Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Sanatçının Tanıtımı
John William Waterhouse, mitolojik ve edebî anlatıları kadın figürü, arzu, tehlike ve kader arasındaki gerilim üzerinden işleyen İngiliz ressamlarındandır. 1891 tarihli Ulysses and the Sirens, Homeros’un Odysseia destanındaki en tanınmış bölümlerden birini ele alır. Waterhouse, Sirenleri sonraki sanat geleneğinde yaygınlaşan balık kuyruklu kadınlar biçiminde değil, antik betimlemelere daha yakın şekilde kadın başlı ve kuş gövdeli yaratıklar olarak gösterir. Eserin merkezinde yalnızca ölümcül şarkı değil, bu şarkıyı işitmek isteyen Odysseus’un kendi arzusuna karşı kurduğu denetim düzeni bulunur.
Eserin Tanıtımı ve Kompozisyon
Kompozisyon, kayalık kıyılar arasından ilerleyen uzun bir gemi üzerine kurulmuştur. Odysseus, beyaz giysisiyle geminin direğine sırtından bağlanmıştır; kolları arkasında, bedeni hareketsiz bırakılmıştır. Çevresindeki kürekçiler başlarını örten bağlar ve kulaklarını dış sese kapatan düzeneklerle kürek çekmeyi sürdürür. Gemi hareket ederken Odysseus tek başına Sirenlerin sesine açık kalır.
Kadın yüzlü, koyu kanatlı Sirenler geminin iki yanını ve üst bölümünü kuşatır. Bazıları küpeşteye yaklaşır, bazıları küreklerin üzerinde uçar, biri doğrudan Odysseus’un üzerine eğilir. Kanatların yatay ve çapraz hareketleri, geminin doğrusal ilerleyişini parçalar. Arka plandaki dar deniz geçidi ve yüksek kayalıklar kaçış alanını sınırlar. Gemi, dışarıdan gelen saldırıyla içeride sürdürülen disiplin arasında sıkışmış hareketli bir sahneye dönüşür.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/John_William_Waterhouse
Ön-ikonografik düzeyde kürekli bir gemi, direğe bağlanmış genç erkek, başları örtülü kürekçiler ve kadın yüzlü kuş yaratıklar görülür. Gemi, kayalıklarla çevrili mavi denizde ilerlemektedir. Sirenlerin açık ağızları, uzanan boyunları ve geniş kanatları saldırı ile çağrı arasında bir hareket taşır. Kürekçiler öne eğilmiş bedenleriyle çalışma ritmini sürdürürken direğe bağlanan figür geriye doğru çekilmiş ve çevresindeki varlıklara yönelmiştir.
İkonografik düzeyde sahne, Odysseus’un Sirenler Adası’ndan geçişidir. Sirenlerin şarkısını duyan denizciler yönlerini kaybederek ölüme sürüklenir. Odysseus, şarkıyı işitmek fakat onun buyruğuna girmemek için adamlarına kulaklarını kapatmalarını, kendisini de direğe bağlamalarını emreder. Bu nedenle bağlar bir tutsaklık işareti değildir; kahramanın önceden verdiği kararın maddi güvencesidir. Kürekçiler duymadan hareket eder, Odysseus ise duyar fakat eyleyemez.
İkonolojik düzeyde eser, insanın arzuyu yalnız iradeyle değil, önceden kurulmuş bir sınır aracılığıyla denetleyebileceğini anlatır. Odysseus kendi gelecekteki zayıflığını bilir ve karar verme yetkisini geçici olarak mürettebatına devreder. Sirenlerin şarkısı bilgi, haz ve ölüm vaadini aynı çağrıda birleştirir. Kahramanın kurtuluşu arzudan yoksun olmasına değil, arzu karşısındaki kırılganlığını kabul etmesine dayanır.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil, Odysseus’u özgürce hareket eden kahraman olarak değil, kendi buyruğuyla bağlanmış bir beden olarak kurar. Geminin yöneticisidir; ancak kritik anda eylem gücünden vazgeçmiştir. Kürekçiler ise adlarını ve bireysel yüzlerini kaybeden ortak bedenler hâlinde ilerler. İşitmeyen mürettebat gemiyi kurtarırken, işiten hükümdar yolculuğun en savunmasız kişisine dönüşür.
Bakış, Odysseus ile Sirenler arasında çok yönlü bir kuşatma meydana getirir. Sirenler gemiye ve direğe dönükken Odysseus başını onlara çevirir. Kürekçiler bu bakış ağının dışındadır; ne sese ne de yaratıklara karşılık verirler. İzleyici ise hem Sirenleri görür hem Odysseus’un duyduğu varsayılan şarkıyı hayal eder. Böylece seyirci, işitmeden büyünün etkisini deneyimleyen üçüncü konuma yerleşir.
Boşluk, gemiyle kayalıklar arasındaki dar geçitte ve Odysseus’un bedeniyle ona yaklaşan Sirenler arasında yoğunlaşır. Deniz açık görünse de gerçek bir kaçış genişliği sunmaz. En önemli aralık, Sirenlerin henüz Odysseus’a dokunmadığı kısa mesafedir. Şarkı bu fiziksel boşluğu çoktan aşmıştır; bedenler ayrıdır, fakat çağrı hedefine ulaşmıştır.
Stil – Tip – Sembol
Stil açısından eser, yatay gemi gövdesi, çapraz kürekler, dikey direk ve çevresinde dönen kanatların oluşturduğu yoğun bir hareket düzenine dayanır. Mavi deniz ile kırmızı-kahverengi gemi, beyaz Odysseus giysisi ile koyu Siren bedenleri arasında güçlü karşıtlıklar vardır. Ayrıntılı gemi süslemeleri, kalkanlar, halatlar ve kürekler tarihsel atmosferi desteklerken yaratıkların dönen hareketi sahneye neredeyse kapalı bir fırtına ritmi kazandırır.
Tip düzeyinde Odysseus zeki kahraman ve kendini sınırlandıran hükümdar; kürekçiler itaat eden ortak beden; Sirenler ise baştan çıkarıcı ses ile ölümcül tehdit tipidir. Sirenlerin kadın yüzü çekimi, kuş bedeni ise insan dışı ve avcı niteliği taşır.
Sembol düzeyinde direk sabit kararın, bağlar özdenetimin, kapalı kulaklar korunmanın, kürekler kesintisiz eylemin işaretidir. Sirenlerin kanatları sesin her yönden gelen kuşatmasını; dar kayalık geçit geri dönülmez sınavı temsil eder. Gemi ise ortak akıl ve disiplinle felaket bölgesinden geçirilen insan topluluğudur.
Sanat Akımının Açık Belirtilmesi
Eser, Geç Viktorya dönemi İngiliz Akademizmi ve Pre-Raphaelite sonrası mitolojik resim bağlamında değerlendirilmelidir. Edebî kaynak, ayrıntılı tarihsel çevre, idealize figürler, güçlü anlatı açıklığı ve sembolik yoğunluk akademik mitolojik resim geleneğini taşır. Waterhouse, antik anlatıyı durağan bir kahramanlık tablosu yerine psikolojik ve bedensel kuşatma sahnesi olarak kurar.
Sonuç
Ulysses and the Sirens, kahramanlığı arzunun yok edilmesinde değil, onun gücünün önceden tanınmasında bulur. Odysseus şarkıyı işitir, Sirenlere yönelir ve muhtemelen bağlarının çözülmesini ister; fakat önceki kararı, o andaki isteğinden daha güçlüdür. Kürekçiler duymadan ilerlerken kahraman duyarak katlanır. Waterhouse’un kompozisyonunda özgürlük, her isteği yerine getirme yetisi değil, insanın kendisini hangi anda kendi buyruğundan koruması gerektiğini bilmesidir.
