Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yönetmen ve Bağlam
Béla Tarr’ın Lanet filmi, onun olgun sinema dilinin gerçek başlangıç noktası sayılır. BFI, Tarr’ın geç dönem üslubunun bu filmle birlikte belirginleştiğini özellikle vurgular: siyah-beyaz görüntü, yağmur, çamur, ağır hareket eden planlar ve umutsuzluk duygusuyla örülü bir dünya. Aynı dönemde László Krasznahorkai, Ágnes Hranitzky ve Mihály Víg’le kurduğu yaratıcı hat da burada netleşmeye başlar.
Filmin Kompozisyonu
Film, Karrer’in çürümüş bir endüstriyel manzaraya bakan hayatını merkeze alır. Titanik Bar’daki şarkıcıya duyduğu arzu, Willarsky’nin önerdiği kaçakçılık işi ve şarkıcının evliliği etrafında kurulan gerilim, anlatının görünen hattını oluşturur. Ama Lanet’te olay hiçbir zaman asıl merkez değildir. Film daha çok, bekleyişin, çöküşün ve kararsız arzunun mekân içinde nasıl ağırlaştığını izletir. Karrer’in planı vardır; fakat bu plan bir suç örgüsünden çok, zaten çamura saplanmış bir hayatın son ve boş hamlesi gibi görünür. BFI’nin dikkat çektiği gibi burada noir öğeleri vardır; ama onlar klasik bir suç gerilimine değil, varoluşsal bir çıkışsızlığa bağlanır.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz
Ön-ikonografik: Filmde kablo vagonları, yağmurlu boş araziler, çamur, sis, ıslak sokaklar, bar içleri, karanlık koridorlar, köpekler, yavaş yürüyen bedenler ve neredeyse hiç dinmeyen bir ses dokusu görürüz. Karrer çoğu zaman pencereden dışarı bakan, sonra ağır ağır hareket eden, sonra yine bekleyen bir figürdür. Film, onu eylem anlarında değil, çoğunlukla eylemsizlik ve oyalanma içinde gösterir.
İkonografik: Bu görüntüler kısa sürede ahlaki çürümenin ve duygusal bataklığın işaretlerine dönüşür. Kablo vagonları yalnız endüstriyel bir fon değildir; dünyanın mekanik, bitimsiz ve insansız işleyişini taşır. Titanik Bar yalnız eğlence mekânı değil, arzu ile aşağılanmanın aynı anda dolaştığı alandır. Yağmur ve çamur da doğal atmosfer değil, karakterlerin iç çöküşüne eşlik eden maddi çevre haline gelir.
İkonolojik: Filmin asıl meselesi, insanın bozulmuş bir dünyada kurtuluş arzusunu bile nasıl kirlettiğini göstermesidir. Karrer’in istediği şey aşk gibi görünür; ama bu arzu, baştan itibaren sahip olma, yerinden etme ve düzen bozma isteğiyle karışmıştır. Bu nedenle Lanet, kaderci bir melankoli filmi olmaktan çok, çürümenin insan ilişkilerine nasıl sinmiş olduğunu gösteren bir film haline gelir.

Temsil – Bakış – Boşluk
Temsil: Tarr, Karrer’i kahraman ya da trajik mağdur olarak kurmaz. O ne romantik bir yalnız adamdır ne de basit bir suç failidir. Film boyunca daha çok, çöküşü kendi bedeninde taşıyan bir adam olarak görünür. Şarkıcının temsili de önemlidir: o, klasik “femme fatale” değildir; ama Karrer’in bütün umudunu bağladığı, bu yüzden de çarpıttığı bir figüre dönüşür. Böylece film, noir kalıplarını alır ama onları psikolojik açıklığa kavuşturmak yerine daha da bulanıklaştırır.
Bakış: Filmin temel gerilimi bakış rejiminde kurulur. Karrer sürekli bakar: pencereden dışarı, bara, şarkıcıya, kocasına, çevresindeki dünyaya. Ama bu bakışın içinde canlılık yoktur; daha çok yapışan, çıkamayan, kendi arzusu içinde çürüyen bir bakıştır. Seyirci de bu yüzden rahat bir dış gözlemci konumunda değildir. Kamera uzun süre Karrer’in dolaşımına eşlik eder; fakat onun içini açıklamaz. Yakınlık vardır, özdeşleşme yoktur. Bu çok önemli: Tarr seyirciyi karakterin içine değil, onun karanlık iklimine yerleştirir.
Boşluk: Filmde ilk boşluk yapısaldır. Olaylar vardır, ama film onları gerilim mantığıyla sıkıştırmaz. Plan ile sonuç arasındaki alan sürekli uzar; sanki her karar daha alınırken boşa düşmektedir. İkinci boşluk Karrer’in içindedir. O, arzu ile tükeniş arasında hareket eder; ama hiçbir şey onu gerçekten ileri götürmez. Bu yüzden Lanet’te boşluk yalnız anlatının açtığı bir eksiklik değil, karakterin ruhsal ikliminin kendisidir. Film sonunda çöken yalnız bir plan değil, zaten baştan beri kurulmamış bir iç bütünlüktür.
Stil-Tip-Sembol
Stil: Lanet’in biçimi, Béla Tarr’ın geç dönem sinemasının çekirdeğini kurar: siyah-beyaz sertlik, çok yavaş akan planlar, mekânın sesini büyüten ses tasarımı ve zamanın maddi ağırlığı. BFI’nin ifadesiyle bu filmde Tarr, daha sonra Sátántangó, Werckmeister Harmonies ve The Turin Horse’ta geliştireceği olgun stiline yerleşir.
Tip: Karrer, klasik noir anti-kahramanının çamura batmış, enerjisi çekilmiş versiyonudur. Şarkıcı, ulaşılmaz kadın tipinin değil, çürümüş dünyada tek ışık gibi görünen ama o ışığı da taşıyamayan figürün yerini alır. Willarsky ise açık kötülük değil, bu dünyanın gündelik aracılığıdır; suç onun için olağan dolaşım biçimidir.
Sembol: Kablo vagonları filmin en güçlü sembolüdür; mekanik tekrar, çıkışsız ritim ve insanın yokluğunu aynı anda taşır. Yağmur ve çamur, yalnız atmosfer değil, ahlaki ve duygusal bataklığın maddi karşılığıdır. Titanik Bar da çok önemlidir: adı bile bir çöküş hissi taşır; içeride şarkı, arzu ve alçalma aynı anda dolaşır.
Sanat Akımının Açık Belirtilmesi
Lanet, Béla Tarr sinemasında erken dönem toplumsal gerçekçilikten geç dönem varoluşsal-karanlık estetiğe geçişin en net eşiğidir. BFI ve Criterion bu filmi özellikle olgun Béla Tarr dünyasının kurulduğu ilk büyük halka olarak konumlandırır. Noir kırıntıları, endüstriyel kıyamet hissi, uzun plan ve kuru kara mizah burada ilk kez bu kadar tam bir bileşime ulaşır.
Sonuç
Lanet, bir aşk ya da suç hikâyesinden çok, çürümüş bir dünyanın ritmini filme alan yapıt. Béla Tarr burada karakterlerini açıklamıyor; onları yağmurun, çamurun, bekleyişin ve bozulmuş arzunun içine bırakıyor. Filmin gücü de tam burada yatıyor: olaylardan çok havayı, psikolojiden çok iklimi, hikâyeden çok çöküşü görünür kılıyor. Bu yüzden Lanet, yalnız iyi bir Béla Tarr filmi değil; onun bütün büyük sinemasının kapısını açan ilk gerçek karanlık eşik.
Künye & Eser Altı
Künye: Lanet / Damnation — Yönetmen: Béla Tarr. Senaryo: Béla Tarr, László Krasznahorkai. Oyuncular: Miklós B. Székely, Vali Kerekes, Gyula Pauer, György Cserhalmi. Macaristan, 1988.
