Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Sanatçının Tanıtımı
Umberto Boccioni, Fütürist resimde hareketi yalnız nesnelerin hızına değil, görmenin kendisine uygulayan kurucu sanatçılardandır. 1911–1912 dolaylarında gerçekleştirdiği Visioni simultanee, sanatçının kent, pencere, insan bedeni ve eşzamanlı algı üzerine yoğunlaştığı dönemin temel yapıtlarındandır. Von der Heydt Museum eseri koleksiyonunun önemli Fütürist yapıtlarından biri olarak yaklaşık 1912’ye tarihler.
Eserin Tanıtımı ve Kompozisyon
Kare kompozisyonda kent ile iç mekân birbirinden ayrılmış iki bölge olarak kurulmaz. Üst ve yan bölümlerde apartman cepheleri, çatılar, ağaçlar ve sokakta ilerleyen küçük insan grupları görülür. Yapılar perspektifin düzenli çizgilerine uymaz; eğilir, birbirine yaklaşır ve resmin merkezine doğru bükülür.
Kompozisyonun merkezindeki kadın figürü de tek bir görünüşe sahip değildir. Baş, yüz ve gövde farklı yönlerde parçalanarak aynı anda birden fazla bakış noktasından algılanır. Kadının yüzünün başka bir görünüşü kent yüzeyi üzerine taşınmış, adeta karşıdaki cephede yeniden belirmiştir. Bu çoğalma, figürü portre olmaktan çıkararak algının merkezi hâline getirir; sanat tarihsel çözümlemelerde de kadının yüzünün resim içinde ikili bir görünüş kazandığı özellikle belirtilir.
Alt sağdaki mavi kıvrımlı biçimler ise dışarıdaki kente değil, iç mekâna ait tabak ve sürahi/kap biçimlerine bağlanır. Boccioni böylece sokak, karşı binalar, kadın bedeni ve ev içindeki nesneleri aynı yüzeyde buluşturur; bu natürmort öğelerinin daha sonra sanatçının Development of a Bottle in Space araştırmasıyla ilişkilendirildiği de belirtilmiştir.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Umberto_Boccioni
Ön-ikonografik düzeyde kadın yüzü ve bedeni, eğilmiş bina cepheleri, çatılar, ağaçlar, küçük kent figürleri, sokak parçaları ve alt bölümde kıvrılan ev içi nesneler görülür. Mor, kızıl, turuncu, mavi, yeşil ve sarı yüzeyler birbirinin içine geçer. Bir nesnenin nerede sona erip diğerinin nerede başladığı kesin değildir.
İkonografik düzeyde sahne, pencereden ya da balkondan dışarıya yönelen bir kadın ile onun gördüğü modern kent çevresini birleştirir. Ancak Boccioni yalnız kadının karşısındaki manzarayı resmetmez. Aynı görme anına iç mekândaki nesneleri, sokaktaki hareketi ve kadının kendi yüzünün farklı görünümlerini de dahil eder. Eserin yakın tarihli The Street Enters the House ile aynı kent-algı probleminden doğduğu, fakat burada eşzamanlı görmenin daha açık biçimde merkeze alındığı kabul edilir.
İkonolojik düzeyde ise görmek artık tek bir gözün karşısındaki dünyayı sabit perspektifle kaydetmesi değildir. İnsan aynı anda dışarıyı görür, içeride bulunduğunu hisseder, hareket eden insanları algılar, çevredeki nesnelerle ilişki kurar ve belleğinde farklı görüntüleri birbirine bağlar. Boccioni’nin “eşzamanlılık” anlayışında nesnel görünüş ile duyusal ve zihinsel çağrışımlar aynı deneyimin parçaları hâline gelir.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil, kadını tek bir açıdan betimlenen değişmez beden olmaktan çıkarır. Yüzün çoğalması ve bedenin mimari düzlemlerle kesilmesi, temsilin “bu kişi nasıl görünür?” sorusundan “bu kişi dünyayı nasıl algılar?” sorusuna geçmesini sağlar. Dolayısıyla resmin gerçek konusu kadın kadar görme olayının kendisidir.
Bakış, eserin merkezi problemidir. Kadın dışarıya bakar; fakat izleyici yalnız onun baktığı sokağı görmez, aynı zamanda kadının kendisini, yüzünün farklı görünüşlerini ve evin içindeki nesneleri de görür. Böylece bakış tek yönde ilerlemez. Gören kişi de görülen dünyanın içine katılır. Seyirci, kadının görüşünü dışarıdan denetleyen üçüncü kişi olmaktan çıkar ve onun parçalanmış algısının içine çekilir.
Boşluk ise içerisi ile dışarısı arasındaki ayrımı artık korumaz. Pencere ya da balkon bir sınır olmaktan çok geçirgen bir eşiktir. Sokak eve, ev sokağa; yüz mimariye, mimari insan bedenine geçer. Geleneksel resimde nesneleri birbirinden ayıran boşluk, burada nesnelerin birbirine nüfuz ettiği alan hâline gelir.
Stil – Tip – Sembol
Stil düzeyinde eser; geometrik parçalanma, eğilen mimari yüzeyler, kuvvet çizgileri ve Divizyonist kökenli titreşimli renk kullanımıyla kurulmuştur. Kübizmin çoklu bakış açısıyla yakınlık taşısa da Boccioni’nin amacı nesneyi analitik olarak çözmekten çok, algının sürekliliğini ve kent yaşamının eşzamanlı duyusal basıncını resim yüzeyine taşımaktır.
Tip düzeyinde kadın, modern kenti seyreden balkon/pencere figürüdür; fakat geleneksel seyirci tipinden ayrılır. O çevresini güvenli bir mesafeden gözlemlemez. Binalar, sokak ve ev içindeki nesneler bedenine kadar ulaşır. Modern kent seyircisi aynı zamanda kentin etkisine maruz kalan bedendir.
Sembol düzeyinde pencere ve balkon, içeri ile dışarı arasındaki eşik belleğini taşır; fakat kompozisyon bu eşiği parçalar. Kent artık karşı tarafta bulunan “dış dünya” değildir. Kadının çoğalan yüzü ise sabit bir kimliğin değil, aynı anda farklı yönlerden gelen algının taşıyıcısıdır. Ev içindeki tabak ve kaplarla karşı binaların aynı düzleme girmesi, özel alan ile kamusal dünyanın birbirine karışmasını yoğunlaştırır. Buradaki sembolik yapı tek bir nesneden değil, içeri–dışarı, gören–görülen ve beden–kent ayrımlarının çözülmesinden doğar.
Sanat Akımının Açık Belirtilmesi
Eser, Fütürizm içinde değerlendirilmelidir. Von der Heydt Museum da Simultaneous Visions’ı Boccioni’nin Fütürist yapıtı olarak tanımlar. Sabit perspektifin ortadan kaldırılması, farklı bakış ve algı anlarının aynı yüzeyde birleştirilmesi, modern kent deneyiminin merkeze alınması ve nesnelerin karşılıklı olarak birbirine nüfuz etmesi Fütürist eşzamanlılık anlayışını oluşturur.
Sonuç
Visioni simultanee, aynı anda birçok şeyi göstermeye çalışan kalabalık bir kent resmi değildir. Boccioni daha radikal bir soruya yönelir: Bir insan modern dünyayı gerçekten nasıl görür? Göz yalnız karşıdaki binayı seçmez; sokaktaki hareket, yakınındaki nesneler, kendi bedeni ve bir önceki görsel izlenim aynı bilinç içinde buluşur. Bu nedenle kadın, şehir ve ev artık ayrı varlıklar değildir. Boccioni resmin sabit bakış noktasını kaldırarak görmeyi hareketli, bedensel ve zamana yayılan bir olay hâline getirir. Visioni simultanee’nin asıl dinamizmi de koşan insanlarda değil, tek bir görüntüye sığmayı reddeden algının kendisindedir.
