Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Krizin İçinde Yazılan Defterler
Grundrisse, Marx’ın 1857–58 yıllarında, büyük ekonomik krizin ortasında kaleme aldığı bir dizi çalışma defteridir. Bunlar yayıma hazır bir kitap olarak tasarlanmış metinler değil, Marx’ın kendi kavramlarını netleştirmek için tuttuğu yoğun notlardır. Nitekim Marx, Aralık 1857’de Engels’e yazdığı mektupta, ekonomik çalışmalarını “tufandan önce” en azından ana hatlarıyla berraklaştırmak için gece gündüz çalıştığını söyler. Bu yönüyle Grundrisse, bir “tamamlanmış eser” olmaktan çok, düşüncenin hareket halinde yakalandığı bir metindir. Yedi ana defterden oluşan bu taslaklar Marx’ın yaşamı boyunca yayımlanmadı; metnin geniş çapta dolaşıma girmesi ise asıl olarak 1953’teki Almanca baskıyla mümkün oldu.
Bu yüzden Grundrisse’yi yalnızca Kapital’in kaba taslağı diye görmek eksik kalır. Elbette bu defterler daha sonraki eleştirinin hazırlık alanıdır; fakat aynı zamanda Marx’ın başka hiçbir metninde bu kadar serbest, bu kadar deneysel ve bu kadar kendi kendisiyle tartışır halde görünmediği yerdir. Marcello Musto’nun işaret ettiği gibi, Grundrisse yalnızca Kapital’e hazırlık olmakla kalmaz; Marx’ın başka yerlerde geliştirmediği pek çok düşünceyi de içerir. Bu nedenle metin, yalnız bir ön çalışma değil, Marx’ın bütün düşünsel mimarisini daha çıplak biçimde görmemizi sağlayan ayrıcalıklı bir eşiktir.
Doğal Görünenin Tarihsel Olduğunu Göstermek
Grundrisse’nin en temel hamlesi, burjuva ekonomi politiğinin kategorilerini doğallaştırılmış kavramlar olmaktan çıkarıp tarihselleştirmesidir. Para, emek, sermaye, dolaşım, üretim, değişim: klasik iktisat bunları çoğu zaman her toplum için geçerli, neredeyse insan doğasının uzantısı sayılabilecek kategoriler gibi ele alır. Marx ise tam bu noktada müdahale eder. Ona göre bu kategoriler ebedi değildir; belirli bir üretim biçiminin tarihsel ürünleridir. Bir dönemde doğal ve kendiliğinden görünen şey, başka bir dönemde tarihsel olarak üretilmiş olabilir. Marx’ın 1857 girişinde söylediği gibi, üretim ilişkileri bir çağda doğal önkoşullar gibi görünse de, başka bir çağ için bunlar tarihsel olarak oluşmuş belirlenimlerdir.
Bu vurgu, Grundrisse’nin yalnızca iktisat metni olmadığını da gösterir. Marx burada ekonomik formları çözümlemekle yetinmez; onların ardındaki görünüş rejimini de parçalar. Kapitalizm, kendi kategorilerini doğa gibi gösterir. Sermaye, sanki insan topluluklarının her zaman ihtiyaç duyduğu bir birikim biçimiymiş gibi görünür; ücretli emek, sanki üretimin değişmez kaderiymiş gibi sunulur; para, sanki tarih dışı bir arabulucuymuş gibi dolaşır. Grundrisse’nin eleştirel gücü, tam burada belirir: Marx, ekonomik kategorilerin yalnız işleyişini değil, tarihsel maskeleme biçimini de açığa çıkarır. Böylece ekonomi politik eleştirisi, yalnız hesap ve dağılım teorisi olmaktan çıkar; toplumsal görünüşlerin eleştirisine dönüşür.
Başlangıç Noktası: Meta Değil, Hareket Eden Toplumsal Bütün
Bu metni özel kılan bir başka unsur, Marx’ın yöntem üzerine en serbest biçimde burada düşünmesidir. 1857 tarihli girişte, siyasal iktisadın “nüfus” ya da “toplum” gibi doğrudan somut görünen bütünlerden başlamasının aslında bulanık bir başlangıç olduğunu savunur. Bilimsel olarak doğru yöntem, ona göre, düşüncenin soyut belirlenimlerden başlayıp daha zengin ve çok katmanlı somuta doğru ilerlemesidir. Bu, Hegelci diyalektiğin izlerini taşır; fakat Marx bu yöntemi idealist bir mantık oyunu için değil, tarihsel-toplumsal gerçekliği çözümlemek için kullanır. 1859’da yayımladığı Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı kitabında bu girişi yayımlamaktan vazgeçmesi de anlamlıdır; çünkü kendisi, sonuçları henüz kanıtlanmadan önden vermenin kafa karıştırıcı olacağını söyler.
Bu yöntem tartışması, Grundrisse’nin neden bu kadar önemli olduğunu açıklar. Kapital’de gördüğümüz sıkı kurgu burada henüz tam kapanmamıştır; ama tam da bu nedenle Marx’ın düşünce hareketi daha görünürdür. O, toplumu verili bir toplam olarak değil, ilişkiler ağı olarak kavrar. Somut olan, ilk bakışta görünen ham bütün değil; birçok belirlenimin ve ilişkinin yoğunlaşmış toplamıdır. Bu yüzden Grundrisse yalnızca ekonomik içerik bakımından değil, yöntem bakımından da Marx’ın en açık metinlerinden biridir. Burada düşünce, nesnesini kurarken kendi yolunu da açık eder.
Para, Sermaye ve Emek Arasındaki Gerilim
Metnin omurgasını para ile sermaye arasındaki dönüşümün analizi oluşturur. Marx için para, basit bir değişim aracı olarak kaldığı sürece henüz sermaye değildir. Sermaye, değerin kendi kendini büyüten hareketi haline geldiği noktada ortaya çıkar. Bu hareketin merkezinde de emek gücünün satın alınması vardır. Grundrisse bu süreci henüz Kapital’deki kadar rafine bir terminolojiyle kurmaz; ama temel soru açıktır: Para hangi toplumsal koşullarda kendini çoğaltan değere dönüşür? Bu dönüşüm hangi toplumsal ilişkiyi varsayar? Marx’ın cevabı, dolaşımın yüzeyinde değil, üretim sürecinin içinde aranmalıdır. Çünkü artı-değer, yalnızca değişim alanında değil, canlı emeğin sermaye tarafından belirli bir biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkar.
Burada Marx’ın büyük keşfi, kategorileri birbirinden yalıtık değil, süreç içinde düşünmesidir. Para kendi başına anlaşılmaz; sermayeyle ilişkisi içinde düşünülmelidir. Sermaye de yalnız bir birikim nesnesi değildir; dolaşım, üretim ve yeniden üretim içinde hareket eden toplumsal bir ilişkidir. Emek de yalnız iktisadi bir “girdi” değildir; sermayenin genişleme mantığı karşısında sürekli dönüştürülen canlı güçtür. Grundrisse’nin dağınık gibi görünen yapısı aslında bu yüzden verimlidir: Marx, kategorileri sonuç cümleleri halinde sabitlemeden önce, onların birbirine nasıl bağlandığını, nerede çatıştığını ve nasıl görünümler aldığını açık açık düşünür.
Hegel’in Gölgesi Değil, Dönüştürülmüş Diyalektiği
Grundrisse okunurken Hegel’in varlığı hemen hissedilir. Metnin girişinden kavramların birbirine eklemlenme tarzına kadar, düşüncenin diyalektik hareketi her yerde belirgindir. Ama bu, Hegel’in soyut mantığının doğrudan tekrarı değildir. Marx, diyalektiği burada toplumsal biçimlerin tarihsel hareketini çözmek için kullanır. Yani karşıtlıklar mantıksal sahneler değil, tarihsel ilişkilerin iç gerilimleri olarak okunur. Bu nedenle Grundrisse’de felsefe ile ekonomi arasında keskin bir sınır yoktur. Ekonomi politik eleştirisi, aynı anda biçimlerin eleştirisi ve toplumsal ilişkilerin ontolojisidir.
Bunu yalnızca teorik bir tercih diye görmek de yetersiz olur. Çünkü Marx için diyalektik burada burjuva toplumu “hareketsiz” kavrayan bakışa karşı kullanılan bir araçtır. Klasik iktisat, kapitalist kategorileri çoğu zaman durağan yapılar olarak inceler. Marx ise onların oluşumunu, çelişkisini ve tarihsel sınırlılığını göstermek ister. Hegelci hareket duygusu bu yüzden önemlidir: sermaye, sabit bir nesne değil, kendini yeniden üreten, genişleten, kriz üreten ve kendi sınırlarına çarpan bir süreçtir. Grundrisse tam da bu yüzden kuru iktisat değildir; kavramların tarih içinde gerildiği bir metindir.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/
wiki/Dosya:Karl_Marx,_1875.jpg
Makineler Fragmanı ve Genel Toplumsal Bilgi
Grundrisse’nin en çok tartışılan bölümlerinden biri sonradan “Makineler Fragmanı” adıyla anılan pasajlardır. Burada Marx, makinenin ve sabit sermayenin gelişmesiyle üretim sürecinde canlı emeğin konumunun nasıl değiştiğini sorgular. Büyük sanayinin gelişmesiyle birlikte bilgi, beceri ve toplumsal zekâ üretimin doğrudan gücü haline gelir; fakat Marx aynı anda bu birikmiş bilginin sermaye tarafından kendi niteliğiymiş gibi sahiplenildiğini de vurgular. Marx’ın metninde “toplumsal beynin genel üretici güçleri”nin sermaye tarafından emek karşısında kendine mal edilmesi tam da bu noktada belirir. Yani mesele yalnız teknolojik ilerleme değildir; bilginin toplumsal karakterinin sermayenin gücüymüş gibi görünmesidir.
Bu bölüm sık sık otomasyonun neredeyse kendiliğinden özgürleştirici olacağı yönünde okunur; ama Grundrisse’nin kendi mantığı böyle basit bir iyimserliğe izin vermez. Marx’ın gördüğü şey, makinelerin yalnız emeği hafifletmediği; aynı zamanda canlı emeği sermayenin hareketine daha da bağımlı hale getirebildiğidir. Bilimsel ve teknik bilgi üretici güç haline geldikçe, bu güç kapitalist biçim altında işçinin karşısına yabancı bir kudret olarak da çıkabilir. “General intellect” diye anılan mefhumun gücü tam da burada yatar: toplumsal bilgi üretimin merkezine yerleşir, ama bu bilgi kapitalist toplumda ortak bir özgürleşme alanı olarak değil, önce sermayenin tahakküm biçimi olarak görünür. Sonraki yüzyılda bu pasajın bu kadar çok tartışılmasının nedeni de budur.
Neden Vazgeçilmezdir?
Grundrisse’yi vazgeçilmez yapan şey, Kapital’de daha sıkı ve parlak hale gelecek düşüncenin burada henüz açık yarıklarıyla görünmesidir. Marx burada bazen tekrar eder, bazen aynı soruya farklı kapılardan döner, bazen de henüz son halini vermediği kavramlarla düşünür. Fakat tam da bu pürüzler, metni verimli kılar. Çünkü okur burada sonuçlardan çok, sonuçlara götüren düşünme hareketini izler. Marx’ın kendi kategorileriyle boğuştuğu, onları sınadığı, yer yer geri çekip yeniden kurduğu yer burasıdır. Bu yüzden Grundrisse, Marx’ı yalnız anlamak için değil, onunla gerçekten tartışmak için de en uygun metinlerden biridir.
Sonuç olarak Grundrisse, ne sadece dağınık bir taslak ne de Kapital’in basit önsözüdür. O, Marx’ın ekonomi politiği tarihselleştirdiği, burjuva kategorilerinin doğallığını kırdığı, yöntemi üzerine en açık biçimde düşündüğü ve bilgi, emek, makine, sermaye arasındaki gerilimi bütün çıplaklığıyla incelediği metindir. Eğer Kapital Marx’ın büyük mimarisi ise, Grundrisse o mimarinin plan masasındaki açık çizimleridir: daha ham, daha riskli, ama çoğu zaman daha çıplak ve daha cüretkâr. Bu yüzden Marx’ın düşüncesinin yalnız sonucunu değil, oluşumunu görmek isteyen herkes için temel bir metin olmayı sürdürür.

