Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Spinoza’yı Yeniden Okumak
Antonio Negri’nin Spinoza üzerine çalışmaları, klasik bir felsefe tarihi yorumundan farklı bir amaç taşır. Yaban Kuraldışılık’ta ortaya çıkan ve daha sonra Aykırı Spinoza’daki denemelerde yeniden geliştirilen temel sav, Spinoza’nın 17. yüzyıl Avrupa düşüncesinin olağan gelişim çizgisine bütünüyle yerleştirilemeyeceğidir. Negri, Spinoza’yı Descartes, Hobbes ve daha sonra Hegel’e uzanacak modern felsefenin eksik bir halkası olarak değil, modernliğin içinde beliren başka bir düşünme imkânı olarak okur. Yaban Kuraldışılık’ın merkezinde Spinoza’nın modern devletin ve ona eşlik eden burjuva siyasal ekonominin kuruluşuyla aynı tarihsel dünyada yaşamasına rağmen toplumsal kuruluşu diyalektik olmayan bir yönde düşünmesi bulunur. Aykırı Spinoza ise bu tezi demokrasi, topluluk, direniş ve modernliğin sınırları üzerinden yeniden işler.
Negri’nin kullandığı “anomali” kavramı bu nedenle Spinoza’nın yalnızca çağdaşlarından farklı veya sıra dışı olduğu anlamına gelmez. Asıl ayrım, modernliğin siyasal ve metafizik kuruluşunda ortaya çıkar. Modern düşüncenin önemli bir hattı toplumsal çokluğu birleştirecek merkezî bir ilke ararken, Spinoza’da düzenin kaynağı varlığın ve toplumsal yaşamın dışına taşınmaz. Negri açısından burada iki modernlik imkânı karşı karşıyadır: siyasal birliği egemenlik, temsil ve dolayımla kuran modernlik ile toplumsal gücü ilişkilerin içkin üretiminden hareketle düşünen Spinozacı çizgi. “Aykırılık”, bu ikinci imkânın modernliğin egemen biçimi tarafından bütünüyle soğurulamamasında yatar.
Hobbes’a Karşı Spinoza: Sözleşmeden İçkin Kuruluşa
Negri’nin Spinoza okumasının siyasal özgüllüğü en açık biçimde Hobbes’la karşılaştırıldığında belirginleşir. Hobbesçu siyasal kuruluşta doğa durumundaki bireylerin çatışmalı güçleri, egemen iktidarın kurulmasıyla yeni bir siyasal birlik içinde düzenlenir. Sözleşme, dağınık bireylerden siyasal bedene geçişte belirleyici dolayımdır. Egemenlik böylece yalnızca mevcut güçleri yöneten bir kurum değil, siyasal birliğin kurulmasının temel koşulu hâline gelir.
Negri, Spinoza’da aynı geçişi görmez. Spinoza’nın özellikle Politik İnceleme’de doğal hakkı güçten ayırmaması, siyasal topluma geçildiğinde bireylerin doğal güçlerinin metafizik anlamda ortadan kalkmasını engeller. İnsan doğa durumundan siyasal duruma geçerken kendi varlık yapısını terk etmez; arzuları, korkuları, umutları ve kendini koruma çabası devam eder. Siyasal düzen de bu güçlerin üzerine dışarıdan eklenen ikinci bir dünya değildir. Negri açısından bunun sonucu önemlidir: toplumun kuruluşu bir hak devrinden çok güçlerin kolektif bileşimi olarak düşünülmelidir.
Böylece egemen iktidar toplumun başlangıç noktası olmaktan çıkar. Siyasal kurumların fiilî gücü, onları oluşturan insanların birlikte davranma kapasitesiyle sınırlıdır. Devlet kendisini mutlak olarak ilan edebilir, fakat insanlardan ve onların toplumsal ilişkilerinden bağımsız bir güç üretemez. Negri’nin Spinoza’yı modern egemenlik teorisinin karşısına yerleştirmesinin nedeni budur: Spinoza’da siyasal kuruluş, çokluğun kendisinden ayrı ve aşkın bir iradeye başvurulmadan açıklanabilir. Bu, Yaban Kuraldışılık’ın modern devlet düşüncesi karşısında keşfettiği temel alternatiflerden biridir.
Diyalektiğin Dışında Bir Ontoloji
Negri için Spinoza’nın aykırılığı yalnızca siyaset teorisinde bulunmaz. Bunun gerisinde, dünyayı karşıtlıkların daha yüksek bir birlik içinde aşılmasıyla açıklamayan bir ontoloji vardır. Spinoza’nın töz, kip, neden ve güç anlayışı, gerçekliğin kendi dışındaki bir ilke tarafından kurulmasına izin vermez. Varlık kendi nedenini kendi içinde taşır; tekil varlıklar da bu içkin üretkenliğin gerçek ifadeleridir.
Negri’nin “diyalektik olmayan” sözcüğüne verdiği önem burada anlaşılır. Negatif olan, varlığın üretiminin kurucu motoru hâline getirilmez; çokluğun sonunda daha yüksek bir özdeşlik içinde çözülmesi gerekmez. Farklılıkların gerçekliği korunur. Tekillik, bütünün geçici veya eksik görünümü değildir; varlığın kendisini ifade ettiği gerçek biçimlerden biridir. Bu nedenle toplumsal düzenin de tekillikleri aşan üstün bir birlik tarafından tamamlanması zorunlu değildir.
Negri’nin Spinoza’yı daha sonraki idealist diyalektikten ayırmasının siyasal sonucu doğrudandır. Toplumsal çoğulluğun hakikatine ulaşmak için onu önce tek bir “halk”, tek bir irade veya devlet öznesi içinde eritmek gerekmez. Siyasal birlik, farklılıkların ortadan kaldırılmasının ardından ortaya çıkan sonuç değil, farklı varlıkların birbirleriyle kurdukları ilişkilerin kendisidir. Aykırı Spinoza’nın modernlik ve anti-modernlik üzerine bölümleri, Spinoza’nın güncelliğini tam da bu içkin ve çoğul ontolojide bulur.
Hayal Gücü: Yanılsamadan Toplumsal Üretime
Negri’nin yorumunu sıradan bir Spinoza özeti olmaktan çıkaran alanlardan biri hayal gücüne verdiği siyasal önemdir. Spinoza’da imgelem, yeterli bilgiyle karşılaştırıldığında sınırlı ve parçalı bilgi üretebilir; fakat insanın toplumsal varoluşundan çıkarılabilecek basit bir hata değildir. İnsanlar dünyayı bedenlerinin karşılaşmaları aracılığıyla deneyimler, ortak imgeler oluşturur, umut ve korkular paylaşır, birbirlerini duygulanımsal olarak etkilerler. Dolayısıyla hayal gücü hem yanlış inanışların hem de ortak yaşamın maddi gerçekliğine aittir.
Negri bu noktayı genişletir. Hayal gücü yalnızca aklın aşması gereken bir bilgi eksikliği olarak okunursa Spinoza’nın toplumsal düşüncesinin üretici boyutu kaybolur. İnsanların ortak imgeler kurması, geleceğe ilişkin beklentiler geliştirmesi ve mevcut durumdan farklı bir yaşamı tasavvur etmesi kolektif kuruluşun parçasıdır. Toplum yalnızca yasaların ve kurumların ürünü değildir; arzuların, korkuların, beklentilerin ve paylaşılan imgelerin örgütlenmesiyle de meydana gelir. Negri’nin Spinoza’da aradığı yeni rasyonalite, bu nedenle aklı tutkuların karşısına yerleştiren basit bir karşıtlığa dayanmaz. Toplumsal yaşamın maddi ve duygulanımsal bileşenlerini düşüncenin içine alır. Negri’nin erken Spinoza çalışmasının tanıtımında hayal gücünün rasyonalite içindeki merkezi konumunun özellikle belirtilmesi de bu yorumun ayırt edici tarafıdır.
Bu yaklaşım siyasal düzenin neden yalnızca hukuk aracılığıyla açıklanamayacağını da gösterir. İnsanlar salt kurallara itaat ettikleri için birlikte yaşamazlar. Umut, güvenlik arzusu, korku, sevgi, öfke ve dayanışma siyasal bedenin fiilî ilişkilerini oluşturur. Dolayısıyla iktidar, yalnızca yasaklayan veya emreden bir mekanizma değil, duygulanımların nasıl örgütlendiğiyle de ilgilidir. Buna karşılık demokratik kuruluş da yalnızca doğru anayasal biçimi bulmakla tamamlanmaz; ortak yaşamın hangi duygulanımlar ve hangi kolektif tasavvurlar içinde üretildiği sorusunu içerir.
Tamamlanmamış Demokrasi
Negri’nin Spinoza’ya ilişkin en karakteristik yorumlarından biri, Politik İnceleme’nin tamamlanmamış son bölümüne verdiği önemdir. Spinoza monarşi ve aristokrasiyi ayrıntılı biçimde ele aldıktan sonra demokrasiye geçtiği sırada eser yarım kalmıştır. Bu nedenle Spinoza’nın olgun demokrasi teorisinin tamamlanmış bir metnine sahip değiliz. Negri bu eksikliği kapatılmış bir doktrin uydurarak gidermeye çalışmaz; tersine, eserin önceki hareketinden hareketle demokrasinin hangi yönde geliştirildiğini araştırır. Aykırı Spinoza’da “Reliqua desiderantur” başlığını taşıyan çalışmanın doğrudan bu eksiklik üzerine kurulması bunun göstergesidir.
Negri açısından monarşiden aristokrasiye ve oradan demokrasiye doğru ilerleyen tartışmada belirleyici olan, ortak gücün siyasal kurum içindeki varlığının giderek genişlemesidir. Demokrasi bu nedenle yalnızca yöneticilerin daha fazla kişi tarafından seçildiği teknik bir rejim değildir. Siyasal kuruluş ile onu meydana getiren toplumsal güç arasındaki mesafenin en aza indiği biçimdir. Spinoza’nın demokrasi bölümünü tamamlayamamış olması, Negri için teorik olarak verimli bir açıklık bırakır: demokrasi, tamamlanmış bir devlet modeli olmaktan çok, siyasal iktidarın kendisini oluşturan ortak güçten ayrılmasını sürekli sınırlayan bir eğilim olarak düşünülebilir.
Burada önemli bir sınır koymak gerekir. Bu “mutlak demokrasi” yorumu, Spinoza metninde ayrıntıları bütünüyle verilmiş hazır bir siyasal program değildir; Negri’nin Politik İnceleme’nin genel mantığından geliştirdiği güçlü bir yorumdur. Spinoza’nın çokluk ve demokrasi karşısındaki tutumunun daha karmaşık olduğunu vurgulayan çağdaş araştırmalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla Negri’nin Spinoza’sı ile tarihsel Spinoza’yı bütünüyle özdeşleştirmek yerine, Negri’nin metinde hangi demokratik imkânı öne çıkardığını ayırmak gerekir.
“Anti-Modern” Spinoza Ne Demektir?
Negri’nin daha sonraki yazılarında Spinoza’yı “anti-modern” olarak adlandırması, onun modern dünyanın dışında veya modernlik öncesinde bulunduğu anlamına gelmez. Tam tersine Spinoza, modernliğin kuruluş anının içindedir. Ticaretin, yeni bilimlerin, kapitalist ilişkilerin ve modern devlet biçimlerinin geliştiği Hollanda’da düşünür. Aykırılığı, bu tarihsel dönüşümleri görmemesinde değil, onların tek mümkün siyasal ve ontolojik sonucunun egemen devlet ve aşkınlaştırılmış düzen olduğunu kabul etmemesindedir.
Bu nedenle anti-modernlik, geçmişe dönüş değildir. Modernliğin kendi içinde bastırılmış başka bir yönelimin adıdır: aşkınlık yerine içkinlik, temsil edilmiş birlik yerine çoğulluk, hukuki aktarım yerine kolektif kuruluş, sabit siyasal form yerine demokratik sürecin açıklığı. Aykırı Spinoza’nın “Spinoza’nın anti-modernliği”, “demokrasi ve ebediyet” ve “Spinoza ve postmodernler” gibi bölümleri, Negri’nin erken dönem “anomali” tezini daha geniş bir modernlik eleştirisine dönüştürdüğünü gösterir. Eser, Yaban Kuraldışılık’ın tezlerini tekrar etmekten çok onları düzeltir, genişletir ve Negri’nin daha sonraki siyasal düşüncesiyle ilişkilendirir.
Sonuç
Negri’nin Spinoza yorumunun özgünlüğü, Spinoza’dan birkaç siyasal kavram ödünç almasında değildir. Yaban Kuraldışılık ve Aykırı Spinoza, modern siyasal düşüncenin başlangıcını başka türlü kurma girişimidir. Hobbesçi çizgide siyasal toplum, dağınık bireyleri egemen bir birlik altında düzenleyen kurucu bir dolayımla ortaya çıkarken Negri’nin Spinoza’sında toplumsal ilişki siyasal iktidardan önce vardır. İnsanların güçleri, tutkuları, hayal güçleri ve birlikte yaşama biçimleri siyasal gerçekliğin maddesini zaten üretmektedir.
Spinoza bu nedenle Negri için geçmişte kalmış alternatif bir filozof değildir. Onun “anomali”si, modernliğin kaçınılmaz olarak egemenlik, temsil ve aşkın siyasal birlik yönünde geliştiği fikrini bozar. Demokrasi de kurulup tamamlanan kusursuz bir devlet biçimi olmaktan çıkar; toplumsal gücün kendi siyasal biçiminden bütünüyle kopmamasını sağlayan açık bir kuruluş problemi hâline gelir.
