Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Giriş: Meme Neden Psikanalitik Bir Kavramdır?
Melanie Klein’ın psikanalize en önemli katkılarından biri, öznenin kuruluşunu Oedipus sahnesinden daha erken bir döneme taşımasıdır. Freud’da Oedipus karmaşası, çocuğun arzu, yasak, baba, anne ve cinsiyet farkı etrafında kültürel düzene girişini anlatır. Klein ise bu sahneden önceki karanlık, parçalı ve yoğun dünyaya bakar. Çocuğun psişik hayatı, yalnızca Baba’nın Yasası ile değil, daha erken bir ilişki alanında; bakım, açlık, doyum, yokluk, kaygı ve saldırganlık içinde biçimlenir.
Bu yüzden Klein’da “meme” kavramı yalnızca biyolojik bir organı belirtmez. Meme, çocuğun dünyayla ilk temas biçiminin adıdır. Çocuk için dünya başlangıçta soyut nesnelerden, kişilerden ve kurallardan oluşmaz. Dünya önce gelen ya da gelmeyen, doyuran ya da yoksun bırakan, sakinleştiren ya da kaygılandıran bir deneyim alanıdır. Bu deneyim alanının merkezinde meme bulunur.
Meme burada annenin bedensel bir parçası olduğu kadar, çocuğun ilk nesnesidir. İlk nesne, yalnızca ihtiyaç duyulan şey değildir; aynı zamanda sevginin, öfkenin, korkunun, kaygının ve fantezinin yöneldiği ilk merkezdir. Bu nedenle Klein’ın meme kavramı, psikanalitik feminizm açısından da önemlidir. Çünkü bu kavram, öznenin kuruluşunu yalnızca fallus, yasa ve eksiklik üzerinden değil; bakım, bağımlılık, doyum, kayıp ve onarım üzerinden düşünme imkânı verir.
Freud’dan Klein’a: Oedipus’tan Önceki Dünya
Freud’un psikanalitik mirasında Oedipus karmaşası, öznenin kültürel düzene girişini açıklayan büyük sahnedir. Çocuk, anneye yönelen arzusunda sınırsız kalamaz; baba figürü ya da baba işlevi bu arzuya sınır koyar. Böylece çocuk yasakla, eksiklikle ve simgesel düzenle karşılaşır. Bu model, psikanaliz tarihinde belirleyici bir yer tutar.
Klein ise psikanalizin dikkatini bu sahneden daha önceye çeker. Ona göre çocuk, Oedipus döneminden çok önce yoğun bir psişik hayat içindedir. Bebeklik, basit ve sakin bir dönem değildir. Tam tersine, sevgi, saldırganlık, korku, yıkıcılık, suçluluk ve onarım arzusu çok erken dönemlerden itibaren çalışmaya başlar.
Bu nedenle Klein’ın hamlesi, psikanalizin merkezini yalnızca baba-yasa sahnesinden çıkarıp annenin bedeniyle kurulan ilk ilişkiye çevirmesidir. Bu ilişki, kültür öncesi basit bir doğallık değildir. Çocuk burada dünyayı ilk kez kurar. Doyum ile yoksunluğu, güven ile tehdidi, sevgi ile nefreti, varlık ile yokluğu ilk kez bu ilişkide deneyimler.
Oedipus modeli, arzunun yasa tarafından nasıl sınırlandığını gösterir. Klein’ın meme kuramı ise arzunun daha başlangıçta nasıl kaygı, fantezi ve nesne ilişkisi içinde biçimlendiğini gösterir. Böylece psikanaliz yalnızca yasakla değil, bağımlılıkla da düşünülür. İnsan yalnızca yasaya giren varlık değildir; önce başkasına muhtaç olan, bakım bekleyen, gelen ve gelmeyen nesneye göre dünyasını kuran varlıktır.
İyi Meme: Doyum, Güven ve Yaşama Bağlanma
Klein’ın “iyi meme” kavramı, ilk bakışta çok basit görünebilir. İyi meme, çocuğu doyuran memedir. Fakat psikanalitik açıdan mesele bundan çok daha derindir. İyi meme, çocuğun dünyayla güvenli bir ilişki kurmasını sağlayan ilk yaşantı merkezidir. Açlıkla gerilen, kaygıyla dolan, yoksunluk içinde huzursuzlaşan çocuk için meme, yalnızca süt veren bir nesne değil; dünyanın yaşanabilir olduğuna dair ilk deneyimdir.
Bu yüzden “iyi” burada ahlaki bir iyilik değildir. İyi meme, çocuğun yaşantısı açısından koruyucu, doyurucu, yatıştırıcı ve süreklilik sağlayıcıdır. Çocuk, iyi meme aracılığıyla dünyanın bütünüyle düşmanca olmadığını sezer. Doyum, yalnızca bedensel bir rahatlama değildir; psişik bir güven duygusunun da başlangıcıdır.
İyi meme, çocuğun iç dünyasına da yerleşir. Çocuk yalnızca dışarıdan gelen bir nesneyi deneyimlemez; onu içselleştirir. Böylece iyi nesne, çocuğun iç dünyasında güven, dayanıklılık ve yaşama bağlanma imkânı yaratır. İnsan ileride sevgi ilişkileri kurabiliyorsa, yalnızca dış dünyada iyi nesneler bulduğu için değil, kendi içinde de iyi nesne izleri taşıdığı için kurar.
Psikanalitik feminizm açısından bu nokta önemlidir. Çünkü bakım burada ikincil, doğal ya da önemsiz bir işlev değildir. Bakım, öznenin iç dünyasının kuruluşunda merkezi bir rol oynar. Anne ya da bakım veren figür, yalnızca bedeni beslemez; çocuğun dünyaya güven duyma kapasitesini de kurar.
Kötü Meme: Yokluk, Gecikme ve Saldırganlık
Klein’ın “kötü meme” kavramı da yanlış anlaşılmaya açıktır. Kötü meme, kötü anne anlamına gelmez. Bu kavram, çocuğun yoksunluk, gecikme, açlık ve kaygı deneyimiyle birleşen nesneyi anlatır. Meme gelmediğinde, geciktiğinde, doyum kesintiye uğradığında çocuk bu yokluğu yalnızca pasif biçimde yaşamaz. Onu kaygı ve saldırganlıkla fantezileştirir.
Çocuk için dış dünya başlangıçta nesnel biçimde kavranmaz. Açlık, bekleme ve yoksunluk, dış nesneyi tehdit edici hale getirebilir. Doyuran meme iyi olarak yaşanırken, yoksun bırakan meme kötü olarak yaşanır. Burada önemli olan, çocuğun gerçek anneyi bilinçli biçimde yargılaması değildir. Söz konusu olan, erken psişik dünyanın bölünmüş ve yoğun yapısıdır.
Klein’ın radikal tarafı, bebekliği masum ve saf bir dönem olarak romantikleştirmemesidir. Ona göre bebeklik dünyasında sevgi kadar saldırganlık da vardır. Çocuk ihtiyaç duyduğu nesneye öfke duyabilir; onu yok etmek, parçalamak, kontrol etmek isteyen fanteziler geliştirebilir. Bu fanteziler, yetişkin aklının ölçüleriyle değil, erken kaygıların yoğunluğu içinde anlaşılmalıdır.
Kötü meme kavramı, insanın sevdiği ve ihtiyaç duyduğu şeye aynı zamanda saldırganlık yöneltebileceğini gösterir. Bu, psikanalitik düşüncenin en çarpıcı alanlarından biridir. İnsan, yalnızca sevdiği şey tarafından korunmaz; sevdiği şeye zarar verme korkusuyla da şekillenir.
İlk Bölünme: Dünya Neden İyi ve Kötüye Ayrılır?
İyi meme ve kötü meme ayrımı, çocuğun dünyayı ilk kez nasıl böldüğünü gösterir. Başlangıçta çocuk, aynı nesnenin hem doyurucu hem yoksun bırakıcı olabileceğini kavrayamaz. Doyuran nesne iyi, yoksun bırakan nesne kötü olarak ayrılır. Bu ayrım, erken psişik hayatın temel savunma biçimlerinden biridir.
Klein’ın “paranoid-şizoid konum” dediği yapı bu bölünmeyle ilgilidir. Burada “şizoid” sözcüğü gündelik anlamda bir hastalık etiketi olarak değil, bölme mekanizmasını anlatmak için kullanılır. Çocuk iyi nesneyi kötü nesneden ayırmaya çalışır. İyi olanı korumak, kötü olanı dışarıda tutmak ister. Dünya henüz bütünlüklü değildir; güven ve tehdit, sevgi ve yıkıcılık, iyi ve kötü birbirinden keskin biçimde ayrılır.
Bu erken bölünme yalnızca çocuklukta kalmaz. Yetişkin hayatında da insan çoğu zaman dünyayı benzer biçimde böler. Sevilen kişi bir anda tümüyle iyi, öfke duyulan kişi tümüyle kötü hale gelebilir. Politik, ahlaki ve kişisel ilişkilerde de bu bölme mekanizması çalışır. İnsan, karmaşık nesneleri bütünlükleri içinde taşımakta zorlandığında, dünyayı iyi ve kötü kutuplara ayırır.
Bu yüzden Klein’ın meme kuramı yalnızca bebeklik psikolojisi değildir. İnsan dünyasının temel bir ontolojisini de açar: insan dünyayı önce tarafsız biçimde değil, duygulanımsal biçimde kurar. Dünya önce kavramlarla değil, doyum ve kaygıyla, sevgi ve saldırganlıkla, güven ve tehditle biçimlenir.

wiki/File:Melanie_Klein_1952.jpg
Photograph
1952 By: Douglas GlassCorrespondence,
Depresif Konum: Sevilen Nesneye Zarar Vermek
Klein’da gelişimin en önemli aşamalarından biri, çocuğun iyi ve kötü nesnenin aslında aynı nesneye ait olduğunu sezmeye başlamasıdır. Doyuran meme ile yoksun bırakan meme, iyi anne ile kötü anne bütünüyle ayrı varlıklar değildir. Çocuk bu bütünlüğü hissetmeye başladığında daha karmaşık bir psişik durum doğar.
Bu durum Klein’ın “depresif konum” dediği alandır. Burada çocuk, sevdiği nesneye saldırganlık yöneltmiş olduğunu fark eder. Yıkmak istediği nesne, aslında ihtiyaç duyduğu ve sevdiği nesnedir. Bu fark ediş suçluluk yaratır. Fakat bu suçluluk yalnızca yıkıcı değildir; aynı zamanda onarım arzusunun kaynağıdır.
Depresif konum, insanın etik hayatı açısından da belirleyicidir. Çünkü insan burada sevdiği şeye zarar verebileceğini, nefret ettiği nesnenin aynı zamanda sevgi nesnesi olduğunu, iyi ve kötünün çoğu zaman aynı ilişkide iç içe geçtiğini öğrenir. Bu öğrenme kolay değildir. Dünya artık bölünmüş netlikler dünyası olmaktan çıkar; karmaşık, kırılgan ve sorumluluk isteyen bir dünyaya dönüşür.
Bu nedenle Klein’ın depresif konumu, yalnızca bir hüzün hali değildir. O, bütünlüğü kabul etme kapasitesidir. Sevilen nesnenin hem iyi hem kötü yanlarıyla taşınabilmesi, insanın olgunlaşma imkânlarından biridir. Buradan suçluluk, yas, onarım ve sorumluluk doğar.
Psikanalitik Feminizm İçin Önemi
Melanie Klein’ın meme kavramı, psikanalitik feminizm açısından güçlü bir imkân açar. Çünkü psikanalizin klasik fallus merkezli dili, öznenin kuruluşunu çoğu zaman eksiklik, yasa ve simgesel konum üzerinden düşünür. Klein ise öznenin daha erken bir düzeyde, anneyle ve bakım veren nesneyle kurulan ilişkide şekillendiğini gösterir.
Bu, basitçe “fallusa karşı meme” demek değildir. Böyle bir karşıtlık fazla mekanik olur. Daha doğru olan şudur: Fallus kültürün yasa, eksiklik ve simgesel konum boyutunu açar; meme ise bakım, bağımlılık, ilişkisellik, saldırganlık, suçluluk ve onarım boyutunu açar. İkisi aynı düzlemde değildir; fakat psikanalitik düşüncede farklı başlangıç sahnelerine işaret ederler.
Psikanalitik feminizm için meme kavramı, kadını yalnızca anneliğe hapsetmek için değil, annesel ilişkinin kültürel ve psişik önemini görünür kılmak için değerlidir. Anne burada kutsal bir figür değildir. Saf sevgi, mutlak fedakârlık ya da doğal iyilik imgesine indirgenmez. Tam tersine, anneyle ilişki sevgi kadar öfke, bağlılık kadar ayrılma, doyum kadar yoksunluk, güven kadar kaygı içerir.
Bu karmaşıklık önemlidir. Çünkü kadın ve anne figürü ya tümüyle kutsallaştırılmış ya da kültür öncesi bedensel alana itilmiştir. Klein’ın kuramı, annenin psişik kuruluşta ne kadar temel olduğunu gösterirken onu romantikleştirmez. Anne, öznenin ilk dünyasını kuran ama aynı zamanda çatışmanın, saldırganlığın ve suçluluğun da merkezinde duran figürdür.
Sonuç: Meme İlk Dünyanın Adıdır
Melanie Klein’da meme, yalnızca biyolojik bir nesne değildir. Meme, çocuğun dünyayı ilk kez iyi ve kötü, varlık ve yokluk, doyum ve yoksunluk, sevgi ve saldırganlık üzerinden kurduğu psişik merkezdir. Çocuk dünyaya önce yasa ile değil, bakım ve bağımlılıkla girer. Önce simgesel düzenle değil, gelen ya da gelmeyen nesneyle karşılaşır.
İyi meme, dünyanın yaşanabilir olduğuna dair ilk güveni taşır. Kötü meme, yoksunluk ve kaygının ilk nesnesidir. Bu iki imge arasındaki bölünme, insanın dünyayı nasıl parçaladığını; bunların zamanla bütünleşmesi ise insanın suçluluk, onarım ve sorumluluk kapasitesini gösterir.
Klein’ın psikanalize katkısı, öznenin ilk dünyasının sanıldığından çok daha yoğun, çatışmalı ve etik açıdan belirleyici olduğunu göstermesidir. İnsan yalnızca yasa tarafından kurulmaz; sevdiği nesneye duyduğu ihtiyaç, öfke, suçluluk ve onarım arzusu tarafından da kurulur.
Bu yüzden fallus kültürün yasasını, meme ise öznenin ilk dünyasını gösterir. Biri eksiklik ve simgesel konumla ilgilidir; diğeri bakım, bağımlılık, saldırganlık, suçluluk ve onarımla. Melanie Klein’ın önemi, psikanalize bu ilk dünyanın karanlık ama kurucu dokusunu geri vermesidir.
