Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yönetmen ve Bağlam
Bu filmde bilinçaltı karanlık bir kuyu gibi değil, renkli, yapışkan, parlak ve durmadan biçim değiştiren bir iç mekân gibi açılır. Suzan Pitt, ressam kökenli bir animatör olarak Asparagus’ta çizgiyi yalnız hareket ettirmez; onu bedensel arzu, yaratıcı dürtü ve sahneleme isteğiyle yüklü bir görsel maddeye dönüştürür. Film 1979’da gösterime girdi, yaklaşık iki yıl boyunca da David Lynch’in Eraserhead gösterimleriyle birlikte geceyarısı seanslarında dolaşarak kült statüsü kazandı. Pitt’in resim, kolaj, kukla ve el boyaması animasyonu birleştiren yaklaşımı, bağımsız animasyon tarihinde ayrıksı bir yere yerleşti.
Asparagus kısa film olmasına rağmen küçük bir egzersiz gibi durmaz; tam tersine, kendi kapalı evrenini kurmuş yoğun bir düş alanı gibi işler. Pitt’in kendi sitesindeki tanımıyla film, gizemli bir kadının özel tuvalet alanından perdeli penceresine, oradan halüsinatif bir bahçeye ve sonra da kendi vizyonlarını seyirciye sunduğu teatral bir alana uzanan yolculuğunu izler. Bu kurgu, kadın cinselliği, yaratıcı enerji ve sahneleme arasındaki bağı en baştan kurar. BFI da filmi diyaloğa yaslanmayan, kadın cinselliği ve kimliği etrafında düşsel ve çağrışımsal bir yapı olarak tarif eder.
Filmin Tanıtımı ve Kompozisyon
Film, klasik anlamda bir olay örgüsü kurmaz; daha çok, bir figürün kendi iç görüntülerini ardı ardına açtığı bir görsel seans gibi ilerler. Maskeli ya da yüzü tam açılmayan kadın figürü, odadan pencereye, bahçeden tiyatroya, nesneden bedene doğru hareket ederken dünya da onunla birlikte mutasyona uğrar. Asparagus sapı, perde, ağız, göz, sahne, deniz, çiçeksi formlar ve organik uzantılar birbirine dönüşür. Böylece filmde hiçbir nesne tek bir anlamda sabit kalmaz; her şey başka bir şeye akma potansiyeli taşır.
Kompozisyonun asıl gücü, mahrem alan ile gösteri alanını birbirine bağlamasındadır. İçeride yaşanan şey bir süre sonra tiyatro sahnesine taşınır; özel olan, seyirlik hale gelir. Ama bu teşhir, basit bir açığa vurma değildir. Pitt, arzuyu dışsallaştırırken onu çözmez; tersine daha da çoğaltır. Seyirci karşısında açılan sahne, bilinçaltının düzenlenmiş bir temsili değil, kontrol edilemeyen imgelerin performans alanıdır. Bu yüzden Asparagus, kişisel olanı kamusala çeviren bir film olduğu kadar, sanat yapmanın kendisini de mahrem bir taşma olarak düşünen bir filmdir.
Panofsky’nin Üç Düzeyli Analizi
Ön-ikonografik düzeyde film bize bir kadın figürünü, perdeli bir pencereyi, iç mekânı, bahçeyi, tiyatro salonunu, sebze biçimini, ağız ve yüz çağrışımlı organik imgeleri, sahnelenen bir gösteriyi ve sürekli dönüşen renkli formları gösterir. Görsel dünya bir rüya mantığıyla ilerler; nesneler doğal işlevlerinden çok, birbirlerine dönüşebilme kapasiteleriyle görünür olur.
İkonografik düzeyde bu görüntüler, kadın cinselliği, öz-gösterim, yaratıcı ifade, sahne korkusu ve fantezi gibi anlamlarla yoğunlaşır. BFI’ın da vurguladığı gibi film doğrusal anlatıyı reddeder; bir düşünce ötekini çağırır, bir biçim başka bir biçime açılır. Asparagus sapı burada yalnız bir sebze değildir; fallik çağrışım, beslenme, haz ve grotesk oyun aynı anda bu imgeye yüklenir. Tiyatro salonu ise arzunun yalnız yaşanmadığını, aynı zamanda sergilendiğini ve izlendiğini düşündürür.
İkonolojik düzeyde ise Asparagus, kadın öznenin arzusunu pasif bir nesne konumundan çıkarıp imge üreten aktif bir bilinç alanı olarak kurar. Film, “kadınlık” denen şeyi dışarıdan tanımlanan bir rol olarak değil, kendi kendini çoğaltan, biçim değiştiren, bazen erotik, bazen komik, bazen de rahatsız edici bir yaratıcı güç olarak düşünür. Burada asıl mesele bastırılmış içeriğin açıklanması değildir; yaratıcı bilinç ile cinsel bilinç arasındaki sınırın zaten geçirgen olduğunu göstermektir. Pitt, bilinçaltını açıklanacak bir karanlık değil, estetik olarak üretken bir enerji alanı haline getirir.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil: Film, kadınlığı sabit bir bedensel kimlik olarak temsil etmez. Kadın figürü yüzünü, bedenini, çevresini ve nesneleri sürekli dönüştürür. Böylece temsil, kimliği sabitleyen değil, kimliğin akışkanlığını açığa çıkaran bir işleve dönüşür. Pitt’in en güçlü hamlesi burada yatar: kadın bedeni yalnız gösterilen şey değil, imgeleri üreten merkez olur.
Bakış: Asparagus’ta bakış doğrudan seyir meselesine bağlanır. Kadın figürü hem bakar hem sahne kurar hem de seyredilir. Tiyatro bölümü bu nedenle çok önemlidir; burada mahrem fantezi bir anda kamusal gösteriye dönüşür. Ama film seyirciyi güvenli bir yorum konumuna yerleştirmez. Bakılan şey de bakan özne de biçim değiştirir. Böylece bakış, denetim olmaktan çıkar; arzunun ve yaratının dolaştığı bir akış halini alır.
Boşluk: Filmin en güçlü yanı, açıklamadığı yerde açılır. Anlamlar sabitlenmez, semboller çözülmez, imgeler tek bir şifreye indirgenmez. Bu boşluk eksiklik değil, filmin düşünme alanıdır. Pitt’in dünyasında bilinçaltı bütünüyle çevrilebilen bir metin değildir; yalnızca çağrışımlar, sıçramalar ve ani yakınlıklar halinde deneyimlenebilir.
Stil – Tip – Sembol
Stil: Pitt’in stili yoğun, el yapımı, duyusal ve taşkındır. Renkler yalnız süs değil, psikolojik madde gibi çalışır. El boyaması yüzeyler, organik geçişler ve kuklamsı teatral kurulumlar filmi hem resimsel hem bedensel kılar. Bu stil, soyut animasyon ile anlatısal fantezi arasında salınır; ama hiçbirine bütünüyle teslim olmaz.
Tip: Merkezdeki figür klasik anlamda bir karakter değildir; daha çok, sanatçı-beden, arzu-beden ve sahneleyen özne tiplerinin birleştiği bir figürdür. Filmdeki seyirci topluluğu da önemlidir; onlar yalnız izleyenler değil, özel olanın kamusallaşmasının sessiz tanıklarıdır. Böylece film, psikolojik portre yerine dürtü ve temsil figürleriyle çalışır.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Asparagus_%28film%29
Sembol: Asparagus filmin ana sembolüdür; ama tek anlamlı değildir. Hem erotik, hem komik, hem doğurgan, hem grotesk bir imge olarak dolaşır. Perde, pencere ve tiyatro sahnesi de aynı derecede belirleyicidir: iç dünya ile dış dünya, mahremiyet ile performans arasındaki sınırı temsil ederler. Maskemsi yüz kullanımı da öznenin sabitliğini bozar; kimlik, burada gösterilen değil, sürekli yeniden kurulan bir yüzeydir.
Sanat Akımı
Asparagus, bağımsız Amerikan animasyonu içinde sürrealist, deneysel ve feminist okumalara açık bir dönüm noktasıdır. Onu özel kılan şey, avangard biçimi yalnız soyut deneme olarak bırakmaması; bedensel arzu, kimlik ve yaratıcı bilinçle doğrudan ilişkilendirmesidir. El yapımı animasyonun bütün maddeselliği burada düşüncenin parçası olur.
Sonuç
Asparagus, kısa olmasına rağmen büyük bir iç evren kurar. Suzan Pitt burada bilinçaltını açıklamaya çalışmaz; onun nasıl çalıştığını, nasıl çoğaldığını ve nasıl sahneye dönüştüğünü gösterir. Film bittiğinde geriye tek bir anlam kalmaz; ama güçlü bir duygu kalır: arzu ile yaratım, beden ile imge, mahremiyet ile gösteri arasındaki sınırlar zaten baştan beri karışıktır. Asparagus’ın büyüsü, tam da bu karışıklığı saklamamasında yatar.
