Yönetmen ve Bağlam
Luis Ortega, suç anlatısını melodram, kara mizah ve kimlik kırılmasıyla eğip büken bir sinema kuruyor. Kill the Jockey, onun bu damarı daha da serbestleştirdiği bir film: Venedik’te ana yarışmada gösterilen yapıt, yarış pistiyle yeraltı dünyasını bir araya getirirken hikâyeyi giderek beden, arzu ve kimlik çözülmesi eksenine kaydırıyor. Film aynı zamanda Ortega’nın tür sinemasını düz bir gerilim alanı olarak değil, biçim değiştiren bir ruh hâli olarak kullandığını da açık biçimde gösteriyor.
Filmin Tanıtımı ve Kompozisyon
Remo Manfredini efsaneleşmiş bir jokeydir; ama bağımlılık, savrulma ve kendini yıkıma sürükleyen davranışları yeteneğinin önüne geçmeye başlamıştır. Patronu Sirena’ya olan borcunu kapatacak yarış öncesinde ağır bir kaza geçirir, hastaneden kaçar ve Buenos Aires sokaklarında kimliğini geride bırakan bir dolaşmaya sürüklenir. Film de tam burada yön değiştirir: yarış filmi gibi başlayan yapı, giderek bir kaçış anlatısına, oradan da kimliğin çözülüp yeniden kurulduğu tuhaf bir şehir masalına dönüşür.
Panofsky’nin Üç Düzeyli Analizi
Ön-ikonografik düzeyde film bize pistleri, jokey bedenini, hastane kaçışını, geceyi, mafya takibini ve Buenos Aires’in sürüklenen sokaklarını gösterir.
İkonografik düzeyde bunlar, düşüş, yeniden doğuş, maskelenme, arzu ve toplumsal rol değişimi imgelerine dönüşür.
İkonolojik düzeyde ise Kill the Jockey, erkeklik, başarı ve kimlik fikrini sabit bir öz gibi değil, kazayla dağılan ve şehir içinde başka biçimlere bürünen bir performans olarak kurar. Burada asıl mesele bir jokeyin kaçışı değil; bedene yapışmış kimliğin ne kadar kırılgan olduğudur.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil: Film, sporu başarı hikâyesi olarak temsil etmez. Pist burada yükseliş alanı değil, çöküşün sahnesidir. Remo’nun bedeni yetenekle değil yaralanma, bağımlılık ve çözülme ile görünür olur. Böylece film, profesyonel spor mitini tersine çevirir; kazanan beden yerine dağılan bedeni merkeze alır.
Bakış: Bakış sürekli kayar. Önce Remo bir seyir nesnesidir: izlenen, üzerine para yatırılan, ondan sonuç beklenen bir figür. Kaza sonrası bu bakış dağılır; Remo artık sabit bir özne gibi değil, başkalarının tanımakta zorlandığı, ele geçiremediği, adlandıramadığı biri haline gelir. Film bu yüzden bakışı denetim kadar yanlış tanıma meselesi olarak da işler.
Boşluk: Filmin en kuvvetli alanı, Remo’nun eski kimliği ile yeni dolaşması arasındaki boşlukta açılır. Ne tamamen eski hayata döner ne de tam bir yeni benlik kurar. Bu aralık, filmin hem tuhaflığını hem de gücünü taşır. Ortega burada karakteri açıklamakla ilgilenmez; onu dağılmış halde bırakır. İzleyici de bu belirsizliğin içinde kalır.
Stil – Tip – Sembol
Stil: Film parlak, savruk, oyunbaz ve bilinçli olarak dengesiz bir stile sahip. Suç filmi, kara komedi, melodram ve sürreal hava birbirine karışıyor. Bu stil bazen anlatıyı gevşetiyor, ama tam da bu gevşeklik filmin kimlik çözülmesi duygusuna uyuyor.
Tip: Remo, kendi bedeninin ve ününün içinde sıkışmış modern erkek tipine yaklaşır. Abril ise yalnız sevgili ya da yan karakter değildir; Remo’nun çözülüşünü dışarıdan gören, ama aynı zamanda kendi gelecek baskısıyla yaşayan ikinci ekseni taşır. Sirena ise suç dünyasının patronu olmaktan çok, eski kimliği geri çağıran karanlık düzenin temsilidir.
Sembol: At ve jokey ilişkisi filmin merkez sembolüdür; çünkü burada beden yalnız yöneten değil, yönlendirilen bir bedendir. Kaza, ölüm değil kimlikten kopuşun işaretine dönüşür. Şehir de saklanma mekânı olmaktan çok, eski benliğin çözülüp başka suretlere dağıldığı bir ara alan gibi çalışır.
Sanat Akımı
Kill the Jockey, çağdaş Latin Amerika sinemasında suç filmi ile queer duyarlığı, sürreal ton ve kara mizahı birleştiren melez bir yerde duruyor. Türün kurallarını izlemekten çok, onları bozarak ilerliyor.
Sonuç
Kill the Jockey, yarış, suç ve kaçış malzemesini alıp onları kimliğin çözülmesine dair tuhaf bir serüvene çeviriyor. Film en güçlü anlarında, Remo’nun başına gelenleri bir olay örgüsü gibi değil, bir benliğin kabuğunu terk edişi gibi düşündürüyor. Geriye yalnız düşmüş bir jokey değil, kendi adından ve bedenine yapışmış rolden kaçmaya çalışan kırık bir figür kalıyor.
Künye & Eser Altı
Künye: Kill the Jockey / El Jockey — Yönetmen: Luis Ortega; Oyuncular: Nahuel Pérez Biscayart, Úrsula Corberó, Daniel Giménez Cacho, Mariana Di Girolamo; 2024; 96 dk. Film, 81. Venedik Film Festivali ana yarışmasında gösterildi.
