Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yapay zekâ çağında bilgi, imaj ve temsil üzerine konuşurken çoğu zaman küresel bir dilden söz ediyoruz. Veri setleri, model mimarileri, platform altyapıları, makine görüsü, algoritmik sınıflandırma ve üretken sistemler sanki bütün dünyayı aynı açıklıkla kavrıyormuş gibi sunuluyor. Oysa bu varsayım başlı başına sorunludur. Çünkü hiçbir veri seti dünyayı bütünüyle içermez. Hiçbir model bütün dilleri, bütün kültürleri, bütün imgeleri ve bütün tarihsel hafızaları eşit biçimde temsil etmez.
Bu nedenle Sentetik Epistemoloji açısından Türkiye bağlamını ayrıca düşünmek gerekir. Çünkü yapay zekâ sistemlerinin ürettiği bilgi ve imaj, yalnız teknik doğruluk meselesi değildir. Aynı zamanda temsil, görünürlük, eksiklik ve çarpıtma meselesidir. Türkçe, Türkiye’nin yerel arşivleri, taşra imgeleri, sanat tarihi, sözlü kültürü, bölgesel hafızası, sınıfsal farkları ve gündelik hayat biçimleri küresel veri düzenlerinde nasıl yer alıyor? Daha önemlisi, nasıl yer almıyor?
Bu soru yalnız akademik bir ayrıntı değildir. Çünkü bir sistem sizi ne kadar eksik tanıyorsa, hakkınızda o kadar eksik bilgi üretir. Bir kültür veri içinde zayıf temsil ediliyorsa, o kültüre dair üretilen imajlar klişeye, yüzeyselliğe ya da yanlış sınıflandırmaya daha açık hâle gelir. Bir dil yeterince güçlü temsil edilmiyorsa, o dildeki kavramlar, nüanslar, ironi, tarihsel bağlam ve düşünsel ayrımlar kolayca düzleşir.
Türkçe Bir Veri Sorunu Değil, Bir Temsil Sorunudur
Türkiye bağlamında mesele yalnızca “Türkçe veri az mı, çok mu?” sorusuyla sınırlanamaz. Elbette Türkçenin küresel dijital ortamda İngilizce kadar temsil edilmemesi önemlidir. Fakat daha derin mesele, Türkçenin nasıl temsil edildiğidir. Türkçe yalnız kelimeler toplamı değildir. Eklemeli yapısı, deyimleri, tarihsel katmanları, Arapça-Farsça kökenli kavramlarla kurduğu ilişki, modernleşme dönemindeki dil kırılmaları, Osmanlı Türkçesiyle bağı, yerel ağızları ve gündelik konuşma biçimleriyle karmaşık bir düşünce alanıdır.
Bir yapay zekâ sistemi Türkçeyi yalnız güncel internet metinleri, haber dili, sosyal medya kalıpları ya da yüzeysel çeviri karşılıkları üzerinden öğreniyorsa, Türkçe düşüncenin derinliğini eksik kavrar. “Hakikat”, “irade”, “kader”, “gönül”, “hikmet”, “töz”, “sureti”, “temsil”, “bakış”, “boşluk”, “marifet”, “varlık” gibi kavramlar yalnız sözlük karşılığıyla anlaşılmaz. Bu kavramlar felsefi, dini, edebi ve kültürel tarih içinde anlam kazanır.
Bu yüzden Türkçenin eksik temsili, yalnız dilsel bir eksiklik değildir. Kavramların eksik temsili anlamına gelir. Bir dilin veri setinde zayıf temsil edilmesi, o dilde düşünmenin imkânlarını da teknik olarak daraltabilir. Sentetik Epistemoloji burada şunu sorar: Yapay zekâ sistemi Türkçeyi hangi Türkçeden öğreniyor? Akademik Türkçe mi, haber Türkçesi mi, sosyal medya Türkçesi mi, çeviri Türkçesi mi, devlet dili mi, gündelik konuşma mı, taşra ağzı mı, edebiyat dili mi?
Bu soru sorulmadığında, modelin ürettiği Türkçe yalnız akıcı görünür. Ama kavramsal olarak sığ, tarihsel olarak kopuk ve yerel nüanslardan yoksun olabilir.
Yerel Görsel Hafızanın Eksikliği
Benzer bir sorun görsel alanda da geçerlidir. Küresel imaj veri setleri Türkiye’ye ait görsel dünyayı ne kadar içeriyor? İçerdiğinde hangi kalıplarla sınıflandırıyor? Bir Anadolu kasabası, bir gecekondu mahallesi, bir taşra düğünü, bir köy kahvesi, bir eski Yeşilçam karesi, bir Osmanlı minyatürü, bir Cumhuriyet dönemi resmi, bir cami avlusu, bir Alevi-Bektaşi ritüeli, bir Rum ya da Ermeni mimari izi, bir Karadeniz yaylası, bir Kürtçe tabela, bir Roman mahallesi, bir sanayi sitesi ya da bir İstanbul vapuru küresel makine görüsü içinde nasıl tanınır?
Sorun burada yalnız tanıma hatası değildir. Daha derinde, yerel imgelerin hangi görsel komşuluklara yerleştirildiği vardır. Bir Osmanlı minyatürü “İslam sanatı” etiketiyle genel bir havuza mı atılır? Anadolu köyü “Ortadoğu kırsalı” gibi kaba bir kategoriye mi sokulur? Başörtülü bir kadın yalnız dini kimlik işareti olarak mı okunur? Bir gecekondu mahallesi yalnız yoksulluk imgesi olarak mı sınıflandırılır? Bir taşra düğünü egzotik folklorik görüntüye mi indirgenir?
Bu tür sınıflandırmalar, yerel görsel hafızayı düzleştirir. Bir imgenin tarihsel, sınıfsal, kültürel ve estetik bağlamı kaybolur. Makine görüntüyü tanıyor gibi görünür; fakat aslında onu kendi baskın kategorilerine benzeterek okur. Bu da Sentetik Epistemoloji açısından Makine Bakışının yerel bir problemidir. Makine yalnız görmez; bildiği kategorilerle görür. Eğer o kategoriler Türkiye’nin karmaşık görsel tarihini taşımıyorsa, ürettiği görme eksik kalır.
Kültürel Arşivler ve Görünmeyen Veri
Türkiye’de büyük bir görsel ve metinsel arşiv dağınık, erişimsiz ya da dijital olarak zayıf durumdadır. Eski dergiler, yerel gazeteler, taşra fotoğraf arşivleri, aile albümleri, belediye kayıtları, müze katalogları, sanatçı dosyaları, sinema afişleri, sergi broşürleri, TRT kayıtları, Yeşilçam kopyaları, sözlü tarih belgeleri, köy enstitüsü fotoğrafları, eski mimari çizimler ve yerel sanat belgeleri çoğu zaman küresel veri sistemlerinin dışında kalır.
Bu dışarıda kalma, yalnız arşivcilik sorunu değildir. Geleceğin yapay zekâ sistemleri, geçmişi hangi verilerden öğrenecekse, o geçmişi öyle kuracaktır. Eğer Türkiye’nin kültürel hafızası dijital veri düzenlerinde eksikse, gelecekte üretilecek metinler ve imgeler de bu eksiklikle kurulacaktır. Model, olmayan arşivi hatırlayamaz. Eksik temsil edilmiş bir kültür, yapay zekâ çıktılarında ya görünmezleşir ya da klişe temsillerle yeniden üretilir.
Bu nedenle yerel arşiv meselesi, Sentetik Epistemoloji için merkezi önemdedir. Bilginin koşulları artık yalnız kütüphanede, akademide ya da müzede değil; veri tabanlarında, dijital arşivlerde, etiketleme sistemlerinde ve model eğitim süreçlerinde yazılıdır. Türkiye kendi kültürel verisini düzenli, açık, bağlamlı ve eleştirel biçimde kurmadığında, kendi görsel ve düşünsel hafızasının başkaları tarafından eksik temsil edilmesine açık hâle gelir.
Algoritmik Nomos’un Yerel Biçimleri
Algoritmik Nomos, görünürlük ve sınıflandırma alanını düzenleyen teknik yasa gibi düşünülebilir. Bu yasa, yalnız küresel platformların neyi öne çıkardığıyla ilgili değildir. Aynı zamanda neyi geriye ittiği, neyi tanımadığı, neyi yanlış tanıdığı ve neyi standartlaştırdığıyla da ilgilidir.
Türkiye bağlamında bu çok somut biçimde işler. Arama motorları hangi Türkçe kaynakları güvenilir sayar? Sosyal medya algoritmaları hangi politik, kültürel ya da magazinel imgeleri daha görünür kılar? Sanat tarihi aramalarında hangi sanatçılar öne çıkar, hangileri görünmez kalır? Türkçe felsefe metinleri küresel bilgi sistemlerinde nasıl sınıflandırılır? Yerel kavramlar İngilizce düşünce kalıplarına nasıl çevrilir? Türkiye’ye ait görseller hangi stok fotoğraf estetiğine indirgenir?
Bu sorular, yalnız dijital görünürlük soruları değildir. Kültürel iktidar sorularıdır. Çünkü algoritmik sistemler, kullanıcıya dünyayı doğal bir sıralama içinde gösterir. Oysa bu sıralama teknik, ekonomik ve kültürel tercihlerle kurulmuştur. Hangi imgenin “Türkiye”yi temsil edeceği, hangi metnin “güvenilir” sayılacağı, hangi kavramın hangi karşılıkla çevrileceği ve hangi görsel belleğin öne çıkacağı, algoritmik düzen içinde yeniden belirlenir.
Bu yüzden Türkiye bağlamında Algoritmik Nomos, yerel kültürün küresel platformlar tarafından nasıl sıralandığını, daraltıldığını ve yeniden paketlendiğini incelemeyi gerektirir.
Sınıf, Bölge ve Merkez Dışı Görünürlük
Türkiye’nin veri ve imaj temsilinde yalnız ulusal düzeyde değil, iç farklılıklar düzeyinde de büyük sorunlar vardır. İstanbul merkezli kültürel görünürlük, çoğu zaman Türkiye’nin tamamı gibi sunulur. Büyük şehirlerin dili, imgeleri ve davranış kalıpları veri içinde daha çok görünür hâle gelirken, taşra, köy, kent çeperi, mevsimlik işçilik, sanayi bölgeleri, küçük esnaf dünyası, yerel inanç pratikleri, ağızlar ve sınıfsal farklar daha zayıf temsil edilir.
Bu durum yapay zekâ çıktılarında da etkili olabilir. Model “Türkiye” dediğinde çoğu zaman ya turistik bir İstanbul imgesi ya da genelleştirilmiş bir Doğu-Batı klişesi üretir. Oysa Türkiye’nin kültürel gerçekliği bu kadar basit değildir. İç Anadolu’nun taşra hafızası, Ege’nin yerel kültürü, Karadeniz’in görsel ritmi, Güneydoğu’nun çok dilli yapısı, Marmara’nın sanayi coğrafyası, Akdeniz’in göç ve turizm ilişkisi birbirinden farklıdır.
Bu farklar veri içinde zayıf kaldığında, yapay zekâ Türkiye’yi ya fazla genel ya da fazla klişe biçimde temsil eder. Bu da yerel bilginin düzleşmesine yol açar. Sentetik Epistemoloji bu düzleşmeyi epistemik bir sorun olarak görür. Çünkü bilgi, yalnız yanlış olduğunda değil, fazla genelleştirdiğinde de sorunludur.
Sonuç
Sentetik Epistemoloji açısından Türkiye bağlamı ikincil bir ek değildir. Tam tersine, kuramın sınanacağı en önemli alanlardan biridir. Eğer bilgi artık veri arşivleri, model mimarileri, platform altyapıları ve algoritmik görünürlük düzenleri içinde kuruluyorsa, Türkiye’nin bu düzenlerde nasıl temsil edildiğini sormak zorundayız.
Bu soru, yalnız “bizi doğru tanıyorlar mı?” sorusu değildir. Daha derin bir sorudur: Türkçe düşünce, yerel görsel hafıza, kültürel arşivler, bölgesel farklar, sınıfsal imgeler ve tarihsel kavramlar yapay zekâ çağında hangi koşullarda görünür olacaktır?
Veri Mitosu, verinin dünyayı olduğu gibi temsil ettiğini varsayar. Türkiye bağlamı bu miti hemen bozar. Çünkü görünmeyen arşivler, zayıf temsil edilen diller, yanlış sınıflandırılan imgeler ve küresel kategorilere sığmayan kültürel formlar, verinin her zaman eksik ve konumlu olduğunu gösterir.
Bu nedenle Sentetik Epistemoloji’nin Türkiye’deki görevi yalnız küresel düşünürleri tanıtmak değildir. Aynı zamanda şu soruyu ısrarla sormaktır: Kendi dilimiz, kendi imgelerimiz ve kendi hafızamız yapay zekâ çağında nasıl temsil edilecek? Eğer bu soruyu biz sormazsak, Türkiye’nin görsel ve düşünsel hafızası küresel veri düzenlerinin içinde ya eksik kalacak ya da başkalarının kategorileriyle yeniden kurulacaktır.
