Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
İmgelem Gerçeklikten Kaçış Değildir
Modern düşüncede hayal gücü uzun süre gerçekle karşıtlık içinde değerlendirilmiştir. Gerçek olanın gözlemlenebilir, ölçülebilir ve kavramsal olarak açıklanabilir olduğu varsayıldığında imgelem, insanın gerçeklikten uzaklaştığı öznel bir alan gibi görünür. Düş kurmak, hayale dalmak ya da simgesel imgeler üretmek bu bakışta bilgi bakımından ikincil, hatta zaman zaman yanıltıcı etkinliklerdir. Mircea Eliade’nin yaklaşımı ise bu ayrımı tersine çevirir. İmgelem, insanın gerçeklikten kaçmasını sağlayan bir sığınak olmaktan çok, gerçekliğin kavramsal düşünce tarafından tüketilemeyen boyutlarıyla ilişki kurmasının yollarından biridir.
Burada söz konusu olan sınırsız bir fantezi üretme yeteneği değildir. Eliade’nin kullandığı anlamıyla imgelem, insanın dünyayı yalnız işlevler ve nesneler toplamı olarak değil, ilişkiler, kökenler, yönelimler ve anlam örüntüleri içinde deneyimleyebilmesine imkân verir. İnsan bir yere yalnızca fiziksel olarak yerleşmez; orayı ev, yurt, merkez veya yabancı alan olarak deneyimler. Gece yalnız ışığın bulunmadığı zaman değildir; korku, dinlenme, bilinmeyen ve yeniden başlangıç deneyimleriyle birleşebilir. Yol yalnız mesafe değildir; ayrılış ve dönüşün yapısını taşıyabilir. İmgelem, dünyanın bu ikinci boyutunu kurar. Bu nedenle simgesel hayat, rasyonel düşüncenin gelişmemiş biçimi değildir. Kavramların yapamadığı bir şeyi yapar: insanın yaşadığı gerçekliği kendi hayatının bütünüyle ilişkilendirir. İmgelemin kaybı da yalnız yaratıcı yeteneğin azalması anlamına gelmez; kişinin kendi deneyiminin derinlikleriyle kurduğu ilişkinin daralmasına yol açar. Eliade’nin imgelemi insanın ruhsal ve varoluşsal bütünlüğüyle ilişkilendirmesi bu noktadan kaynaklanır.
Mitler Kaybolmaz, Biçim Değiştirir
Modernleşmenin din ve mit üzerindeki etkisi çoğu zaman bir ortadan kalkış öyküsü olarak anlatılır. Geleneksel toplumlarda güçlü olan mitolojik imgelerin bilimsel ve seküler dünyada önemlerini kaybettikleri düşünülür. Eliade açısından mesele daha karmaşıktır. Modern insan eski mitlerin dinsel gerçekliğini reddedebilir; fakat bu reddediş, mitolojik imgelerin ruhsal hayattan tamamen silindiği anlamına gelmez.
İmgeler varlıklarını sürdürebilmek için biçim değiştirebilir. Geleneksel dinsel bağlamlarından çıkar, sekülerleşir ve gündelik hayatın içinde başka görünümler kazanırlar. Eliade’nin dikkat çektiği alan tam olarak budur: düşler, dalgınlıklar, melankoliler, gündelik hayalin serbest çağrışımları ve anlatılar, mitolojik hafızanın artık açıkça dinsel olmayan biçimler içinde yaşamaya devam edebildiği alanlardır. Geleneksel mit ortadan kalkmış gibi görünürken onun temel imgesel yapıları başka bir dil içinde yeniden ortaya çıkabilir.
Burada “modern insan gizlice eski dinlere inanmayı sürdürür” gibi basit bir sav söz konusu değildir. Modern birey Zeus’a, Osiris’e veya başka bir mitolojik tanrıya inanmak zorunda değildir. Önemli olan, insanın deneyimini biçimlendiren daha temel yapıların devamlılığıdır: kayıp cennet özlemi, başlangıca dönüş arzusu, yeniden doğuş beklentisi, kahramanca sınanma, karanlıktan çıkış, merkeze ulaşma veya kaybedilmiş bütünlüğü geri kazanma gibi örüntüler dinsel inanç zayıflasa bile yaşayabilir. Dolayısıyla sekülerleşme, simgesel hayatın sona ermesi değil, onun yer değiştirmesidir. İmge kutsal bağlamından ayrılabilir; fakat taşıdığı varoluşsal gerilim başka biçimler altında varlığını sürdürebilir.
Gündelik Hayatın Altındaki Mitolojik Artık
Bu yaklaşım gündelik hayatı farklı biçimde düşünmeyi gerektirir. Mitolojik deneyim yalnız tapınakta, ayinde veya kutsal anlatının açıkça tekrarlandığı yerde bulunmaz. Modern insanın sıradan kabul ettiği hayatın altında da simgesel kalıntılar işleyebilir. İnsan geleceğini düşler, geçmişine nostaljiyle döner, kendisini başka bir hayatın içinde tasavvur eder, kaybettiği bir başlangıç durumunu idealize eder veya hayatının belirli dönemlerini bir sınanma ve yeniden başlangıç hikâyesi gibi anlatır. Bunların her biri doğrudan dinsel davranış değildir. Fakat insanın hayatını yalnız kronolojik olaylar dizisi olarak yaşamamasını sağlar. Biyografik zaman, imgelem sayesinde anlam taşıyan bir anlatıya dönüşür.
Eliade’nin modern insan açısından önemli bulduğu nokta burada belirginleşir: geçmiş mitolojilerin imgeleri bilincin açık inanç alanından çekilmiş olsa bile ruhsal hayatın daha az denetlenen bölgelerinde yaşamayı sürdürebilir. Mitolojik yapı kimi zaman düşte, kimi zaman edebî anlatıda, kimi zaman özlem veya korkuda yeniden ortaya çıkar. Bunun sonucunda modern insanın mitolojik mirasla ilişkisi çoğu zaman bilinçli değildir. Bir imgenin kökenini bilmemesi, o imgenin onun deneyiminde hiçbir işlev taşımadığı anlamına gelmez. Simgesel biçimler kültürel hafıza içinde yaşamlarını sürdürür; insanlar onları tarihsel kökenlerini bilmeden de kullanabilir, yeniden üretebilir veya kendi hayatlarının anlamlandırılmasında etkinleştirebilirler.
İmgelem ve Ruhsal Bütünlük
Eliade’nin imgelem konusundaki düşüncesinin en güçlü taraflarından biri, onu yalnız sanatçılara özgü yaratıcı bir ayrıcalık olarak görmemesidir. İmgelem insanın temel yetilerinden biridir. Şairin, ressamın ya da mistiğin olağanüstü üretimiyle sınırlı değildir; sıradan insanın hayatında da işler. Bu nedenle “imgelemi olmak” yalnız çok sayıda hayal kurabilmek demek değildir. İmgelem, kişinin kendi hayatını daha geniş bir anlam alanıyla ilişkilendirebilmesini sağlar. Eliade bu noktada psikolojiyle, özellikle Jung’un açtığı alanla temas eder: modern insanın ruhsal yoksullaşması ile imgesel hayatının daralması arasında bir bağlantı kurulabilir. Ancak mesele yalnız klinik psikoloji değildir. Söz konusu olan, insanın kendisini dünyaya yerleştirme biçimidir.
Simgesel hayat azaldığında insanın gündelik işlevlerini yerine getirmesi elbette sona ermez. Çalışabilir, üretim yapabilir, bilimsel bilgiye sahip olabilir ve toplumsal ilişkilerini sürdürebilir. Eksilen şey başka bir düzeydedir: deneyimlerin birbirleriyle daha geniş bir bütünlük içinde ilişkilendirilmesi.
İnsan yalnız “ne oldu?” sorusuyla yaşamaz. “Bu benim için ne ifade ediyor?”, “Hayatımın hangi noktasındayım?”, “Nereden geldim?”, “Nereye yöneliyorum?”, “Bu kaybı nasıl bir bütün içinde anlayabilirim?” gibi sorular da insan varoluşunun parçasıdır. İmgelem, bu sorulara kesin kavramsal cevaplar vermez; fakat onların yaşanabilir biçimler kazanmasını sağlar. Bu yüzden simgesiz hayat olanaksız değilse bile önemli ölçüde yoksullaşmış bir hayattır. İnsan dünyayı kullanmaya devam eder, fakat dünyayla anlam ilişkisi kurma yeteneğinin bir bölümünü kaybeder.
İmgelem: İcat Etmekten Çok Yeniden Üretmek
Eliade’nin imgelem kavrayışında dikkat çekici başka bir nokta, imgelemin tamamen keyfî yaratıcılıkla özdeşleştirilmemesidir. Sözcüğün imago ve temsil etme, taklit etme, yeniden üretme alanlarıyla kurduğu ilişki burada önemlidir. İmgelem yalnız daha önce hiç bulunmamış görüntüler yaratmaz; insanlığın devraldığı imgeleri yeniden harekete geçirir, dönüştürür ve yeni tarihsel durumlara taşır. Bu nedenle eski bir imgenin yeniden ortaya çıkması basit tekrar değildir. İmge yeni bir çağda başka bir toplumsal yapı, başka bir bireysel deneyim ve başka bir dil içinde yeniden şekillenir. Ancak dönüşüm sırasında geçmişten gelen biçimsel veya anlatısal çekirdek tamamen kaybolmayabilir.
İmgelem böylece bellek ile yenilik arasında çalışır. Sadece geçmişi korumaz; geçmişteki simgesel malzemeyi yeniden düzenler. İnsanlığın mitolojik hazinesi bu nedenle müzede saklanan ölü bir repertuar değildir. İmgelem onu her dönemde başka biçimlerde yeniden üretme kapasitesine sahiptir. Burada “yeniden üretmek” mekanik kopyalama anlamına gelmez. Mitolojik bir motif modern dünyada ilk biçimini korumadan da yaşayabilir. Kahramanın canavarla savaşması, belirli bir ejderha anlatısının tekrar edilmesini gerektirmez; tehlikeli bir eşiğin aşılması, bilinmeyene giriş veya ölüm tehdidi karşısında dönüşüm gibi temel yapı başka anlatılarda yeniden kurulabilir. İmgelem geçmiş biçimleri bugünün deneyimine tercüme eder.
Kriz Anlarında Anlatıya Dönüş
Simgesel hayatın insan için yalnız estetik bir fazlalık olmadığını gösteren en çarpıcı alanlardan biri kriz zamanlarıdır. Eliade, modern tarihin en yıkıcı koşullarında bile insanların anlatıya ve imgeye geri dönebildiklerine dikkat çeker. Savaşın ve toplama kamplarının aşırı koşullarında anlatı dinleme ve hikâye aktarma ihtiyacının ortadan kalkmaması, onun açısından mit ve imgenin yalnız rahat zamanların eğlencesi olmadığını düşündürür. Bu durumun önemi, anlatının acıyı ortadan kaldırmasında değildir. Bir hikâye açlığı, korkuyu veya ölümü yok edemez. Fakat insanın yaşadığı çıplak olay ile kendisi arasında bir anlam mesafesi kurmasına imkân verebilir. Dayanılması güç gerçeklik, anlatı aracılığıyla başka zamanlarla ve başka hayat ihtimalleriyle ilişkilendirilebilir.
İmgelem tam da burada kaçış ile direnç arasındaki hassas bölgede çalışır. Gerçeklikten geçici olarak uzaklaşma ihtiyacı bulunabilir; fakat bu uzaklaşma her zaman gerçekliğin inkârı değildir. Kimi zaman insanın gerçekliğe yeniden dönebilmesinin koşuludur. Bir başka dünyanın imgesini korumak, içinde bulunulan dünyanın mutlak olmadığını hatırlatabilir. Bu açıdan imgelem, insanın yalnız mevcut olana mahkûm olmamasını sağlayan yetidir. Başka bir zaman, başka bir düzen veya başka bir hayat tasavvur edebilmek, varoluşun mevcut durumla bütünüyle özdeşleşmesini engeller.
Modern İnsan Simgesel Düşünceden Kurtulabilir mi?
Modern insan kendisini geleneksel toplumlardan ayırırken çoğu zaman mitolojik düşünceden de kurtulduğunu varsayar. Fakat Eliade açısından simgesel yapının bütünüyle ortadan kaldırılması kolay değildir. Çünkü mesele belirli mitlere inanıp inanmamak değil, insan bilincinin ve kültürünün imgeler aracılığıyla anlam üretmeye devam etmesidir. Bu nedenle “mitten arınmış insan” düşüncesi sorunludur. Mitolojik anlatılar unutulabilir, ritüeller terk edilebilir, kutsal kozmolojiler bilimsel dünya tasarımlarıyla değiştirilebilir; fakat insanın düş kurması, hatırlaması, geleceği tasarlaması, kayıp ve başlangıç imgeleri üretmesi devam eder. İmgelem, kültürel biçimler değiştikçe kendisine yeni taşıyıcılar bulur.
Eliade bu sürekliliği, insanın geçmişte olduğu gibi yaşaması gerektiği biçiminde romantik bir çağrıya dönüştürmez. Modern insanın tarihsel koşullarından geri dönüş yoktur. Asıl mesele, tarihsel bilinç ile simgesel derinliği birbirinin düşmanı hâline getirmemektir. İnsanın modern olması, imgesel mirasını iptal etmesini gerektirmez. Dinsel simgeciliğin incelenmesi bu nedenle geçmiş toplumların merak uyandırıcı inançlarını kataloglamaktan daha fazlasıdır. Modern insanın kendi içinde yaşamaya devam eden, fakat artık adını bilmediği bazı anlam yapılarını tanımasına imkân verir. Eliade’nin dinler tarihine yüklediği antropolojik değer burada ortaya çıkar.
Dünyayı Bütünlüğü İçinde Görmek
İmgelemin temel işlevi, Eliade’nin düşüncesinde sonunda bir bütünlük problemine bağlanır. İnsan gündelik hayatta dünyayı zorunlu olarak parçalara ayırır. Çalışma, beden, toplum, doğa, geçmiş, gelecek, ölüm, arzu ve korku birbirlerinden ayrı alanlar gibi yaşanabilir. Kavramsal düşünce de bu ayrımları belirginleştirerek bilgi üretir. İmgelem ise parçalanmış deneyim alanları arasında bağlar kurar. Beden ile kozmosu, bireysel hayat ile kültürel hafızayı, geçmiş ile şimdiyi, gündelik deneyim ile varoluşsal soruyu aynı anlam alanında buluşturabilir. Eliade’nin imgeleme sahip olmayı dünyayı bütünlüğü içinde görebilmekle ilişkilendirmesi bu yüzden önemlidir.
Bütünlük burada kusursuz bir uyum demek değildir. İnsan hayatındaki çelişkilerin ortadan kalkması da değildir. Daha çok, kişinin parçalı deneyimlerini birbirinden tamamen kopuk olaylar olarak yaşamamasıdır. İmge, farklı zamanları ve deneyimleri birbirine bağlayarak yaşamın içinde süreklilik kurabilir. Bu nedenle imgelem yalnız estetize eden değil, yönlendiren bir güçtür. İnsan nerede bulunduğunu yalnız koordinatlarla değil, kendisini hangi hikâyenin, hangi geçmişin ve hangi geleceğin içinde gördüğüyle de belirler.
Sonuç: Simgesiz İnsan Neyi Kaybeder?
İnsan simgeler olmadan biyolojik olarak yaşayabilir; teknik ve toplumsal hayatını da sürdürebilir. Fakat insan varoluşu yalnız bu işlevlerden oluşmaz. Kendimizi hatırlama, geleceği tasarlama, kaybı anlamlandırma, başlangıçları kutsama, mekânlara değer yükleme ve hayatımızı bir bütün içinde kavrama biçimlerimizin önemli bölümü imgesel yapılara dayanır.
Eliade’de imgelem bu nedenle lüks değil, insanın dünyayla anlam ilişkisi kurmasının temel yetilerinden biridir. Modernleşme bu yetiyi ortadan kaldırmamış; yalnız onun görünüşlerini değiştirmiştir. Eski mitler açık inanç alanından çekildiğinde bile düşlerde, özlemlerde, anlatılarda ve gündelik hayalin çeşitli biçimlerinde başka hayatlar sürdürürler. Simgesel hayatın yoksullaşması, insanın yalnız geçmiş mitolojilerden uzaklaşması değildir. Kendi deneyimini daha geniş bir varoluş ufkunda okuyabilme yeteneğinin de zayıflamasıdır. İmgelem ise geçmişi bugüne taşıyan, mevcut olanı mümkün olanla karşılaştıran ve parçalanmış deneyimler arasında yeniden bağ kuran güç olarak çalışır.
