Sanatta Kadın Temsili ve Sessiz Modernizm // Çağdaş Dönem I
Modern sanat tarihinde kadın sanatçının temsili çoğunlukla iki karşıt kutup etrafında şekillendi: ya sessizce içe çekilen, mahrem olanın taşıyıcısı bir figür ya da protest bir kopuşla görünürlüğü talep eden bir beden. Türkiye’de çağdaş dönemin öne çıkan feminist sanatçılarından biri olan Canan Şenol, bu ikiliği kırarak, temsilin sınırlarını bedenin, hafızanın ve kimliğin çok katmanlı yapısında sorgulayan bir görsel dil kurar.

Ademler ve Havvalar
Miniature Sculpture / Minyatüre Heykel
Mixed media / Karışık teknik
48 x 31 x 49 cm
Kaynak: Sanatçının Kişisel Web Sitesi
http://www.cananxcanan.com/
Sanatçının Konumu: Sessizlikten Direnişe
1970 yılında İstanbul’da doğan Canan Şenol, özellikle 2000’li yıllardan itibaren Türkiye çağdaş sanat sahnesinde beden, toplumsal cinsiyet, kimlik ve kültürel normlara karşı geliştirdiği eleştirel üretimiyle ön plana çıkmıştır. Sanatçının üretimi, yalnızca plastik sanatlarla sınırlı kalmayıp video, fotoğraf, illüstrasyon, performans ve dijital medya gibi mecralarla çeşitlenerek feminist bir sanat pratiğinin bütünsel bir formuna dönüşür.
Canan’ın sanatı, yalnızca temsil edilen kadın bedeniyle değil, temsilin kendisine dair politikayla ilgilenir. Kadın bedeninin nasıl göründüğü değil, ne zaman, nerede ve kim tarafından görüldüğü sorusu onun pratiğinin merkezindedir.
Bedenin Politikliği: Kendini Açan Yara
Canan’ın en çok ses getiren işlerinden biri olan Kırık Testi (2005), kadın bedeninin tarihsel olarak nasıl bir arzu nesnesine dönüştürüldüğünü, kültürel baskılarla nasıl yaralandığını ve sonunda bu yaralardan bir anlatı kurduğunu gösterir. Testi, geleneksel bir kadınlık sembolü olarak hem doğurganlığı hem de kırılganlığı temsil eder. Ancak Canan, bu kırılganlığı güçsüzlükle değil, direnişle ilişkilendirir: Beden yaralanmıştır ama aynı zamanda bu yaradan bir bilgi, bir ifade sızmaktadır.

http://www.cananxcanan.com/
Turkish Delight (2011)
Türk Lokumu
5 channel video installation
5’07”
Bu noktada sanatçının dili Julia Kristeva’nın “abjekt” kavramıyla ilişkilendirilebilir. Kristeva’ya göre abjekt olan, hem tiksinti hem de çekim yaratan, sınırları tehdit eden bir varlıktır. Canan’ın eserlerindeki beden de tam olarak bu sınırdadır: hem annedir hem kurbandır; hem erotik nesnedir hem özne; hem kutsaldır hem dışlanmıştır.

http://www.cananxcanan.com/
Heaven (2017)
Cennet – Sculpture
Tulle curtain, sequins, rope, cloth, bell, light, motor
Video, Dijital ve Bireysel Hafıza
Canan Şenol’un çalışmalarında teknik ve anlatı biçimi, tıpkı temaları gibi melezdir. Exemplary (2009) gibi videolarında, kişisel olanın politik olduğunu göstermek amacıyla aile albümlerinden alınmış fotoğraflarla kendi bedenini ve hafızasını çarpıştırır. Video art, Canan için yalnızca bir anlatım biçimi değil, aynı zamanda bireysel hafızayı yeniden kurgulamanın, geçmişe bakmanın ve görünmeyeni görünür kılmanın aracıdır.
Bu noktada sanatçının çalışmaları, Roland Barthes’ın Camera Lucida‘sındaki “punctum” kavramına da yaklaşır: izleyicinin içini delip geçen, kişisel bir bağ kuran bir görsel detay. Canan’ın işleri, izleyicinin kendi bedenine, geçmişine, kültürel kodlarına dokunarak bu etkiyi yaratır.
Gelenekle Hesaplaşmak: El İşi, Kına, Nakış
Canan Şenol’un sanatı, Batı merkezli bir feminist estetiğin ötesine geçerek, yerel kültürel kodlarla yüzleşir. Geleneksel kadın işçiliği olan nakış, kına, örgü, tezhip gibi formlar, onun eserlerinde estetik değil politik bir alan haline gelir. Örneğin Yüzleşme (2010) serisinde, kadınların bedenine işlenen motifler, onları özneleştiren değil, nesneleştiren bir sürecin simgesi olarak kullanılır. Ancak bu kodlar, Canan’ın ellerinde tersine çevrilir: kadının kültürel olarak yüklenen sessizliği, bu tekniklerle haykıran bir estetik protestoya dönüşür.
Bu bağlamda Canan, yalnızca bir feminist sanatçı değil, aynı zamanda yerli gelenekle yüzleşen bir postkolonyal eleştirmen olarak da konumlanabilir.

canan-art.net – Canan Şenol’un Resmî Web Sitesi
AWARE Women Artists – Canan Şenol Profili
Kimlik, İnanç ve Cinsellik
Canan’ın işlerinde dikkat çeken başka bir tema da dinî sembollerle olan çelişkili ilişkidir. Sanatçının bazı işlerinde, başörtüsü, namaz örtüsü gibi imgeler erotik bedenle iç içe geçirilerek inancın beden üzerindeki etkileri tartışmaya açılır. Bu durum, Michel Foucault’nun biyopolitika ve gözetim kavramlarıyla ilişkilendirilebilir: beden sadece arzunun değil, disiplinin de mekânıdır.
Aynı zamanda queer kimliklerin görünürlüğü, cinselliğin çoğulluğu ve kimliklerin sabitlenemezliği Canan’ın pratiğinde önemli yer tutar. Beden, onun sanatında yalnızca bir arzu nesnesi değil; aynı zamanda kimliğin üretim mekânıdır.
Sonuç: Sessizliğin Dili Değil, Direnişin Sesi
Canan Şenol’un sanatı, Türk çağdaş sanatında kadın bedeni üzerinden yürütülen tartışmalarda merkezî bir yere sahiptir. Onun çizgisi, Hale Asaf, Aliye Berger, Nezihe Bilgütay Derler gibi modernist kadınların estetik içe dönüşünü çağdaş, politik ve çok disiplinli bir dile taşır. Sessiz olanın, bastırılanın, görünmeyenin ifadesi Canan’da açık, doğrudan ve çok katmanlı hale gelir.
