Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Sanatçının Tanıtımı
Kazimir Malevich, 20. yüzyıl başında resmin nesneye, doğa görünümüne ve anlatıya bağımlılığını ortadan kaldırmaya yönelen en radikal sanatçılardan biridir. 1915’te belirginleşen Süprematizm anlayışında resim, dış dünyayı taklit eden bir yüzey olmaktan çıkar; renk, geometrik biçim, hareket ve boşluk arasındaki bağımsız ilişkilere dayanır. 1916 tarihli Supremus No. 55, figürün ve tanınabilir nesnenin terk edildiği bu yeni resim düzenini, birbirine yaklaşan, kesişen ve yüzey üzerinde asılı kalan biçimlerle kurar.
Eserin Tanıtımı ve Kompozisyon
Kompozisyon, açık krem renkli bir zemin üzerinde farklı büyüklük ve yönlerde yerleştirilmiş geometrik biçimlerden oluşur. Resmin merkezine yakın konumlanan büyük kahverengi dikdörtgen, sağa doğru eğilmiş güçlü bir ana eksen meydana getirir. Bu geniş yüzeyin üzerine siyah, damla ya da uzatılmış oval biçimli bir form yerleştirilmiştir. Siyah biçimin kıvrımlı yapısı, çevredeki keskin kenarlı dikdörtgenlerden ayrılır.
Merkezdeki kahverengi düzlemi siyah, kırmızı ve turuncu çubuklar keser. Sol alt ile sağ üst arasında uzanan ince siyah çizgi, kompozisyonu çapraz biçimde bölerken farklı renk bloklarını aynı hareket hattına bağlar. Arka planda soluk pembe bir daire seçilir; fakat bu daire başka biçimler tarafından örtüldüğü için bütünüyle kapanmaz. Sol bölümde sarı, gri, kırmızı ve siyah dikdörtgenler daha küçük ölçeklerde sıralanır. Üst ve alt kenarlardaki küçük parçalar ise ana kompozisyonun çevresinde kalan uzak işaretler gibi durur.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Kazimir_Malevich
Ön-ikonografik düzeyde açık zemin üzerinde dikdörtgenler, ince çizgiler, dairesel bir alan ve siyah kıvrımlı bir biçim görülür. Kahverengi, siyah, kırmızı, turuncu, sarı, gri, mavi ve pembe tonları birbirinden kesin sınırlarla ayrılır. Biçimler yüzey üzerinde düzenli bir simetri oluşturmaz; farklı açılarda kesişir, örtüşür ve birbirlerinden uzaklaşır.
İkonografik düzeyde eserde tanımlanabilir insan, nesne, manzara ya da anlatı bulunmaz. Dolayısıyla geleneksel ikonografik çözümleme, belirli figürleri kültürel anlatılarla eşleştiremez. Eserin adı da bir konu açıklamaz; Supremus dizisine ait numaralı bir kompozisyon olduğunu bildirir. Buradaki biçimler tren, bina, makine ya da göksel cisim olarak adlandırılabilecek benzerlikler taşısa da resim bunları kesin bir nesneye dönüştürmez.
İkonolojik düzeyde eser, resmin anlamını dış dünyadan değil, biçimlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiden üretme girişimidir. Geometrik parçalar, nesnel gerçekliğin temsilleri olmaktan çıkarak ağırlık, yön, hız, denge ve çarpışma duygularını taşır. Malevich için resim artık bir şeyi anlatmak zorunda değildir; kendi yüzeyinde bağımsız bir düzen kurabilir. Supremus No. 55, bu özgürlüğü sakin bir geometrik denge olarak değil, sürekli değişen kuvvetlerin karşılaşması biçiminde ele alır.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil düzeyinde dış dünyanın doğrudan karşılığı ortadan kaldırılmıştır. Resim, bir nesnenin görünüşünü yeniden üretmez; renk ve biçimin kendi varlığını temsil alanının merkezine yerleştirir. Kahverengi düzlem, siyah biçim ve çapraz çizgiler herhangi bir varlığın parçaları değildir. Onların anlamı, yüzeyde kapladıkları yer ve diğer biçimlerle kurdukları gerilimden doğar.
Bakış, tek bir figüre ya da merkeze sabitlenmez. Göz önce büyük kahverengi düzleme, ardından siyah damla biçimine ve çapraz çizgilere yönelir. Buradan sol taraftaki küçük renk bloklarına ve arka plandaki soluk daireye geçer. Kompozisyon bakışı durdurmak yerine sürekli yeniden yönlendirir; her biçim diğerinin hareketini keser ya da devam ettirir.
Boşluk, yalnızca şekiller arasında kalan açık zemin değildir. Biçimlerin yüzey üzerinde asılı kalmasını, birbirlerinden uzaklaşmasını ve farklı derinliklerde algılanmasını sağlayan etkin alandır. Bazı şekiller öne çıkarken bazıları geriye çekilir; fakat bu derinlik geleneksel perspektifle kurulmaz. Açık zemin, biçimleri taşıyan nötr bir arka plan değil, onların hareketini mümkün kılan sınırsız bir alan gibi işler.
Stil – Tip – Sembol
Stil düzeyinde eser, geometrik sadelik, düz renk alanları, çapraz eksenler ve nesnesiz kompozisyon anlayışıyla kurulmuştur. Fırça izi büyük ölçüde geri çekilmiş; renk, biçimin sınırları içinde bağımsız bir yüzey niteliği kazanmıştır. Kompozisyon simetrik değildir, ancak biçimlerin ağırlıkları ve yönleri arasında hassas bir denge bulunur.
Tip düzeyinde geleneksel insan ya da nesne tiplerinin yerini Süprematist biçim tipleri alır: dikdörtgen, çizgi, daire ve kıvrımlı siyah form. Bu biçimler belirli bir varlığı betimlemez; hareket, yön ve yoğunluk bakımından farklı görevler üstlenir. Büyük kahverengi düzlem ağırlık merkezi, ince çizgiler hız, küçük renk blokları ise çevresel ritim üretir.
Sembol düzeyinde şekillerin sabit ve ortak bir ikonografik karşılığı yoktur. Siyah formu kuş, damla ya da göksel cisim; daireyi güneş; dikdörtgenleri mimari parçalar olarak adlandırmak, resmi yeniden nesnel dünyaya bağlamak olur. Burada anlam, biçimlerin tek tek neyi simgelediğinden değil, birlikte oluşturdukları hareket ve gerilim sisteminden çıkar. Sembol, belirli bir nesnede yoğunlaşmak yerine kompozisyonun bütün ilişkisel yapısı içinde çözülür.
Sanat Akımının Açık Belirtilmesi
Bu eser, Süprematizm bağlamında değerlendirilmelidir. Nesnel dünyanın terk edilmesi, geometrik biçimlerin bağımsız kullanımı, rengin temsil görevinden kurtarılması ve açık zeminin sınırsız bir uzam gibi ele alınması Süprematizmin temel özellikleridir. Malevich, resmi dış gerçekliğin görüntüsü olmaktan çıkararak biçimsel kuvvetlerin bağımsız karşılaşma alanına dönüştürür.
Sonuç
Supremus No. 55, tanınabilir dünyayı ortadan kaldırırken resmi anlamsız bir yüzeye indirgemez. Kahverengi düzlemin ağırlığı, siyah formun kıvrımı, kırmızı çubukların yönü ve açık zeminin genişliği yeni bir görsel düzen kurar. Burada anlam, anlatılan olayda ya da temsil edilen nesnede değil; biçimlerin birbirini kesmesi, örtmesi ve yüzey üzerinde dengede kalmasındadır. Malevich’in kompozisyonu, resmin yalnız dünyayı göstermekle yetinmeyip kendi gerçekliğini kurabileceği düşüncesine dayanır.
