Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yönetmen ve Bağlam
Lars von Trier’in erken dönem sineması, Avrupa’yı yalnız tarihsel bir coğrafya olarak değil, zihinsel bir çürüme alanı olarak düşünür. Epidemic, bu hattın en tuhaf ve en kışkırtıcı filmlerinden biridir. Yönetmenin “Avrupa Üçlemesi”nin ikinci halkası olan film, salgın anlatısını klasik korku ya da felaket sineması olarak kurmaz; onun yerine yazı, kurmaca, tarih ve hastalık arasındaki sınırı bozarak ilerler. Bu yüzden burada mesele bir vebanın yayılması değil, anlatının kendisinin nasıl bulaşıcı hale geldiğidir. Criterion’un da vurguladığı gibi film, Avrupa’nın kara tarihine ve bugünün yaralı şimdiki zamanına dönük deneysel bir yansımadır.
Von Trier’in kamuya açık sinemasal personası da bu filmde belirginleşmeye başlar. BFI’nin işaret ettiği gibi, Epidemic’te kendisini kibirli, dağınık ve yazdığı şeyin sonuçlarını fark etmeyen genç yönetmen figürü olarak oyuna dahil eder. Böylece film, yalnız bir hikâye anlatmaz; yönetmenin kendisini de anlatının kirli malzemesine dönüştürür. Bu çok önemlidir, çünkü von Trier burada sinemayı dışarıdan kuran bir auteur gibi davranmaz; bizzat filmin hastalıklı yapısının içine girer.
Filmin Tanıtımı ve Kompozisyon
Filmin merkezinde Lars von Trier ile senarist Niels Vørsel’in, daha önce yazdıkları senaryoyu kaybettikten sonra yeni bir film yazmaya girişmeleri vardır. Yazdıkları hikâye, Dr. Mesmer adlı bir figürün salgını durdurmak için yola çıkmasını konu alır. Ancak bu kurmaca çizgi, onu yazan yönetmen ve senaristin “gerçek” dünyasıyla sürekli iç içe geçer. Bir yanda senaryo toplantıları, araştırmalar, konuşmalar ve yazma süreci vardır; öte yanda o yazının içinden çıkan salgın anlatısı. Film ilerledikçe bu iki alan birbirini yalnız yansıtmaz, birbirine sızar. Sonunda kurmaca, güvenli biçimde dışarıda tutulan bir oyun olmaktan çıkar ve gerçekliğin kendisini de enfekte etmeye başlar. Criterion’un özetinde de bu yapı, ölümcül bir hastalık üzerine tamamlanmaya çalışılan senaryonun gerçek hayattaki vebayla çakışması olarak tarif edilir.
Kompozisyonun asıl gücü, filmin ikili yapısında yatar. Bir tarafta gündelik, neredeyse sıradan, hatta ironik görünen yaratım süreci vardır; diğer tarafta tarihsel ve simgesel olarak ağır bir salgın anlatısı. Ama bu iki düzlem asla temiz biçimde ayrılmaz. Von Trier burada “film içinde film” oyununu yalnız zekâ gösterisi için kullanmaz. Daha derinde, kurmaca ile felaket arasındaki bağın ne kadar karanlık olabileceğini araştırır. Yazmak burada yaratıcı bir eylem olduğu kadar, çağırıcı ve bulaştırıcı bir eylem gibi de görünmeye başlar. Bu yüzden Epidemic, sinemanın temsil gücünü kutlayan değil, o gücün kendisinden ürken bir film gibidir.
Panofsky’nin Üç Düzeyli Analizi

Yönetmen: Lars von Trier-Film Afişi
Kaynak: https://en.wikipedia.org/
wiki/File:Epidemic_FilmPoster.jpeg
Ön-ikonografik düzeyde film bize iki senaristi, yazılan bir senaryoyu, araştırma sürecini, hastalık anlatısını, Dr. Mesmer figürünü, hastaları, yolculukları ve giderek yaygınlaşan bir salgın imgesini gösterir. Yüzeyde, bir yandan film yazmaya çalışan insanlar, öte yandan yazdıkları filmin içindeki veba dünyası vardır.
İkonografik düzeyde bu yapı, Avrupa tarihinin taşıdığı felaket hafızasıyla birleşir. Criterion’un yorumunda da film, Kara Veba’dan İkinci Dünya Savaşı’na uzanan bir tarihsel yarıkla ilişkilendirilir; dolayısıyla salgın burada yalnız tıbbi bir durum değil, Avrupa’nın kolektif travmasının imgesine dönüşür. Dr. Mesmer’in iyileştirici olarak ortaya çıkıp taşıyıcıya dönüşmesi de bu düzeyde çok anlamlıdır: kurtarıcı figür, felaketin kendisine karışır.
İkonolojik düzeyde ise film çok daha sert bir şey söyler: insan felaketi yalnız yaşamakla kalmaz, onu anlatırken de yeniden üretir. Sanat burada masum değildir. Yazı, temsil ve imge düzeni, hastalığı kaydeden tarafsız araçlar gibi durmaz; tam tersine, bulaşmanın parçası haline gelir. Von Trier’in erken Avrupa filmlerindeki çürüme ve hastalık temalarının sürekliliği de bu bağlamda önemlidir; Criterion’un erken dönem yazılarında da bu “disease and pollution” çizgisi özellikle vurgulanır. Epidemic, böylece salgını anlatan değil, sinemanın kendisinin de bir salgın mantığıyla çalışabileceğini düşündüren rahatsız edici bir filme dönüşür.
Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil: Film, salgını gerçekçi bir toplumsal felaket olarak temsil etmez. Onun yerine, salgını anlatının içine yerleştirir ve temsilin kendisini sorun haline getirir. Bu çok önemlidir: burada hastalık, yalnızca görünür olan olay değildir; temsil ettikçe büyüyen, kurdukça yayılan bir şeydir. Von Trier’in asıl provokasyonu da burada başlar. Film, “nasıl temsil edilir?” sorusundan çok, “temsil etmek de bir bulaşma biçimi olabilir mi?” sorusunu sorar.
Bakış: Bakış filmde güvenli değildir. Yönetmen ile senarist, yazdıkları şey üzerinde hâkimiyet kurduklarını sanırlar; ama film ilerledikçe o bakışın yetersizliği görünür hale gelir. Seyirci de dışarıda kalamaz; çünkü filmin ikili yapısı onu hem “yazım süreci”ne hem de yazılan felaket anlatısına aynı anda bağlar. Böylece bakış, açıklayan ve düzenleyen bir araç değil, kirlenen bir alana dönüşür. Von Trier’in kendisini de filme katması, bu bakış rejimini daha da huzursuz hale getirir: bakan kişi de çoktan filmin hastalığına dahil olmuştur.
Boşluk: Filmin en güçlü alanı, kurmaca ile gerçeklik arasındaki boşlukta açılır. Bu boşluk başta oyun gibi görünür; ama giderek korkutucu bir belirsizlik üretir. Hangi alan “asıl” gerçekliktir, yazılan şey ne kadar dışarıdadır, yaratım ne zaman çağırmaya dönüşür — bunların hiçbiri tam olarak kapanmaz. Bu nedenle Epidemic’te boşluk, yalnız anlatısal değil ontolojiktir. İzleyici hiçbir zaman bütünüyle güvenli bir yere yerleşemez.
Stil – Tip – Sembol
Stil: Von Trier’in stili burada kasıtlı biçimde kırık, kaba ve deneyseldir. Film gösterişli bir biçimcilikten çok, rahatsız edici bir kurgu mantığıyla çalışır. Görüntü ile anlatı arasında pürüz bırakır; ritim güven vermez; sahneler arasında geçirgenlik kurar. Bu stil, filmin salgın fikrine çok uygundur. Çünkü anlatı da görüntü de düzgün ve steril akmaz; sanki ikisi de çoktan enfekte olmuştur.
Tip: Dr. Mesmer, kurtarıcı tipinin bozulmuş halidir. İyileştirmeye çıkan kişi, taşıyıcıya dönüşür. Von Trier ile Vørsel’in film içindeki versiyonları da yaratıcı öznenin güvenilir figürleri değildir; onlar dağınık, kibirli, ironik ve etik olarak kaygan figürlerdir. Böylece film, sanatçıyı dışarıdan gören bir otorite değil, felaketin diline karışmış bir tip olarak kurar. BFI’nin söylediği gibi, von Trier’in kamusal persona inşasının ilk belirgin biçimlerinden biri de budur.
Sembol: Salgın, filmin merkez sembolüdür; ama tıbbi bir hastalığın ötesine geçer. O, Avrupa’nın tarihsel çürümesi, anlatının bulaşıcılığı ve yaratımın karanlık etkisi gibi aynı anda birkaç şeyi taşır. Doktor figürü, kurtuluşun kirlenmesini simgeler. Yazılan senaryo da nesne olmaktan çıkar; neredeyse yaşayan, yayılabilen, sınır aşan bir organizmaya dönüşür. Böylece filmde metin, imge ve hastalık birbirine bağlanır.
Sanat Akımı
Epidemic, klasik anlatı sinemasının dışında duran deneysel bir metafilm olarak okunmalı. Aynı zamanda von Trier’in erken dönem “Avrupa Üçlemesi” içinde, hastalık, çürüme ve tarihsel suç duygusunu en doğrudan biçimde kuran halkalardan biri. Onu özel kılan şey, salgın anlatısını korku filmi gibi değil, temsil ve yazı krizine dönüştürmesidir.
Sonuç
Epidemic, bir salgın filmi gibi başlar ama hızla sinemanın kendisi üzerine karanlık bir düşünceye dönüşür. Lars von Trier burada felaketi yalnız göstermez; onu anlatmanın da tehlikeli olabileceğini sezdirmeye çalışır. Bu yüzden film, klasik anlamda “başarılı” bir hikâye anlatma derdinde değildir. Daha çok, anlatının kendisini hastalandırır. Geriye de bir veba hikâyesinden çok daha ağır bir şey kalır: sanatın, bazen yalnız tanıklık etmekle kalmayıp çağıran, bulaştıran ve bozan bir güç de olabileceğine dair huzursuz bir düşünce.
