Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Mitoloji, karar vermenin değil, kararın askıya alınmasının tarihidir. Homeros’un Odysseia’sında Odysseus’un karşısına çıkan Scylla ve Charybdis, sadece fiziksel bir tehlikenin değil, temsil edilemeyen bir ikili ölüm tehdidinin figüratif yansımasıdır. Biri gökyüzüne yükselen bir hortum gibi emerek yutar; diğeri karanlık bir mağarada sinsice bekleyen dişi bir canavardır. Bu iki figür, yalnızca doğa güçleri değil; aynı zamanda psikolojik, varoluşsal ve estetik bir açmazı sahneye koyar: Her hareket bir kayba gebedir, her karar bir vazgeçiştir.
Sanat tarihinde bu mitolojik karşılaşma, nadiren doğrudan betimlenmiş olsa da, Scylla ve Charybdis’in arketipsel gücü, birçok çağdaş yapıtın ve düşüncenin altında dolaşır. Bu figürler, sadece iki uçlu tehlike arasında kalmayı değil, aynı zamanda simgesel düzenin yetersizliğini, özneleşmenin krizini ve kadınlıkla doğa arasında kurulan tehlikeli özdeşlikleri temsil eder.
Bu yazı, Scylla ve Charybdis’i yalnızca mitolojik karakterler olarak değil; estetik, psikanalitik ve felsefi bir temsil problemi olarak ele alacak. İkilik, yönsüzlük, kararın imkânsızlığı, kadınsı doğa imgeleri ve öznenin çözülme süreci gibi katmanlar boyunca bu iki figürün sanattaki ve düşüncedeki yankılarını tartışacağız.

Johann_Heinrich_F%C3%BCssli_054.jpgHenry Fuseli’nin
Odysseus’un Skylla ve Charybdis arasında seçim yapmak zorunda kaldığı tablosu, 1794-1796
I. Homeros’ta İkili Kayıp: Scylla’dan mı Charybdis’ten mi Kaçmalı?
Odysseus’un gemisi dar bir boğazdan geçmek zorundadır: Bir yanında Charybdis —her şeyi yutan, karanlık bir su girdabı; diğer yanında Scylla —altı başlı, taş duvarlara gizlenmiş bir yaratık. Tanrıça Kirke ona bir seçim yapmasını söyler: Ya Scylla’nın altı adamını feda edecek ya da Charybdis’in her şeyi yutmasına karşı riski göze alacaktır. Odysseus, Charybdis’i tümden yok oluşla özdeşleştirir; Scylla’yı ise acılı ama sınırlı bir kayıpla. Karar verir —ve altı adamını feda eder.
Bu sahne, yalnızca bir kahramanlık anlatısı değil, aynı zamanda “kararsızlığın zorunluluğu” üzerine felsefi bir modeldir. Bir şeyi seçmek, diğerinden vazgeçmektir; ama her iki seçenekte de kayıp kaçınılmazdır. Bu ikili kayıp yapısı, psikanalitik düzlemde öznenin doğuşuyla ilgilidir: özne, arzunun nesnesine hiçbir zaman tam olarak ulaşamayacağını fark ettiğinde oluşur —ve bu fark ediş, bir bölünme, bir yara, bir eksikliktir.
Scylla ve Charybdis’in alegorik gücü burada yatar:
– Scylla, bilinçli seçimin bedeli olan kurbanı,
– Charybdis, tam yok oluşun, kaybın simgesel sınırını,
temsil eder.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Circe#/media/File:Circe-Frederick_Stuart_Church-1910.9.4_1a_Smithsonian_American_Art_Museum.jpg
Lacan’ın kuramında bu, Gerçek ile Simgesel arasında kalmak gibidir. Scylla’ya yönelmek, simgeselin içinde kalmayı, ama travmadan pay almayı kabul etmektir. Charybdis’e yönelmekse, simgeselin tümüyle çökmesi, dilin ve kimliğin dağılması anlamına gelir.
Odysseus’un kararı, arzuya ulaşamasa da hayatta kalmak isteyen öznenin trajik seçimidir: “Kurtulmak” bir tür eksik kalma biçimidir.
II. Kadın ve Doğa: Tehlikenin Dişil Temsili
Scylla ve Charybdis’in ortak özelliği, yalnızca ölümcül olmaları değil; ikisinin de dişil figürler olarak betimlenmesidir. Bu rastlantısal bir seçim değildir. Antik anlatılardan modern temsillere kadar “tehlike” sıklıkla “kadınsı” olanla özdeşleştirilmiştir. Bu özdeşlik, yalnızca cinsiyetçi bir eğilim değil; aynı zamanda doğa, beden ve bilinçdışıyla kurulan tarihsel ilişkiyi açığa çıkarır.
Charybdis sürekli dönen, emen, yutan bir doğa gücüdür —denizlerin karanlık, bastırılamaz gücü. Freud’un “kadın cinsel organının fallus karşısındaki tehdidi” ya da Kristeva’nın abject tanımı burada yankılanır: bedensel sınırları tehdit eden, kendilik ile öteki arasındaki ayrımı bulanıklaştıran, temsil edilemeyen bir dişillik.
Scylla ise başka bir tür tehlikedir: Gözle görülemez, sessizce saldırır, sarkıt gibi uzanan yılan kollarıyla bir kaya parçasının içinde eriyerek gizlenir. Bu figür, kadının şeyleştirilmesi ve canavarsılaştırılması arasındaki ikiliyi taşır. Scylla, erotik olmayan ama yok edici bir kadınsılıkla simgelenir. O, anneliğin veya şehvetin değil; soğuk, kontrol dışı saldırının biçimidir.
Bu temsiller, özünde dişil olanın kontrol edilemezliğini ve öznenin karşısındaki doğa gücü olarak kodlanmış kadınlıkla başa çıkma arzusunu ortaya koyar. Scylla ve Charybdis’in karşısında kalan Odysseus, yalnızca yönünü değil; düzen ile kaos, erkek ile kadın, bilinç ile bilinçdışı arasındaki ayrımın sınırlarını da kaybeder.
Burada Barthes’ın mitoloji yorumlarıyla bağlantı kurulabilir: Mit, doğallaştırılmış ideolojidir. Dişil tehlike de bu mitolojik doğallaştırmanın bir ürünüdür —dil ve anlam sisteminin içinden üretilmiş, ama temsilin sınırında beliren bir fazlalık.

Kaynak: https://www.britannica.com/topic/Scylla-and-Charybdis
III. Sanatta Scylla ve Charybdis: Temsilin İmkânsızlığı
Sanat tarihinde Scylla ve Charybdis figürleri, Odysseus’un serüveni içinde yer almalarına rağmen, nadiren doğrudan merkezî imgeler olarak temsil edilir. Bu durum, yalnızca anlatısal önemsizlikten değil; bu figürlerin temsil edilmesindeki yapısal güçlükten kaynaklanır. Çünkü hem Scylla hem de Charybdis, görsel olarak sabitlenemeyen, simgesel düzende yer bulamayan, dağılma, emilme, çokluk gibi kavramlarla ilişkili figürlerdir.
Charybdis, bir tür boşluk olarak işler. Girdap gibi dönen, içine her şeyi çeken bir “hiçlik” imgeleridir. Onu temsil etmek, yutan bir boşluğu temsil etmek anlamına gelir —ve sanat tarihinin özellikle Batı merkezli ikonografisinde, bu tür boşluklar nadiren özneleşebilir. Oysa Charybdis, psikanalitik düzlemde karşı konulamaz çekim, sınır kaybı, benliğin silinmesi gibi kavramlarla ilişkilidir. Onu temsile zorlamak, dili zorlamaktır.
Scylla ise imgelerle doludur ama birliğe indirgenemez. Altı baş, yılan benzeri uzuvlar, taşla bütünleşmiş bir beden… Canavarın bu yapısal aşırılığı, tekil bir görsel imgeyle temsil edilmesini imkânsızlaştırır. Bu yüzden Scylla’yı betimleyen nadir resimler —örneğin Glaucus ve Scylla’yı konu alan barok kompozisyonlar— genellikle figürü kırpar, idealize eder veya seksüelize ederek yumuşatır.
Bu iki figürün temsil edilememesi, yalnızca teknik bir eksiklik değil, psikanalitik bir sınırın sanat üzerindeki etkisidir. Lacan’ın ifadesiyle: “Gerçek temsil edilemezdir.” Scylla ve Charybdis bu temsil edilemezliğin iki yönünü gösterir:
- Scylla: Aşırılık, çokluk, saldırganlık
- Charybdis: Hiçlik, emilim, yitim
Sanat burada bir sapma yaşar; bu figürler ya yan figür olarak konumlanır ya da mitin dışında kalan bir alana itilir. Bu durum, bu mitolojik temanın temsil tarihinde bir “eksiklik” değil, tam tersine bir fazlalık yarattığını gösterir —öyle bir fazlalık ki, görsel düzenin içine sığmaz, her zaman taşar.
IV. Sonuç: İkili Tehlike, Karar Anı ve Kadınlık Temsili
Scylla ve Charybdis, yalnızca Odysseus’un karşısına çıkan mitolojik yaratıklar değil; aynı zamanda öznenin, özellikle de erkek öznenin, anlam ve karar krizini temsil eden figürlerdir. Bu figürlerin ikili doğası —biri çok başlı yıkım, diğeri yutan boşluk— Lacan’ın simgesel ve gerçek düzlemleri arasında sıkışmış öznenin trajedisini yansıtır.
Odysseus’un seçimi, kararın bir kurtuluş olmadığını, yalnızca eksikliğe rıza göstermek anlamına geldiğini gösterir. Bu bağlamda Scylla ve Charybdis, karar anının etik ya da kahramanca değil, travmatik ve eksik olduğunu açığa çıkarır. Her seçenekte bir yitim vardır. Arzunun nesnesi, her zaman ya yok olur ya da gözden kaybolur.
Kadınlık bu ikili figürle doğrudan ilişkilendirilir. Çünkü mit, dişil olanı yalnızca iki uçta tasavvur edebilir:
- Ya yıkıcı çokluk (Scylla),
- Ya da yutan hiçlik (Charybdis) olarak.
Bu temsil, yalnızca kadın figürünün dışsallığına değil; aynı zamanda kadınlığın özneleşme sisteminde dışlanışına işaret eder. Ne Scylla ne de Charybdis konuşur. İkisi de pasif değil, ama dilsizdir. Sessiz ama etkin, görünür ama temsilsiz figürlerdir. Kristeva’nın abject kavramıyla ifade ettiği gibi, bedenin sınırını bozan ama bir türlü bütünlüğe katılamayan yapılar olarak kalırlar.
“Kaçınırsan yok olursun, ilerlersen parçalanırsın.”
