Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Trevor Paglen’in “Invisible Images: Your Pictures Are Looking at You” / “Görünmeyen İmgeler: Fotoğraflarınız Size Bakıyor” başlıklı metni, çağdaş görsel kültürün en önemli kırılmalarından birini adlandırır. Metnin temel iddiası açıktır: Görüntüler artık yalnızca insanlar tarafından görülmek, yorumlanmak, hatırlanmak ya da estetik deneyime konu olmak için üretilmemektedir. Dijital çağda imgeler giderek makineler tarafından okunmak, sınıflandırılmak, eşleştirilmek ve operasyonel karar süreçlerine bağlanmak için vardır. Paglen, bu dönüşümü temsil, seyirci ve anlam merkezli klasik imaj teorilerinin ötesine taşır. Görüntü artık yalnızca “bakılan” şey değildir; teknik sistemler içinde işleyen, karar üreten ve gündelik hayatı düzenleyen bir veri nesnesidir.
Bu metin, Walter Benjamin’den sonra görüntünün teknik kaderini düşünmek için güçlü bir eşik sunar. Benjamin, mekanik çoğaltma çağında sanat eserinin aura’sının nasıl çözüldüğünü göstermişti. Fotoğraf ve sinema, eseri tekil mekânından koparıp dolaşıma sokmuş, sanatın algılanma biçimini değiştirmişti. Paglen’in tartıştığı çağda ise sorun yalnızca imajın çoğaltılması değildir. İmaj, insan gözünün önünden kısmen çekilir ve makine-makine ilişkisi içinde çalışan teknik bir forma dönüşür. Burada görüntü yalnız temsil etmez; tanır, ayıklar, izler, eşleştirir, puanlar, yönlendirir ve yönetir.
Paglen’in düşüncesi, yapay zekâ çağında imajı anlamak için önemlidir. Çünkü çağdaş görüntü artık yalnızca estetik yüzeyiyle okunamaz. Bir fotoğrafın neyi gösterdiği kadar, hangi sistem tarafından nasıl işlendiği de belirleyicidir. Bu nedenle Paglen’in metni, sanat tarihi, medya teorisi, yapay zekâ çalışmaları ve Sentetik Epistemoloji açısından ortak bir soru açar: İnsan için yapılmamış, insan tarafından görülmesi gerekmeyen, fakat insan hayatını yöneten imgeler nasıl incelenir?
Trevor Paglen’in Konumu
Trevor Paglen, sanat, coğrafya, gözetim teknolojileri, askeri altyapılar, veri toplama sistemleri ve görünmeyen iktidar ağları üzerine çalışan bir sanatçı ve yazardır. Onun çalışmaları çoğu zaman görünmeyeni görünür kılmaya yönelir. Fakat bu görünür kılma basit bir ifşa mantığı taşımaz. Paglen’in asıl ilgisi, modern iktidarın hangi teknik görme biçimleriyle çalıştığını anlamaktır.
Bu yüzden Paglen’in sanat pratiği fotoğraf, video, metin, uydu izleme, veri seti incelemesi, enstalasyon ve araştırma arasında hareket eder. Onun işleri, belgesel fotoğrafın doğrudan kanıt üretme iddiasına da mesafeli durur. Görüntü onda çoğu zaman açık bir kanıt değil, kanıtın sınırını gösteren bulanık bir alandır. Uzak askeri tesisler, gizli uydular, yüz tanıma veri setleri ve yapay zekâ sınıflandırmaları, görünürlük ile görünmezlik arasında tutulur. Böylece imaj, yalnızca gösteren bir yüzey değil, bilgi, iktidar ve teknik algı arasındaki gerilimin sahnesi olur.
“Görünmeyen İmgeler” metni, bu pratiğin teorik merkezlerinden biridir. Paglen burada artık yalnız sanat nesnesini değil, imajın tarihsel konumunu tartışır. Fotoğrafın, ekranın ve dijital görüntünün insan gözüne bağlı olduğu düşüncesi geride kalmıştır. Görüntüler, giderek insan dışı sistemler tarafından algılanan ve işlenen veri nesnelerine dönüşmüştür.
Paglen’in Sanat Pratiği: Görünmeyeni Görüntülemek
Paglen’in düşüncesi, yalnızca yazılarında değil, doğrudan sanat pratiğinde sınanır. Onun çalışmalarında görüntü, dünyayı basitçe temsil eden bir yüzey değildir. Görüntü, görünmeyen iktidar altyapılarını araştıran bir araçtır. Bu nedenle Paglen’i yalnız “makine görüsü üzerine yazan bir düşünür” olarak görmek eksik olur. O, çağdaş gözetim rejimlerini fotoğraf, uydu takibi, veri seti, harita, arşiv ve enstalasyon üzerinden görünür kılmaya çalışan bir sanatçı-düşünürdür.
“Limit Telephotography” / “Sınır Telefotoğrafçılığı” bu pratiğin erken ve önemli örneklerinden biridir. Paglen bu çalışmada çıplak gözle görülemeyen uzak manzaraları, çok uzun odaklı teleskopik lensler aracılığıyla fotoğraflar. Art21’in Paglen üzerine hazırladığı kayıtta sanatçının Tonopah Test Range gibi sınıflandırılmış askerî alanları, kamuya açık araziden ve özel teleskopik düzeneklerle fotoğrafladığı belirtilir. Görüntü burada tam bir açıklık üretmez. Uzaklık, atmosfer, ısı, toz ve optik bozulma fotoğrafı bulanıklaştırır. Böylece imaj hem ifşa eder hem de ifşanın sınırını gösterir.
“The Other Night Sky” / “Öteki Gece Göğü” ise gökyüzünü romantik ya da astronomik bir manzara olmaktan çıkarır. Paglen bu projede başımızın üstünde neredeyse sürekli bulunan gizli uyduları takip eder ve fotoğraflar. Burada gökyüzü artık masum bir doğa alanı değildir; askerî, istihbari ve teknolojik bakış ağlarının taşıyıcısıdır. Fotoğraf yıldızlara değil, görünmez gözetim altyapısına bakar.
Paglen’in yüz tanıma ve yapay zekâ üzerine çalışmaları aynı hattı sürdürür. “They Took the Faces from the Accused and the Dead” / “Yüzleri Suçlananlardan ve Ölülerden Aldılar” başlıklı işinde, yüz tanıma sistemlerinin tarihsel ve etik zeminine dikkat çeker. Paglen’in açıklamasına göre çağdaş yüz tanıma araştırmalarının gelişiminde suçlanan kişilerin, mahkûmların ve ölülerin yüzleri teknik araştırma verisi olarak kullanılmıştır. Burada yüz, portre olmaktan çıkar; ölçülen, sınıflandırılan ve tanıma algoritmalarına malzeme yapılan bir veri nesnesine dönüşür.
Bu işler birlikte düşünüldüğünde Paglen’in temel meselesi daha açık görünür. Görüntü artık yalnızca bakılan şey değildir. Görüntü, iktidarın çalışma biçimini taşıyan bir aygıttır. Gizli askerî bölgeyi fotoğraflayan teleskop, uyduları izleyen kamera ve yüz tanıma veri setini sanat nesnesine dönüştüren arşiv aynı soruya bağlanır: Modern görme rejimleri neyi görünür kılar, neyi saklar ve kimin adına işler?

Kaynak: https://museemagazine.com/
İnsan Gözünden Makine Görüsüne
Paglen’in “Görünmeyen İmgeler” metni, insan gözünün maddi yapısını hatırlatarak açılır. Bu başlangıç önemlidir. Çünkü modern görsel kültür uzun süre insan bedeninin algı sınırları içinde düşünülmüştür. Mağara resmi, ikon, fresk, tablo, fotoğraf, sinema perdesi ve televizyon ekranı farklı teknik sistemlere ait olsalar da, sonuçta insan gözüne yönelirler. Renk, ışık, biçim, yüzey, derinlik ve hareket, insan algısının koşulları içinde anlam kazanır.
Dijital imaj bu düzeni değiştirir. İlk bakışta ekran hâlâ insana görünür bir yüzey sunar. Telefon ekranındaki fotoğraf, bilgisayardaki görüntü ya da sosyal medya akışındaki video insan tarafından görülüyor gibi durur. Fakat Paglen’in asıl vurgusu şudur: Dijital görüntünün temel varlık biçimi insan gözüne açık bir yüzey değil, makine tarafından okunabilir bir dosyadır. Görüntü, ancak bir yazılım, ekran ve arayüz aracılığıyla geçici olarak insan tarafından görülebilir hâle gelir.
Bu ayrım basit bir teknik ayrıntı değildir. Görüntünün ontolojisini değiştirir. Analog fotoğraf, kimyasal işlemden geçmediği sürece görünür olmayabilir; fakat nihai hedefi insan gözünün görebileceği bir görüntüdür. Dijital görüntü ise insan gözüne görünmeden de makineler tarafından işlenebilir. Bir algoritma için fotoğrafın ekranda açılması gerekmez. Dosya analiz edilebilir, yüzler tanınabilir, nesneler ayrıştırılabilir, konum bilgisi çıkarılabilir, davranış tahmini yapılabilir.
Bu noktada görsel kültürün temel öznesi değişir. Artık imajın karşısında yalnız insan izleyici yoktur. Görüntünün karşısında algoritma, veri tabanı, sınıflandırma sistemi, reklam motoru, güvenlik yazılımı, polis ağı, askerî hedefleme sistemi ve platform altyapısı vardır. Paglen’in “görünmeyen imge” dediği şey tam da budur: İnsan gözünün görmediği, ama makine sistemlerinin sürekli işlediği imge.
Temsilden Operasyona
Klasik imaj teorisi çoğunlukla temsil fikri etrafında kurulmuştur. Bir imge bir şeyi gösterir. Bir yüzü, nesneyi, olayı, manzarayı ya da bedeni temsil eder. Bu temsil doğru, yanıltıcı, ideolojik, estetik ya da belgesel olabilir. Ancak yine de görüntü ile izleyici arasında anlam üreten bir ilişki varsayılır.
Paglen’in metni bu yapının artık yetersiz olduğunu söyler. Çünkü makine görüsü çağında görüntüler yalnızca bir şeyi temsil etmez. Görüntüler işlem yapar. Bir kameranın yakaladığı plaka görüntüsü, bir aracın nerede olduğunu kayda geçirir. Bir alışveriş merkezindeki kamera, müşterinin hangi rafta ne kadar durduğunu analiz edebilir. Bir sosyal medya fotoğrafı, yüzleri, mekânları, nesneleri, markaları ve alışkanlıkları tanımlamak için kullanılabilir. Endüstriyel üretimde görüntü, kusurlu ürünü ayıklamak için çalışır. Bu örneklerin tamamında imaj, insana anlam sunan bir yüzey olmaktan çıkar; sistemin karar üretmesini sağlayan operasyonel bir parçaya dönüşür.
Bu nedenle Paglen’in düşüncesinde görüntü, artık yalnızca seyir nesnesi değildir. Görüntü bir eylem zincirinin parçasıdır. Kaydeder, ölçer, karşılaştırır, sınıflandırır, uyarı üretir, erişim sağlar ya da engeller. İmajın işlevi temsil ve aracılıktan aktivasyon, operasyon ve yaptırıma doğru kayar. Paglen’in metnindeki en belirleyici hat budur: Görüntüler artık yalnızca dünyayı temsil etmez; dünyaya müdahale eden teknik süreçlere bağlanır.
Burada insan çoğu zaman sürecin dışında kalır. Kimi zaman görüntünün üretildiğini bile bilmez. Kimi zaman görüntüye bakmaz, ama görüntü onun hakkında işlem yapar. Kimi zaman fotoğrafı paylaşan kişi, kendi arkadaşlarına bir anı sunduğunu düşünür; fakat aynı anda platforma kimlik, mekân, alışkanlık, ilişki ve tercih verisi sağlamış olur. Paglen’in dikkat çektiği şey, tam da bu görünmeyen ikinci işlemdir.
Platform İmajı
Paglen’in en güçlü örneklerinden biri sosyal medya fotoğrafıdır. Yüzeyde sosyal medya fotoğrafı insani bir jest gibi görünür. İnsanlar çocuklarını, arkadaşlarını, tatillerini, kedilerini, yemeklerini, evlerini, sevinçlerini ya da gündelik anlarını paylaşır. Arayüzler de bu insani jesti destekler. Albüm, beğeni, yorum, etiket, anı ve paylaşım gibi formlar, eski aile albümünün dijital devamı gibi görünür.
Fakat Paglen’e göre bu benzetme yanıltıcıdır. Çünkü sosyal medyaya yüklenen görüntü, yalnızca başka insanlar tarafından görülmez. Aynı zamanda yapay zekâ sistemleri tarafından analiz edilir. Görüntüdeki kişiler, nesneler, mekânlar, alışkanlıklar, toplumsal kimlik işaretleri, ekonomik göstergeler ve tercih kalıpları çıkarılabilir. Böylece fotoğraf, insan-insan iletişiminin nesnesi olmaktan çıkar; insan-makine ve makine-makine ilişkilerinin verisine dönüşür.
Bu durum görüntünün anlamını kökten değiştirir. Bir aile fotoğrafı artık yalnız aile belleği değildir. Bir yüz tanıma sistemi için veri olabilir. Bir tatil fotoğrafı yalnız hatıra değildir. Konum, gelir düzeyi, tüketim alışkanlığı ve sosyal ağ bilgisi taşıyabilir. Bir ürün fotoğrafı yalnız beğeni nesnesi değildir. Reklam ve hedefleme sistemleri için davranışsal işaret olabilir.
Böylece imaj, görünenden daha fazlasını taşır. Hatta çoğu zaman görüntünün esas işlevi, görünür anlamının arkasındaki görünmez işlem katmanında gerçekleşir. Paglen’in metni, çağdaş görsel kültürü yalnız estetik ya da semiyotik araçlarla okumanın yetmediğini gösterir. İmaj artık gösterge olduğu kadar veri nesnesidir.
Makine Bakışı Nedir?
Makine Bakışı, insan bakışının basitçe teknolojiye aktarılmış biçimi değildir. İnsan bakışı, bedenli bir konumdan gelir. Bellek, arzu, dikkat, korku, kültür, dil ve etik ilişkiyle çalışır. İnsan bir yüze baktığında yalnız oranları, çizgileri ve pikselleri işlemez; bir karşılaşma yaşar. İnsan bakışı da masum değildir. Cinsiyet, sınıf, ırk, iktidar ve arzu tarafından biçimlenir. Fakat yine de insan bakışı anlam, ilişki ve yorum alanına bağlıdır.
Makine Bakışı başka bir düzende işler. O, görmekten çok tanır; anlamaktan çok sınıflandırır; karşılaşmaktan çok işler. Bir görüntüyü insanın deneyimlediği gibi deneyimlemez. Onu veri noktalarına, özelliklere, olasılıklara, etiketlere ve kararlara ayırır. Bir yüz, yüz olarak değil; tanınabilirlik, eşleşme, sapma, risk, duygu, yaş, cinsiyet, davranış ya da kimlik tahmini olarak ele alınır. Bir mekân, yaşanan yer olmaktan çıkar; izleme, hareket çıkarımı ve davranış analizi alanına dönüşür.
Bu nedenle Makine Bakışı’nın temel sorusu “Bu görüntü ne anlatıyor?” değildir. Daha çok şudur: Bu görüntü neye göre sınıflandırılacak, hangi veri tabanıyla eşleştirilecek, hangi karara bağlanacak? Bu soru, görsel kültürü doğrudan iktidar alanına taşır. Çünkü sınıflandırma hiçbir zaman masum değildir. Bir sistemi kuran kategoriler, hangi farkların önemli sayılacağını belirler. Hangi yüzlerin normal, hangilerinin şüpheli; hangi davranışların sıradan, hangilerinin riskli; hangi imgelerin görünür, hangilerinin değersiz olacağını sistemin teknik ve politik düzeni belirler.
Paglen’in metni burada çağdaş imajın sessiz tarafını görünür kılar. Görüntüler artık yalnız bize görünmez; bizi de görür. Fakat bu görme, karşılıklı bir bakış değildir. İmajın bize bakması, estetik ya da fenomenolojik bir karşılaşma değil, teknik ve operasyonel bir işlemdir.
Sanat Tarihi İçin Sonuçları
Paglen’in metni, sanat tarihi açısından önemli bir meydan okumadır. Çünkü sanat tarihi uzun süre insan tarafından yapılan, insan tarafından görülen ve insan için anlam taşıyan imgelerle ilgilenmiştir. Mağara resmi, ikon, Rönesans tablosu, Barok sahne, modern fotoğraf, sinema karesi ya da çağdaş enstalasyon, sonuçta insan bakışının alanında düşünülür.
Makine görüsü bu çerçeveyi kırar. İnsan gözünün hiç görmediği, ama sistemlerin sürekli işlediği imgeler varsa, sanat tarihi ve görsel kültür çalışmaları yalnız görünür imgelerle yetinemez. Artık görsel olanın önemli bir kısmı görünür değildir. Görsel kültür, insanın baktığı imgelerden ibaret değildir; makinelerin işlediği, sınıflandırdığı, sakladığı ve operasyonlara bağladığı imgeleri de içerir.
Bu yüzden Paglen’in metni sanat tarihine yeni bir soru dayatır: İnsan için yapılmamış imge nasıl incelenir? Seyirciye sunulmayan, estetik deneyim üretmeyen, bir galeri ya da müze düzeni içinde görünmeyen, ama iktidar sistemleri içinde çalışan imaj hangi kavramlarla okunur?
Bu soru, Türkçe sanat ve felsefe alanı için kritiktir. Çünkü görsel kültür tartışmaları çoğu zaman hâlâ temsil, imge, gösterge, seyirci ve estetik deneyim etrafında dönmektedir. Paglen ise imajın artık yalnız görünürlük değil, işlem, sınıflandırma ve yönetim meselesi olduğunu gösterir.
Sentetik Epistemoloji Açısından Paglen’in Yeri
Sentetik Epistemoloji açısından Paglen’in metni özellikle Makine Bakışı kavramının temel kaynaklarından biri olarak okunabilir. Çünkü metnin ana tezi, görsel kültürün insan merkezli yapısının çözüldüğünü gösterir. İmaj artık yalnızca insan bilincine seslenen bir temsil değildir; veri sistemleri içinde işlenen, sınıflandırılan ve karar mekanizmalarına bağlanan teknik bir nesnedir.
Bu, Sentetik Epistemoloji’nin temel sorusuyla doğrudan ilişkilidir: Bilginin ve temsilin koşulları bugün nerede yazılıdır? Paglen’in cevabı, imaj alanında açıktır. Bu koşullar artık yalnız sanatçının niyetinde, izleyicinin yorumunda ya da görüntünün görünen yüzeyinde değildir. Veri setlerinde, sınıflandırma protokollerinde, makine görüsü algoritmalarında, platform altyapılarında ve operasyonel kullanım alanlarında yazılıdır.
Paglen’in düşüncesi ayrıca Veri Mitosu kavramına da bağlanır. Çünkü makine görüsü sistemleri çoğu zaman tarafsız teknik araçlar gibi sunulur. Oysa bu sistemler dünyayı belirli kategorilerle görür. Hangi verinin toplandığı, nasıl etiketlendiği, hangi amaçla kullanıldığı ve hangi karar süreçlerine bağlandığı, görüntünün anlamını belirler. Veri burada dünyanın doğal aynası değildir; dünyanın teknik-politik bir düzen içinde yeniden kurulmuş kaydıdır.
Bu yüzden Paglen, Sentetik Epistemoloji içinde yalnız “görsel kültür düşünürü” olarak değil, çağdaş bilgi rejiminin imaj alanındaki dönüşümünü gösteren temel bir figür olarak yer alır.
Paglen’in Sınırı
Paglen’in metni çok güçlü bir eşik açar; fakat yapay zekâ çağının bütün sorunlarını tek başına açıklamaz. Onun ana odağı, makine görüsü ve görünmeyen imgeler üzerinedir. Bu nedenle veri emeği, gezegensel altyapı, madenler, enerji sistemleri, veri merkezleri, sınıflandırma işçiliği ve yapay zekânın maddi ekonomisi metinde sınırlı kalır. Bu alanlar için Kate Crawford ve Vladan Joler daha doğrudan bir zemin sunacaktır.
Aynı şekilde Paglen, imajın makine tarafından görülmesini güçlü biçimde tartışır; fakat algoritmik normalleştirmenin toplumsal kimlikleri nasıl yeniden ürettiği konusunda Wendy Hui Kyong Chun daha ayrıntılı bir düşünce hattı açar. Konumlu bilgi meselesi açısından Donna Haraway; teknik ve bellek ilişkisi açısından Bernard Stiegler; yazılım ve veritabanı mantığı açısından Lev Manovich bu tartışmayı genişletir.
Bu sınır, Paglen’in önemini azaltmaz. Tam tersine, onun yerini netleştirir. Paglen, yapay zekâ çağında imajın insan merkezli teoriden çıkarılıp makine görüsü ve operasyonel iktidar düzleminde düşünülmesi gerektiğini gösterir. Bu, Sentetik Epistemoloji dizisinin başlangıcı için güçlü bir zemindir.
Sonuç
Trevor Paglen’in “Görünmeyen İmgeler” metni, çağdaş görsel kültürün insan bakışı etrafında kurulamayacağını gösterir. Dijital çağda imaj, yalnızca görülen, paylaşılan ya da yorumlanan bir yüzey değildir. Makine sistemleri içinde okunan, sınıflandırılan, saklanan ve karar süreçlerine bağlanan operasyonel bir veri biçimidir.
Bu değişim, sanat tarihi ve imaj teorisi için temel bir kırılmadır. Çünkü görüntünün anlamı artık yalnız neyi temsil ettiğinde değil, hangi sistem tarafından nasıl işlendiğinde belirir. İmajın estetik yüzeyi ile teknik işlevi birbirinden ayrılmıştır. İnsan ekranda fotoğraf görür; makine aynı fotoğraftan kimlik, konum, nesne, tercih, davranış ve ilişki çıkarır.
Paglen’in açtığı düşünce alanı, yapay zekâ çağında görsel okuryazarlığın yeni sorusunu belirler: Görüntüye kim bakıyor? Daha doğrusu, görüntü hangi makine düzeni içinde bizi görüyor? Bu soru, Makine Bakışı kavramının merkezidir. İmaj artık yalnız bakılan şey değildir; insanı sınıflandıran, yöneten ve görünürlük düzenine yerleştiren teknik bir aygıtın parçasıdır.
Kaynak Notu
Bu yazı, Trevor Paglen’in “Invisible Images: Your Pictures Are Looking at You” / “Görünmeyen İmgeler: Fotoğraflarınız Size Bakıyor” başlıklı metni merkeze alınarak hazırlanmıştır. Ayrıca Paglen’in “Limit Telephotography” / “Sınır Telefotoğrafçılığı”, “The Other Night Sky” / “Öteki Gece Göğü” ve “They Took the Faces from the Accused and the Dead” / “Yüzleri Suçlananlardan ve Ölülerden Aldılar” projeleri dikkate alınmıştır. Paglen’in makine görüsü, görünmeyen imgeler ve insan-dışı görsel kültür üzerine çalışmaları, Sentetik Epistemoloji içinde özellikle Makine Bakışı ve Veri Mitosu kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
