Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Biyoloji ile Felsefe Arasında Kurulan Düşünce Yolu
Şaban Teoman Duralı, canlılık problemini biyoloji, felsefe tarihi, bilim anlayışı, insan, kültür ve medeniyet meseleleriyle birlikte ele alan çağdaş Türk filozofudur. Düşüncesinin başlangıç noktası, bilimlerin giderek uzmanlaşmasıyla canlı varlığın parçalarına ayrılması ve insanın biyolojik, kültürel, ahlaki boyutları arasındaki ilişkinin kaybolmasıdır. Duralı, canlıyı mekanik süreçlerin toplamına, insanı da gelişmiş bir hayvan türüne indirgeyen yaklaşımlara karşı bütünlüklü bir araştırma alanı kurmaya çalışmıştır. Bu arayış, önce biyoloji felsefesine, ardından kendi adlandırmasıyla “felsefe-bilim” düşüncesine, insan anlayışına ve çağdaş medeniyet eleştirisine uzanır.
7 Şubat 1947’de Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde doğan Duralı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde felsefe öğrenimi görürken biyoloji ve antropoloji alanlarına da yöneldi. Nermi Uygur’un önerisiyle 1975’te Felsefe Bölümünde asistanlığa başladı; “Çağdaş Düşüncede Canlı Sorunu” başlıklı çalışmasıyla 1977’de doktor, biyoloji felsefesi üzerine hazırladığı tezle 1982’de doçent, Kant’ın a priori bilgi anlayışını ele alan araştırmasının ardından 1988’de profesör oldu. İstanbul Üniversitesindeki uzun akademik hayatının yanı sıra Malezya, Avusturya ve farklı Orta Asya ülkelerinde çalışmalar yürüttü; Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümünün kuruluşuna katıldı ve İbn Haldun Üniversitesinde ders verdi. 6 Aralık 2021’de İstanbul’da hayatını kaybetti.
Duralı’nın felsefeyle biyolojiyi birlikte okuması, iki ayrı uzmanlık alanını yan yana getirme çabasından ibaret değildir. Ona göre insan felsefenin başlıca meselesidir; insan aynı zamanda canlılar dünyasının bir üyesi olduğundan, insan hakkında felsefi bir araştırma biyolojinin ortaya koyduğu bilgilerden kopamaz. Kendi ifadesiyle, “Biyoloji felsefesi iki yönden önemlidir. Birincisi: İnsan felsefenin baş sorunudur.” Canlılığın ne olduğu açıklanmadan insanın maddi varoluşu, kültürün ve ahlakın nasıl doğduğu araştırılmadan da insanın diğer canlılardan ayrıldığı düzlem kavranamaz.
Bu yaklaşım, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde aldığı eğitimin izlerini taşır. Takiyettin Mengüşoğlu’nun felsefi antropolojisi, Macit Gökberk’in felsefe tarihi, Nermi Uygur’un dil ve kültür araştırmaları ile İsmail Tunalı ve Vehbi Eralp’in sistematik felsefe çalışmaları, Duralı’nın düşünsel çevresini oluşturdu. Buna biyoloji eğitimi eklendiğinde, Türkiye’de fazla gelişmemiş olan biyoloji felsefesi onun temel araştırma sahasına dönüştü. İlk kitapları olan Canlılar Sorununa Giriş, Biyoloji Felsefesi ve Aristoteles’te Bilim ve Canlılar Sorunu, daha sonra genişleyecek felsefi sisteminin çekirdeğini meydana getirdi.
Canlılık Problemi ve Felsefe-Bilim
Duralı’nın canlılık araştırması, canlı ile cansız arasındaki farkın hangi ölçütlerle kurulabileceği sorusundan hareket eder. Fizik ve kimya, organizmanın maddi bileşenlerini ve işleyişini açıklayabilir; fakat canlı varlık, bu bileşenlerin rastlantısal biçimde birleşmesinden daha karmaşık bir bütünlük sergiler. Bir organizmanın parçaları, bütünün yaşamasına bağlı işlevler üstlenir; büyüme, beslenme, üreme, kendini koruma ve çevreyle ilişki kurma süreçleri ortak bir düzen içinde gerçekleşir. Duralı, canlıyı açıklamak için parçaları inceleyen bilimsel çözümlemeyi gerekli görürken organizmanın bütünlüğünü gözden kaçıran indirgemeciliğe karşı çıkar.
Biyoloji felsefesi, deneysel biyolojinin yerine geçen spekülatif bir öğretiden çok, biyolojinin kullandığı kavramları ve açıklama biçimlerini araştıran bir üst düşünme alanıdır. “Canlı”, “tür”, “organizma”, “evrim”, “işlev”, “kalıtım” ve “çevre” gibi kavramların hangi anlamlarda kullanıldığı; canlı süreçlerin fiziksel nedenselliğe bütünüyle indirgenip indirgenemeyeceği; organizmadaki bütün-parça ilişkisinin nasıl açıklanacağı bu alanın başlıca sorularıdır. Duralı’nın biyoloji felsefesine katkısı, canlılığı hem bilimsel bilginin konusu hem de insan anlayışının başlangıç noktası olarak düşünmesinde belirginleşir.
Bu araştırma onu Aristoteles’e götürür. Duralı’ya göre Aristoteles, mantığı, metafiziği ve doğa araştırmalarını sistemli bir bütün içinde birleştirerek felsefeden bilimi doğurmuştur. Modern dönemde felsefe ile bilim birbirinden ayrılmış, bilimler daha dar uzmanlık alanlarına bölünmüş, felsefe ise bilimsel araştırmalarla bağını büyük ölçüde kaybetmiştir. Duralı’nın ısrarla kullandığı “felsefe-bilim” terimi, bu tarihsel birliğin yeniden hatırlanmasını amaçlar. Terimdeki kısa çizgi, felsefe ile bilimin özdeş olduğunu değil, yöntem ve problem bakımından birbirinden bütünüyle koparılamayacağını belirtir. Felsefe kavramları, ilkeleri ve yöntem sorunlarını incelerken bilim belirli varlık alanlarını sistemli araştırmaya açar; iki alan arasındaki bağ koptuğunda bilim kendi varsayımlarını sorgulamakta, felsefe de somut bilgiyle temas kurmakta zorlanır.
Duralı’nın “felsefe-bilim” anlayışında düşünme, hazır cevapları sıralamakla değil, sorunun doğru biçimde kurulmasıyla başlar. Sorun Nedir? kitabı, yalnız belirli problemlere cevap vermeyi değil, bir meselenin hangi koşullarda felsefi sorun hâline geldiğini açıklamayı hedefler. Gündelik bir sıkıntı veya bilimsel bilinmezlik, doğrudan felsefi sorun sayılmaz. Felsefi araştırma, kullanılan kavramların anlamlarını ayırır, örtük varsayımları ortaya çıkarır ve farklı bilgi alanları arasındaki ilişkiyi kurar. Duralı’nın yazılarında yoğun bir terim çalışmasının bulunması, düşünmenin öncelikle dildeki belirsizliklerle mücadele etmesi gerektiği kabulüne dayanır.
Evrim meselesine yaklaşımı da aynı ayrımı gözetir. Duralı, canlı türlerinin tarihsel değişimini araştıran evrim teorisiyle, bu teoriden hareketle insanı, toplumu ve ahlakı açıklamaya çalışan Darwinizmi birbirinden ayırır. Bilimsel evrim araştırmalarını canlılık tarihinin anlaşılması bakımından gerekli görürken doğal seçilim modelinin bütün insan varoluşuna uygulanmasına itiraz eder. Biyolojik süreç, insanın bedensel oluşumunu açıklayabilir; dil, ahlak, özgürlük, kişilik ve kültür ise biyolojiyle bağlantılı olmakla birlikte onun kavramlarına bütünüyle indirgenemez. Duralı’nın Darwinizm eleştirisi, evrim olgusunu reddetmekten çok biyolojik bir teorinin kapsamını aşarak genel dünya görüşüne dönüştürülmesine yönelmiştir.
Beşerden İnsana: Kültür, Dil ve Ahlak
Canlılık araştırmasının insan problemine açıldığı yerde Duralı’nın “beşer” ile “insan” arasında yaptığı ayrım ortaya çıkar. Beşer, insan varlığının biyolojik yönünü; genetik, anatomi, fizyoloji ve evrim süreçleri içinde oluşan canlı bedeni ifade eder. İnsan ise dil, kültür, kişilik, ahlak ve toplumsal ilişkiler içinde meydana gelen manevi varoluş düzeyidir. Bu iki yön birbirine karşıt cevherler değildir. Beşer olmadan insan ortaya çıkamaz; kültürel ve ahlaki gelişme de biyolojik varlığın üzerinde gerçekleşir. Duralı, insanın maddi ve manevi boyutlarını tek bir bütünün ayrılmaz tarafları olarak düşünür.
İnsan doğduğunda belirli biyolojik imkânlara sahiptir; konuştuğu dil, benimsediği değerler, davranış ölçüleri ve kendisini tanımlama biçimi ise toplum içinde kazanılır. Kültür, dışarıdan eklenen süsleyici bir tabaka değil, beşerin insanlaşmasını sağlayan kurucu ortamdır. Aile, dil, gelenek, eğitim ve ortak hafıza, bireyin kişiliğinin oluştuğu ilişkiler ağını meydana getirir. İnsan doğuştan belirlenmiş bir kültürel kimlikle dünyaya gelmez; ancak kültürden bağımsız bir insan kişiliği de geliştiremez.
Dil bu oluşumun merkezindedir. Duralı’ya göre dil yalnız hazır düşünceleri başkalarına aktaran bir araç sayılamaz. İnsan dünyayı dili aracılığıyla ayırır, adlandırır, kavramlaştırır ve geçmiş kuşakların deneyimini devralır. Kelime dağarcığı daraldığında düşüncenin ayrım yapma gücü de zayıflar. Türkçede felsefi düşüncenin gelişebilmesi için terimlerin kökenlerini, tarihsel anlamlarını ve birbirleriyle ilişkilerini araştırmak gerekir. Kutadgubilig Türkçenin Felsefe Sözlüğü, yabancı terimlere gelişigüzel karşılıklar bulmak yerine Türkçenin tarihsel birikimi içinde tutarlı bir felsefe-bilim dili oluşturma girişimidir.
Duralı’nın ahlak görüşü, insanlaşma sürecini yalnız toplumsal uyuma bağlamaz. Toplum bireye davranış kalıpları kazandırabilir; fakat toplumda kabul edilen her davranış ahlaki değildir. İnsanı beşer düzeyinin ötesine taşıyan, haz ve çıkarın belirleyiciliğini sınırlayarak başkasına karşı sorumluluk üstlenebilmesidir. Ahlak, insanın biyolojik ihtiyaçlarını inkâr etmez; onların bütün hayatı yönetmesini engelleyen ölçüyü kurar. Duralı’nın düşüncesinde kişilik, kimliğin ahlaki irade yoluyla işlenmesiyle oluşur. Birey bir toplumun dilini ve mirasını devralır, fakat bunları nasıl yaşayacağı konusunda sorumluluk taşır.
Bu bağlamda özgürlük, herhangi bir isteği engellenmeden yerine getirmek değildir. İnsanın içgüdülerine, geçici arzularına ve dış yönlendirmelere karşı mesafe kurabilme gücüdür. Beşer ihtiyaçları tarafından belirlenirken insan, değerler doğrultusunda seçim yapma ve gerektiğinde çıkarına karşı davranma imkânına sahiptir. Duralı’nın biyoloji felsefesi böylece ahlak sorununa ulaşır: İnsan canlılar dünyasının parçasıdır, fakat kendi davranışını değerlendirebilmesi ve sorumluluk üstlenebilmesiyle farklı bir varoluş düzeyi kurar.
Medeniyet Eleştirisi ve Türkçe Düşünce Arayışı
Duralı’nın biyoloji ve insan araştırmaları zamanla kültür ile medeniyet arasındaki ilişkiye genişledi. Kültür, belirli bir toplumun dil, inanç, ahlak, gelenek ve hayat biçimleri içinde oluşturduğu anlam dünyasıdır. Medeniyet ise farklı kültürleri etkileyen, onları ortak kurumlar, bilgi sistemleri ve teknik imkânlar çevresinde bir araya getiren daha geniş tarihsel yapıyı ifade eder. Her toplum bir kültüre sahiptir; bazı kültür çevreleri, kapsamlı bir dünya görüşü ve kurumlaşma geliştirerek medeniyet kurar.
Çağdaş Küresel Medeniyet ve sonraki baskılarda kullandığı adıyla Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti, modern dünyanın tarihsel soykütüğünü açıklama girişimidir. Duralı’nın kendisine özgü ve tartışmalı olan bu adlandırması, Yeniçağ Avrupa’sında gelişen bilim anlayışı, İngiliz siyasal-ekonomik sistemi, sanayi kapitalizmi ve küresel finans düzeni arasında kurduğu bağlantıyı ifade eder. Burada “medeniyet” bir halkın veya dinî topluluğun değişmez niteliği olarak değil, belirli tarihsel kurumların ve düşünme biçimlerinin dünya çapında egemenleşmesi olarak ele alınır.
Duralı’nın eleştirisinin merkezinde insan hayatının iktisadi üretim ve tüketim ölçüleriyle tanımlanması bulunur. Modern teknik, insanın maddi ihtiyaçlarını karşılamada büyük bir güç yaratmış; aynı süreç doğayı hammaddeye, emeği maliyete, kişiyi tüketiciye dönüştüren bir düzen de üretmiştir. Bilimsel yöntemin teknik hâkimiyet amacıyla sınırlandırılması, bilginin hakikat arayışıyla ahlaki sorumluluk arasındaki bağı zayıflatır. Küresel medeniyet eleştirisi, bilimin reddine değil, bilim ve teknolojinin hangi insan anlayışına hizmet ettiğinin sorgulanmasına dayanır.
Bu eleştiri, Duralı’nın Türk düşüncesi hakkındaki çalışmalarına bağlanır. Ona göre düşünce, başka dillerde kurulmuş kavramların çevrilmesiyle kendiliğinden yerleşmez. Türkçenin tarihsel söz varlığı canlandırılmalı, kavramlar tutarlı tanımlara kavuşturulmalı ve felsefi problemler Türkçenin kendi imkânlarıyla yeniden kurulmalıdır. “Felsefe-bilim” terkibi, Kutadgubilig adı ve eserlerinde kullandığı terimler bu programın parçalarıdır. Türkçe düşünmek, yabancı felsefeleri dışlamak anlamına gelmez; onların kavramlarını ezberlemek yerine kaynak dillerinden inceleyip Türkçede yeniden işleyebilecek bir düşünce ortamı kurmayı gerektirir.
Duralı’nın 2002’den itibaren yayın yönetmenliğini yürüttüğü Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları dergisi, bu yaklaşımın kurumsal karşılığını oluşturdu. Derginin adındaki “felsefe-bilim”, felsefeyi bilimsel araştırmadan ayırmayan anlayışı; Kutadgubilig ise Türkçenin erken düşünce mirasıyla kurulmak istenen sürekliliği yansıtır. Akademik makaleler, tercümeler ve kavram araştırmaları aracılığıyla Türkçede sistemli felsefe üretilebilecek bir tartışma zemini meydana getirmeyi amaçladı.
Eserleri ve Türk Felsefesindeki Yeri

Kaynak:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Teoman_Dural%C4%B1
Duralı’nın eserleri, başlangıçtaki canlılık probleminden giderek genişleyen bir düşünce çizgisi içinde okunabilir. Canlılar Sorununa Giriş ve Biyoloji Felsefesi, canlı varlığın yapısını ve biyolojinin kavramsal temellerini inceler. Aristoteles’te Bilim ve Canlılar Sorunu, bilim ile felsefenin tarihsel birliğini Aristoteles üzerinden araştırır. İngilizce yayımlanan A New System of Philosophy-Science from the Biological Standpoint, biyolojik bakış açısından geliştirmeye çalıştığı sistemin uluslararası akademik ifadesidir. Felsefe-Bilim Nedir?, Sorun Nedir? ve Felsefe-Bilimin Doğuşu, yöntem, metafizik, mantık ve bilim kavramlarını tarihsel bir bütünlük içinde ele alır.
Aklın Anatomisi, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi üzerinden aklın bilgi kurma yetilerini çözümlerken Hayatın Anatomisi, canlılık ile insan hayatının kesiştiği alanları yeniden değerlendirir. Çağdaş Küresel Medeniyet modern dünya düzeninin tarihsel-felsefi teşrihini, Omurgasızlaştırılmış Türklük ise dil, tarih, kimlik ve kültürel süreklilik problemlerini işler. Kutadgubilig Türkçenin Felsefe Sözlüğü, bütün bu çalışmaların dayandığı kavram dilini sistemleştirme amacını taşır. Duralı ayrıca Gılgamış Destanı üzerinde çalışmış, şiirlerini Deniz ve Kâşiflik adıyla yayımlamıştır.
Şaban Teoman Duralı’nın Türk felsefesindeki ayırt edici yeri, biyoloji felsefesini bağımsız ve sistemli bir araştırma alanı hâline getirmesinde yatar. Canlılık sorunundan hareket ederek insanın bedensel yapısı ile kültürel varoluşunu aynı düşünce içinde birleştirmiş; bilim tarihini, metafiziği, ahlakı ve medeniyet eleştirisini bu eksen çevresinde toplamıştır. Metinlerinde yer alan bazı geniş tarihsel hükümler ve medeniyet adlandırmaları tartışmaya açıktır; fakat onun düşünsel çalışması, birbirinden kopmuş disiplinleri ortak bir insan problemi etrafında yeniden konuşturma girişimi olarak belirgin bir bütünlüğe sahiptir.
Duralı’nın temel sorusu, insanın ne ölçüde canlılar dünyasına ait olduğu ve hangi aşamada biyolojik belirlenmişliğin ötesine geçerek kültür ile ahlakın öznesi hâline geldiğidir. Bu soru, onun biyoloji felsefesinden dil anlayışına, özgürlük yorumundan medeniyet eleştirisine kadar bütün eserlerinde sürer. İnsanı maddi bedenden bağımsız bir ruh olarak düşünmediği gibi, genlerin ve içgüdülerin yönettiği biyolojik bir mekanizmaya da indirgemez. İnsan, canlılığı kültürle işleyen, dil aracılığıyla tarih kazanan ve ahlaki seçimleriyle kişilik oluşturan bütünlüklü bir varlıktır.
Sonuç
Şaban Teoman Duralı, Türkiye’de felsefe ile biyolojinin yollarını birleştirerek canlılık ve insan problemini yeniden kuran bir filozoftur. Felsefe-bilim kavramıyla bilimsel araştırmanın kavramsal ve metafizik temellerini hatırlatmış; beşer-insan ayrımıyla biyolojik varlık ile kültürel-ahlaki kişilik arasındaki geçişi açıklamaya çalışmıştır. Dil, onun düşüncesinde bu geçişin başlıca ortamı; kültür insanlaşmanın tarihsel zemini; ahlak ise insanın biyolojik ihtiyaçlarına rağmen sorumluluk taşıyabilmesinin ölçüsüdür.
Çağdaş medeniyet eleştirisi de aynı insan anlayışına dayanır. İnsanı üretim, tüketim ve biyolojik ihtiyaçlarla sınırlayan düzen karşısında kültürü, hafızayı, dili ve ahlaki kişiliği savunur. Şaban Teoman Duralı’yı Türk Felsefe ve Düşünce Tarihi içinde önemli kılan, farklı alanlarda çok sayıda konuya değinmesi değil; canlıdan insana, insandan kültüre ve kültürden medeniyete uzanan sorunları tek bir felsefi araştırma çizgisi içinde birleştirmesidir.
