Marx’ın diyalektiğinde düşüncenin hareket noktası soyut sistemler değil, maddi ve tarihsel ilişkilerin kendi çelişkili yapısıdır.
Meta, içkin eleştiri ve soyuttan somuta ilerleyiş, ekonomi politiğin eleştirisinin temel yöntemsel eksenlerini oluşturur.
Browsing: Marx ve felsefe
Karl Marx, felsefeyi yalnızca anlamakla yetinmeyip onu dönüştürme çağrısında bulunan devrimci bir düşünürdür. FiloMythos olarak Marx’ın Hegelci diyalektiği nasıl ters yüz ettiğini, Feuerbach eleştirisiyle idealizmi nasıl aştığını ve tarihsel materyalizm kuramıyla insanlık tarihine nasıl yeni bir bakış getirdiğini derinlemesine inceliyoruz. Marx ve Felsefe bölümümüzde, emek, yabancılaşma, ideoloji, sınıf mücadelesi ve toplumsal dönüşüm gibi kavramları hem felsefi hem toplumsal bağlamda analiz ediyoruz.
Lenin, Hegel’in Mantık Bilimine dönerek Marksizmin yalnız materyalist bir dünya görüşü değil, diyalektik bir düşünme biçimi olduğunu yeniden gündeme getirir.
Hegel’den Marx’a geçiş, diyalektiğin terk edilmesi değil, tarihsel ve toplumsal gerçeklik içinde dönüştürülmesidir.
Lukács’ın Genç Hegel çalışması, Hegel’i yalnız aşılmış bir idealist olarak değil, Marksizmin kendi yöntemini sınadığı temel düşünsel kaynaklardan biri olarak yeniden konumlandırır.
Hegel ile Marx arasındaki ilişki, kopuş ve süreklilikten çok, diyalektiğin hangi dönüşümden geçtiği sorusunda düğümlenir.
Antonio Negri’nin Marx Ötesi Marx eserinde Grundrisse, canlı emek, genel zekâ, emek zamanı, işin reddi, öz-değerlenme ve sermaye ilişkisi.
Negri’de canlı emek, sermayenin denetimine indirgenemeyen toplumsal üretim ve işbirliği gücüdür.
Çokluk, potentia ve kurucu güç, bu üretici kapasitenin siyasal ve ontolojik eksenlerini oluşturur.
Marx’ın Lewis Henry Morgan okuması üzerinden ilkel komünalite, mülkiyetin doğuşu, aile yapısı ve devletin tarihsel oluşumunu inceleyen kapsamlı bir analiz.
Clinamen nedir? Marx’ın doktora tezinden Althusser’e uzanan bu yazı, atomun sapmasını, özgürlük fikrini ve salto mortale kavramını birlikte tartışıyor.
Kavramın Eşiği Shoshana Zuboff’un son dönemde yeniden öne çıkardığı “fusion scenario” kavramı, gözetim kapitalizmini yalnızca piyasanın aşırılığı olarak değil, devlet iktidarıyla birleşmeye yatkın bir egemenlik biçimi…
Marx’ın “salto mortale” ifadesi, metanın para biçimine geçişini yalnızca teknik bir değişim olarak değil, riskli ve kırılgan bir sıçrama olarak düşünür. Bu yazı, kapitalist dolaşımın göründüğü kadar pürüzsüz olmadığını, her satışın içinde bir başarısızlık ihtimali taşıdığını tartışıyor.
Marcuse, modern kapitalizmin bireyi yalnız sömürüyle değil, ihtiyaç üretimi, tüketim düzeni ve teknolojik rasyonalite yoluyla sisteme bağladığını; özgürlüğün de tam bu noktada seçenek bolluğuna indirgenerek boşaltıldığını gösterir.