Varlık, Hegel’de kendi başına duran tamamlanmış bir dolaysızlık değildir; belirlenimleri boyunca kendi üzerine dönerek Öz alanını açar.
Refleksiyon, Varlık ile Öz arasındaki ayrılığı değil, aynı mantıksal hareketin dolayımlanmasını ifade eder.
Browsing: Modern Felsefe
Modern felsefe, aklın sınırlarını zorlayan, insanın varoluşunu ve bilgiyi yeniden sorgulayan düşüncelerin şekillendiği bir dönemdir. FiloMythos olarak, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünden Kant’ın fenomen-numen ayrımına; Spinoza’nın panteizminden Nietzsche’nin güç istencine kadar uzanan modern felsefenin temel filozoflarını ve kavramlarını detaylıca ele alıyoruz. Modern felsefe yazılarımızda rasyonalizm, empirizm, idealizm ve varoluşçuluk gibi temel akımları anlaşılır bir dil ile sunuyoruz. Modern felsefe tarihini keşfetmek ve felsefi bakış açınızı geliştirmek için içeriklerimizi takip edin.
Hegel, felsefi başlangıcın başka bir ilkeye dayanamayacağını savunur; çünkü her temel, başlangıcın öncesinde yeni bir dolayıma işaret eder.
Saf varlık, bu nedenle en zengin değil, en yoksul ve en dolaysız başlangıç belirlenimidir.
Nietzsche’nin soykütüğü, ahlaki değerleri yargılayan değişmez ölçüler olmaktan çıkararak onların hangi güçlerden doğduğunu ve nasıl bir insan tipi ürettiğini sorgular.
Antonio Negri’de Aykırı Spinoza: Modernliğin Anomalisi ve Demokrasinin İçkinliği
Potentia, conatus’un fiile dönen yüzüdür: bir varlığın neleri yapabildiği. Sevinç kapasite artışı, keder kapasite azalmasıdır; özgürlük, anlaşılmış zorunluluktur. Ortak kavramlar ve zihin–beden paralelizmi, bireysel kudreti ortak hayata bağlar.
Kant’a göre saf akıl, duyular dünyasında koşullar dizisinin mutlak bütünlüğünü nesne olarak bilemez.
Sanat güzelliği, Tin’in kendi içeriğini duyusal biçimde karşısına koymasıdır. Güzel sanat, doğayı kopyalamaz; tinsel hakikate görünüş kazandırır.
Schleiermacher’ın etik anlayışında özgürlük, bireysellik, tarih ve kültürün Kant’ın ahlak yasasıyla kurduğu ilişkinin kavramsal temsili.
Geçmişin kendi çağından anlatılması, sonraki bir zamanda yeniden kurulması ve felsefi düşüncenin konusu hâline gelmesi.
Hegel’de dünya tarihi; usun egemenliği, Tin’in kendini bilmesi, halk-tinleri, tarihsel bireyler ve özgürlük bilincinin ilerlemesi üzerinden ele alınıyor.