel konumdan, bedensel varoluştan, ilgiden ve değerlendirme biçiminden hareket eder.
Bu yaklaşım genellikle perspektivizm kavramıyla ifade edilir. Perspektivizm, bütün görüşlerin eşit olduğu basit bir görecilik değildir. Nietzsche’nin vurgusu, düşüncenin kendi bakış açısını ortadan kaldırmasının mümkün olmadığıdır. Bir konuya ilişkin kavrayış, farklı perspektiflerin karşılaştırılması ve çoğaltılmasıyla genişleyebilir. Kapalı sistem ise belirli bir perspektifi nihai ve kapsayıcı konuma yükseltebilir. Nietzsche’nin metinlerindeki bakış değişimleri, aynı sorunun farklı yönlerden incelenmesine imkân verir. Bu nedenle düşüncenin biçimi ile felsefi içeriği birbirinden ayrı değildir. Aforizmatik ve perspektifli anlatım, tek bir yorumun mutlaklaştırılmasını önleyen bir çalışma biçimidir.
Soykütük ve Tarihsel Oluş
Nietzsche’nin sistem kurmamasının bir başka felsefi nedeni, soykütük yönteminde bulunur. Ahlakın Soykütüğü, ahlaki kavramları değişmez özler olarak değil, tarihsel süreçler içinde oluşmuş değerler olarak inceler. “İyi”, “kötü”, “suç”, “ceza”, “vicdan” ve “sorumluluk” gibi kavramlar başlangıçlarından itibaren aynı anlama sahip değildir. Farklı toplumsal ilişkiler, güç mücadeleleri ve değerlendirme biçimleri içinde dönüşürler. Bir kavramın bugünkü işlevi, onun ilk ortaya çıkışındaki işlevle aynı olmayabilir. Soykütük bu nedenle kavramları sabit tanımlara yerleştirmekten çok, onların nasıl oluştuğunu araştırır. Nietzsche’nin inceleme konusu değişmez özler değil, yorumların ve değerlerin tarihidir. Kavramları tamamlanmış bir sistem içinde sabitlemek, soykütüğün açığa çıkardığı tarihsel hareketi yeniden dondurma tehlikesi taşır.
Sistem Olmadan Düşünsel Bütünlük
Nietzsche’nin kapalı bir sistem kurmaması, eserlerinde hiçbir süreklilik bulunmadığı anlamına gelmez. Hakikat istemi, ahlakın kökeni, nihilizm, ressentiment, vicdan, beden, güç ilişkileri ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi gibi sorunlar farklı dönemlerde yeniden ortaya çıkar. Bu kavramlar tek bir temel ilkeden türetilmez. Bununla birlikte birbirlerinden bütünüyle bağımsız da değildir. Hakikat eleştirisi filozofun perspektifiyle; perspektif sorunu ahlaki değerlerin oluşumuyla; değerlerin oluşumu ise soykütük, nihilizm ve yeniden değerlendirme problemleriyle ilişkilidir.
Nietzsche’de bütünlük, tamamlanmış bir sistemin bütünlüğü değil, eserler boyunca sürdürülen soruların ve kavramsal bağlantıların bütünlüğüdür. Onun erken, orta ve geç dönemleri arasında değişimler bulunur; fakat bu değişimler aynı temel problemlerin farklı yöntemlerle yeniden ele alınmasını engellemez. Kaufmann’ın savunması Nietzsche’ye sonradan bir sistem kazandırmaya dayanmaz. Onun amacı, sistem yokluğu ile felsefi tutarsızlığın özdeş olmadığını göstermektir.
Sonuç
Walter Kaufmann’ın Nietzsche savunmasının temelinde, filozof ile sistem kurucusunun aynı şey olmadığı düşüncesi bulunur. Felsefe tarihinde kapalı bir sistem bırakmamış çok sayıda temel düşünür vardır. Bu nedenle Nietzsche’yi yalnızca sistem kurmadığı için felsefenin dışında bırakmak tarihsel olarak tutarlı bir ölçüt değildir. Nietzsche’nin durumu ayrıca sistem fikrine yönelik kendi eleştirisiyle belirlenir. O, düşüncenin belirli bir perspektiften doğduğunu, felsefi öğretilerin değerlerden bağımsız olmadığını ve ahlaki kavramların tarihsel olarak oluştuğunu savunur. Aforizma, perspektif ve soykütük, bu yaklaşımın eserlerindeki başlıca biçimleridir.
Nietzsche’nin sistemi yoktur; ancak eserleri arasında kavramsal ve problematik bir süreklilik vardır. Kaufmann’ın gösterdiği üzere sistemsizlik, Nietzsche’nin filozof olmadığı sonucuna götürmez. Tersine, Nietzsche’de sistemin kendisi felsefi soru hâline gelir: Düşünce, gerçekliğin değişimini ve çoğulluğunu açıklarken onu kapalı bir yapının içine yerleştirmeden nasıl ilerleyebilir?
