İnsan, ömrü boyunca yüzlerce cümle kurar. Kimi unutulur gider, kimi ömrün sonuna kadar içimizde yankılanır. Ama bazı dizeler vardır ki insan onları mezar taşına kazımak, ölünce bile arkada kalanlara bırakmak ister. Sırrı Süreyya Önder, böyle bir dizeye, böyle bir şiire tutulmuştur: Şeyh Galip’in Peygamber’e yazdığı mektubu.
Ve bir gün şu cümleyi söyler:
“Ben öldüğümde mezarımın başında bu şiir okunsun istiyorum. Vasiyetimdir.”
Bu, politik bir figürün, bir sanatçının, bir şairin değil — daha çok bir insanın, en sade hâliyle bir kulun vasiyetidir.
Bir Aşkın ve Aczin Şiiri
Şeyh Galip’in Hz. Peygamber’e yazdığı bu manzum mektup, Osmanlı şiirinin en içli, en sahici metinlerinden biridir. Ne yaldızlı bir övgü, ne de sadece bir dini vecibedir. İçinde bir insanın çaresizliği, arzusu, sevgisi ve özlemi vardır.
Özellikle son beyitte, Galip’in sesi zamanın dışına taşar:
Gâlib der ki: Meded senden yâ Resûlallah,
Sensiz bu gönül hânesi olur virân hâl.
Bu yalnızca bir mısra değildir. Bu, bir ömrün, bir inancın, bir kalbin çırpınışıdır. Sırrı Süreyya Önder bu dizede kendi kalbinin dilini bulmuş gibidir.
Sırrı Süreyya Önder’in Vasiyeti: Sessiz Bir Yakarış
Önder, yaşamı boyunca muhalif kimliğiyle, mizahi diliyle, sinemacı yönüyle ve halkla kurduğu sıcak ilişkiyle tanındı. Ama o aynı zamanda şiiri, tasavvufu ve özellikle aşkı hep bir tür direnme biçimi olarak gördü.
Bu vasiyeti, herhangi bir edebi zevkin değil, bir ruh halinin itirafıdır. Belki de kendi hayatında aradığı doğruluğu, saflığı, teslimiyeti bu mektubun dizelerinde buldu.
Onun bu şiiri mezarının başında okutma isteği, aynı zamanda bir söz değil bir susuş biçimidir. Bir gün konuşulmayacak, savunulmayacak, tartışılmayacak olan bir hâlin — ölümün — eşiğinde, konuşmayı bir başkasına, Galip’e bırakma arzusudur.
Mezar Başında Okunacak Bir Şiir
Bir gün, onun mezarının başında gerçekten bu şiir okunursa, orada bulunacak insanlar bir siyasi figürü değil, bir kalp sahibi insanı anacaklar. Çünkü bu mektup yalnızca Hz. Peygamber’e yazılmış değildir. Her okunduğunda bir kalbe daha düşer, bir gönül hanesini daha yoklar.
“Virân” hâle dönmemek için, Galip gibi, Önder gibi, bu şiiri kendine okuyanlar olacaktır.
Şeyh Galip – Peygamber’e Mektup (Nât-ı Manzûme)
Ey mektûb-ı şerîfin kıblesi Kâ‘be-i ikbâl,
Mektûbuma nazar kıl, olasın bana refîk-i hâl.
Ben bir bî-çâreyim, derd ile pare-pâreyim,
Sensiz olamam, sensiz yok bana ikbâl.
Ey sultân-ı risâlet, fahri kâinât,
Dertlilerin dermânı, nûr-ı zât-ı zî-celâl.
Senin aşkındır gönlümde cevelân eden,
Senin nûrundur kalbimde tecellî eden hâl.
Hâlim perîşan, gönlümde âh ü enîn,
Lütfet ki olam dergâhına vâsıl-ı visâl.
Bu âciz kuluna bir nazar-ı lutf ile bak,
Zîrâ cemâlindir maksûdum, yegâne kemâl.
Ey şefî-i günâh, ey rehber-i sabâh,
Ey gül-i Cennet, ey nûr-ı hayr-ı misâl.
Gâlib der ki: Meded senden yâ Resûlallah,
Sensiz bu gönül hânesi olur virân hâl.
“Sensiz bu gönül hânesi olur virân hâl.”
