Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Grundrisse Neden Merkezîdir?
Antonio Negri’nin Marx Ötesi Marx adlı çalışması, Marx’ın 1857–1858 tarihli ekonomi politik elyazmaları olan Grundrisse üzerine 1978 baharında Paris’te, École Normale Supérieure’de verdiği dokuz dersin ürünüdür. Negri açısından Grundrisse, daha sonra tamamlanacak Kapital’in basit bir taslağı değildir. Onu önemli kılan, ekonomik kategorilerin henüz kapalı bir sistem içinde düzenlenmediği bu metinde sınıf antagonizmasının, krizin ve devrimci öznenin daha doğrudan izlenebilmesidir. Bu nedenle Negri’nin amacı Marx’ın düşünsel gelişiminin filolojik tarihini çıkarmak değil, Grundrisse içindeki siyasal imkânı açığa çıkarmaktır.
“Marx ötesi” ifadesi de Marx’ın terk edilmesi anlamına gelmez. Negri, Marx’ın kavramlarını Marxizm içinde yerleşmiş nesnelci ve determinist yorumlardan kurtarmaya çalışır. Kapitalizm onun okumasında kendi ekonomik yasaları uyarınca ilerleyen ve sonunda zorunlu olarak çözülecek bir mekanizma değildir. Sermaye ilişkisi başından itibaren iki etkin özne arasındaki mücadeleyi içerir. Sermayenin hareketi kadar emeğin direnmesi, kaçışı ve kendi ihtiyaçlarını kurması da tarihsel gelişmenin içindedir. Negri’nin Grundrisse okumasının ayırt edici yönü, ekonomik kategorilerin bu antagonizma içinden okunmasıdır.
Sermayenin Diyalektiğine Karşı Antagonizma
Negri, Marx’ın para, değer, ücret, emek, artı-emek ve sermaye üzerine çözümlemelerini birbirinden bağımsız ekonomik kavramlar olarak ele almaz. Her kategori aynı zamanda sermaye ile emek arasındaki güç ilişkisinin belirli bir biçimidir. Para yalnızca dolaşım aracı, ücret yalnızca emeğin fiyatı, artı-değer yalnızca muhasebe edilebilir ekonomik büyüklük değildir; bunların her biri kapitalist ilişkinin toplumsal komutayı nasıl kurduğunu gösterir.
Bu noktada Negri’nin Marx okuması klasik diyalektik yorumdan ayrılır. Sermaye ile emek arasındaki karşıtlığı sonunda daha yüksek bir birlik içinde uzlaşacak iki moment olarak görmez. Kapitalist ilişkinin birliği, çatışmanın ortadan kalkması değil, sermayenin emeği kendi değerlenme sürecine bağlayabilmesidir. Negri’nin yorumunda diyalektik, tarihin evrensel hareket yasasından çok, sermayenin karşısındaki bağımsız gücü kendi düzeni içine alma biçimi hâline gelir. İşçi mücadelesinin yönelimi ise bu birliğin içinde daha iyi bir konum edinmekle sınırlı değildir; sermayenin dayattığı ilişkinin dışına çıkabilme eğilimini de taşır. Marx Ötesi Marx’ın siyasal radikalliği büyük ölçüde bu ayrımda bulunur.
Canlı Emek ve Sermayenin Bağımlılığı
Grundrisse’de Marx, nesneleşmiş emek ile canlı emek arasındaki ilişkiyi sermaye ilişkisinin merkezine yerleştirir. Sermaye geçmişte gerçekleştirilmiş ve nesnelerde, makinelerde, hammaddelerde maddileşmiş emek olarak üretime girerken yeni değer üretimi için canlı emek kapasitesine ihtiyaç duyar. İşçi emek gücünü belirli bir değişim değeri karşılığında satarken sermaye onu tam da mevcut değeri artırabilecek canlı üretici etkinlik olarak satın alır.
Negri’nin özgün hamlesi, bu ilişkiyi sermayenin üstünlüğünden değil bağımlılığından okumaktır. Sermaye canlı emeği komuta altına alabilir fakat onu kendi içinden yaratamaz. Değerlenebilmesi için kendisinin dışında bulunan üretici etkinliği sürekli yeniden üretim sürecine çekmek zorundadır. Dolayısıyla kapitalist ilişkinin merkezinde yalnızca işçinin sermayeye bağımlılığı bulunmaz; sermayenin canlı emeğe yapısal bağımlılığı da vardır.
Bu tersine çevirme Negri için siyasal sonuç taşır. İşçi sınıfı sermayenin nesnel hareketinin yarattığı edilgin bir toplumsal kategori değildir. Kapitalist örgütlenmenin sürekli karşılaşmak, düzenlemek ve yeniden denetlemek zorunda olduğu etkin kutuptur. Sermayenin teknolojik yenilikleri, iş örgütlenmesindeki değişiklikleri ve çalışma disiplinleri de yalnızca daha yüksek verimlilik arayışının değil, canlı emeğin direncini yeniden kontrol altına alma çabasının parçaları olarak okunabilir.
Gerekli Emek, Artı-Emek ve İşin Reddi
Marx’ın artı-değer çözümlemesinde çalışma günü gerekli emek zamanı ile artı-emek zamanı arasındaki ayrımı içerir. İşçi çalışma gününün bir bölümünde kendi emek gücünün yeniden üretimine karşılık gelen değeri üretirken geri kalan bölüm sermaye için artı-değer üretir. Kapitalist üretimin temel eğilimi gerekli emek zamanını azaltarak artı-emek alanını genişletmektir.
Negri bu çözümlemeyi yalnızca artı-değerin ekonomik kökenini göstermek için kullanmaz. Mücadele, çalışma gününün bölüşümü kadar emeğin sermaye tarafından zorunlu faaliyet olarak dayatılması üzerinde yoğunlaşır. Operaismo geleneğindeki “işin reddi” burada çalışma karşısında edilginlik veya her türlü üretici etkinliğin reddedilmesi anlamına gelmez. Reddedilen, insan etkinliğinin sermayenin değerlenme ölçüsüne tabi tutulmasıdır. İşçinin daha kısa çalışma günü, daha yüksek ücret veya çalışma disiplininden kaçış için verdiği mücadele, sermayenin kullanılabilir emek zamanı üzerindeki egemenliğini sınırlar. Bu nedenle Negri açısından özgürleşmenin ölçüsü daha fazla çalışma değildir. Marx’ın Grundrisse’de geliştirdiği kullanılabilir zaman düşüncesi belirleyicidir. Üretici güçlerin gelişmesi toplumsal olarak gerekli emeği azaltabildiği ölçüde ortaya çıkan zaman, yeniden artı-emeğe çevrilmek yerine bireylerin bilimsel, sanatsal ve toplumsal gelişimine açılabilir. Marx’ın makineler üzerine bölümünde gerçek zenginliğin sonunda emek zamanından çok herkes için kullanılabilir zamanla ilişkilenmesi bu gerilimin en açık ifadelerinden biridir.
Makine, Bilgi ve Genel Zekâ
Grundrisse’nin “Makineler Üzerine Fragman” diye bilinen bölümü, Negri’nin Marx okumasının sonraki gelişimi açısından özellikle önemlidir. Marx burada büyük sanayinin gelişmesiyle zenginliğin giderek doğrudan harcanan emek zamanından değil, bilimden, teknolojiden, toplumsal işbirliğinden ve üretim sürecinde birikmiş ortak bilgiden kaynaklandığı bir eğilimi ele alır. Makine yalnızca işçinin kullandığı daha gelişmiş bir araç değildir; kuşaklar boyunca üretilmiş bilimsel ve toplumsal bilginin nesneleşmiş biçimini taşır. Marx bu noktada genel toplumsal bilginin doğrudan üretici güce dönüşmesini general intellect, genel zekâ kavramıyla adlandırır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır. “Genel zekâ”, Marx’ın Grundrisse’de yalnızca sınırlı biçimde kullandığı bir terimdir; Marx Ötesi Marx’ın bütününü taşıyan tek anahtar kavram da değildir. Negri’nin genel zekâyı çağdaş üretimin merkezî kategorilerinden birine dönüştürmesi daha sonraki çalışmalarında belirginleşecektir. Bununla birlikte 1978 tarihli Grundrisse derslerinde makineler bölümü üzerine yaptığı okuma, bu sonraki gelişmenin önemli kuramsal zeminlerinden birini oluşturur. Daha sonraki Negri, genel zekâyı özellikle üretimin toplumsallaşması ve bilginin kolektif üretici güç hâline gelmesi sorunuyla ilişkilendirecektir.
Marx’ın burada saptadığı çelişki son derece güçlüdür. Sermaye bir yandan bilimi, teknolojiyi ve toplumsal işbirliğini geliştirerek belirli bir ürün için gerekli doğrudan emek zamanını azaltır; öte yandan zenginliğin ölçüsü olarak emek zamanını korumaya devam eder. Üretimin gerçek kapasitesi doğrudan bireysel emek süresini giderek aşarken kapitalist değer ilişkisi hâlâ zamanı ölçü ve sömürü zemini olarak kullanır. Marx bu durumu sermayenin kendi içinde taşıdığı bir çelişki olarak tanımlar.
Değer Ölçüsünün Sınırı
Negri’nin daha sonraki çalışmalarında önem kazanacak ölçü krizi düşüncesinin zemini burada oluşur. Eğer üretim tek tek işçilerin doğrudan çalışma süresinden giderek daha fazla toplumsal bilgiye, teknolojiye ve kolektif işbirliğine dayanıyorsa, ortaya çıkan zenginliği bireysel emek saatleriyle ilişkilendirmek giderek sorunlu hâle gelir. Bu, Marx’ın değer kuramının basitçe “geçersizleştiği” anlamına gelmez. Daha kesin olan, Marx’ın Grundrisse’de kapitalizmin kendi üretici güçlerini geliştirirken dayandığı değer ölçüsünü zorlayan bir tarihsel eğilim saptamış olmasıdır.
Negri bu gerilimi radikalleştirir. Sermayenin gelişmesi, üretici işbirliğini genişletirken değer yaratımının maddi koşullarını fabrika içindeki ölçülebilir bireysel emekten daha geniş bir toplumsal alana taşır. Bilgi, iletişim ve ortak yetenekler üretimin giderek daha önemli unsurları hâline geldikçe sermayenin sorunu yalnızca emek sürecini örgütlemek değil, üretimin toplumsal koşullarını kendi değerlenme rejimine bağlamaktır. Bu hat daha sonra Negri’nin toplumsal emek, biyopolitik üretim ve ortak olan üzerine çalışmalarına açılacaktır; fakat Marx Ötesi Marx açısından esas olan, bu dönüşümün ilk kavramsal düğümünün Grundrisse’de bulunmasıdır.
Öz-Değerlenme: Sermayenin Ölçüsünün Dışında
Negri’nin Grundrisse okuması yalnızca sermayenin krizlerini belirlemekle sona ermez. İşçi mücadelesinin olumsuz hareketinin karşısına öz-değerlenme (self-valorization) kavramını yerleştirir. Sermayenin değerlenmesi, insan etkinliğini kendi birikim sürecine tabi kılarken öz-değerlenme, toplumsal öznelerin ihtiyaçlarını ve ilişkilerini sermayenin ölçüsünden bağımsız biçimde kurma kapasitesine işaret eder.
İşin reddi bu nedenle tek başına yeterli değildir. Sermayenin komutasından çekilen zamanın ve etkinliğin başka yaşam biçimleri, ihtiyaçlar ve ortak ilişkiler üretebilmesi gerekir. Negri’nin komünizm anlayışı da yalnızca mevcut mülkiyet düzeninin başka bir yönetim biçimiyle değiştirilmesine indirgenmez. Sermayenin dayattığı değer ölçüsünün karşısında insanların kendi etkinliklerinin amaçlarını belirleyebildiği toplumsal alanların kurulmasını içerir. Marx Ötesi Marx’ın çevirmenlerinin girişinde de işin reddi ile öz-değerlenme, Negri’nin devrimci hareket anlayışının birbirini tamamlayan iki yönü olarak belirtilir.
Negri’nin Marx’ı ile Marx Arasındaki Mesafe
Marx Ötesi Marx’ı akademik olarak değerlendirirken Negri’nin çalışmasının tarafsız bir Grundrisse şerhi olmadığını korumak gerekir. Negri, Marx’ın metnini bilinçli biçimde siyasal bir seçimle okur; sınıf antagonizmasını ve öznel hareketi öne çıkarırken bazı sorunları ikincil hâle getirir. Kitabın İngilizce çevirisinin girişinde de onun Marx’ın çözümlemeleri arasında seçici davrandığı, bazı bölümleri geri plana ittiği ve Grundrisse’yi kendi döneminin sınıf mücadeleleri üzerinden yeniden kurduğu açıkça belirtilir.
Tam da bu nedenle eserin önemi, “Marx gerçekte yalnızca Negri’nin söylediğini düşünüyordu” iddiasında aranamaz. Negri’nin müdahalesi, Marx’ın metninde uzun süre geri planda kalmış başka bir hattı sistematik biçimde öne çıkarmasındadır: kapitalizmin yalnızca sermayenin tarihi değil, sermayenin denetlemeye çalıştığı üretici öznelerin de tarihi olduğu düşüncesi. Böylece Grundrisse, ekonomik kategorilerin oluşumunu anlatan bir hazırlık metninden, sermaye ile canlı emek arasındaki karşılaşmanın siyasal metnine dönüşür.
Sonuç
Marx Ötesi Marx’ta belirleyici olan, Marx’ın ekonomik kategorilerine yeni tanımlar eklemek değil, çözümlemenin başlangıç noktasını değiştirmektir. Sermaye artık bütün hareketi kendisinden türeten tek özne değildir. Onun karşısında üretme, direnme ve kendi ihtiyaçlarını belirleme kapasitesine sahip canlı emek bulunur. Sermayenin gelişmesi bu kapasiteyi bastırırken aynı zamanda toplumsal işbirliğini, bilimi ve ortak bilgiyi genişletir; makineler ve genel zekâ, doğrudan emek zamanının üretimdeki ağırlığını azaltırken kapitalizm emek zamanını değer ölçüsü olarak korumaya çalışır.
Negri’nin Grundrisse’de bulduğu sınır da burada yer alır. Kapitalizm kendi üretici güçlerini geliştirirken insan etkinliğinin emek zamanına indirgenmesini maddi olarak giderek daha az zorunlu hâle getirir; buna karşılık toplumsal yaşamı bu ölçüye bağlamayı sürdürür. İşin reddi ve öz-değerlenme, bu çelişkinin siyasal karşılığını oluşturur. Böylece “Marx ötesi Marx”, Marx’tan uzaklaşmanın değil, onun metnindeki canlı emek, kullanılabilir zaman ve toplumsal bilgi imkânlarını sermayenin bakış açısından kopararak yeniden okumanın adıdır.
