Leibniz’in monad kuramı, önceden kurulmuş uyum ilkesi ve en iyi mümkün dünya anlayışı üzerine tek akışlı felsefi bir deneme. Varlığın temsil gücü, aklın kozmik işlevi ve etik özgürlük anlayışı.
Browsing: Modern Felsefe
Modern felsefe, aklın sınırlarını zorlayan, insanın varoluşunu ve bilgiyi yeniden sorgulayan düşüncelerin şekillendiği bir dönemdir. FiloMythos olarak, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünden Kant’ın fenomen-numen ayrımına; Spinoza’nın panteizminden Nietzsche’nin güç istencine kadar uzanan modern felsefenin temel filozoflarını ve kavramlarını detaylıca ele alıyoruz. Modern felsefe yazılarımızda rasyonalizm, empirizm, idealizm ve varoluşçuluk gibi temel akımları anlaşılır bir dil ile sunuyoruz. Modern felsefe tarihini keşfetmek ve felsefi bakış açınızı geliştirmek için içeriklerimizi takip edin.
Kuvvetlerin niteliği, hınç ve tepkisel zafer
Deleuze’ün Nietzsche okumasında etkin yaşamdan nihilizme uzanan çizgi
Nietzsche’de güç istenci, Deleuze’ün yorumunda kuvvetlerin farklılaşmasının ve değer yaratmanın ilkesidir; yalnızca egemen olma arzusuna indirgenemez.
Spinoza ve Leibniz’in felsefesi üzerinden rasyonalizmin sistemli yapısını keşfedin: Tanrı, doğa, monadlar, yeter neden ilkesi ve geometrik zorunluluk çerçevesinde evrenin akılsal yapısını açıklayan iki büyük düşünürün karşılaştırmalı analizi.
Leibniz, Monadoloji adlı eserinde varlığı monad adını verdiği bölünemez içkin varlık merkezleri üzerinden açıklar.
Hermann Cohen’in Kant yorumu, bilginin hazır nesneleri kopyaladığı anlayışından nesnelliğin kavramsal ve yöntemsel ilişkiler içinde kurulduğu Yeni-Kantçı epistemolojiye geçişi belirler.
Marburg Okulu’nda Hume’un nedensellik problemi, a priori’nin işlevsel anlamı ve psikolojizm eleştirisi, Cassirer’in sembolik biçimler felsefesine ve Panofsky’nin sanat tarihsel bilgi sorununa açılan düşünsel zemini oluşturur.
Kant’ın eleştirel mirası, dinsel deneyim ile metafizik bilgi arasındaki ilişkiyi yeni bir zemine taşır. Duygu, özgürlük, temsil ve akıl, Kant sonrası din felsefesinin temel kavramsal alanlarını oluşturur.
Hegel’in kötü sonsuzluk eleştirisi, sonlunun kendi sınırını sürekli aşmasının neden gerçek sonsuzluğa ulaşamadığını gösterir.
Bergson–Deleuze hattı ise farkı olumsuzlama ve karşıtlıktan değil, varlığın kendi içsel farklılaşmasından düşünmeye yönelir.
Kant’ın olanaklı deneyim anlayışı ile Bergson’un gerçek deneyimin koşullarına yönelen sezgisel yöntemi arasındaki fark, Deleuze’ün Bergson yorumuyla birlikte ele alınıyor.
Bergson’un sezgi anlayışı; felsefi kesinlik, içsel fark, süre, kavram yaratımı ve gerçekliği içeriden düşünme problemi üzerinden ele alınıyor.