Düşünmekle Başlamak: Bir Sözcükten Bir Yolculuğa
Bu akşamki derse bir sözcükle başlayacağım: “düşünmek”. Çok iyi bildiğimizi düşündüğümüz, sık sık yaptığımızı sandığımız bir şey. Peki, düşünmek deyince zihninize neler geliyor? “Düşündüm”, “düşünüyorum” gibi ifadelerle aşinayız. Ama düşünmenin etimolojisi pek yardımcı olmayabilir. Belki de “düş”ten geliyor olabilir. Düşünmek ve düşlemek arasında bir ayrım yapmamız gerekiyor. Benim “Düşünce Düşlenir” adında bir kitabım da vardı. Burada düşünce kelimesini hem fiil hem isim olarak kullandım. İnsan düşünce düşlemeye başlar, anlamında.
Düşünmek nedir? Tanım yapabilir misiniz? Başka bir sözcükle, örneğin? “Fikir yürütmek”, “akıl yürütmek” diyebiliriz. Peki, nasıl yürür akıl? Aklı nasıl yürütürüz? “Yürütmek” kısmı üzerinde oynamaya uygun gibi geliyor. Fikir, akıl nasıl bir şey ki biz onu yürütmeyi düşünüyoruz?
Mesela, “hayat etmek”, “düşünmek” deyince ne demek istiyoruz? Düşünmek ile düşlemek arasında nasıl bir ayrımda bulunabiliriz? “Dün seni düşündüm” ile “dün seni düşledim” arasında nasıl bir fark var?
Akıl ile fikir arasında bir ayrım yapabilir misiniz? Gündelik dilde çok rahat kullandığımız kelimeleri biraz kurcalamaya başladığımızda hemen kekelemeye başlıyoruz. Tahayyül etmek ile hayal etmek, tefekkür etmek arasında bir ayrım yapabilir misiniz? Biraz daha zorlaştıralım: akletmek, taakkul, tefekkür, fikretmek, fikir yürütmek, taakkule varmak, akıl yürütmek, tahayyül… Aralarında bir fark var mı? Aynı şeyi mi anlatıyorlar?
İmgelem, düşünmek deyince neyi çağrıştırıyor? Uslamlama? Mantık mı? Çağrıştırma oyunu oynamıyoruz; size çağrıştırdığı kavramların sözcüklerini söylüyorsunuz. “Muhayyile”, hayal etme yetisi demektir.
Aslında kendi anadilimizde hiç düşünmediğimizde felsefe yapmak zordur. Çünkü kelimelerden kurtulup soyutlamaya geçemeyiz. Kavramlar arasında ayrım kurmakta başarısız olan bir düşünür, düşünemez. Bunun temel nedeni ise, çoğu zaman anadilimizde düşünmeyi bilmememizdir. Kelimelerden geçip kavrama varamazsak, yalnızca yüzeysel bilgi birikimiyle yetinir, felsefeyi derinleştiremeyiz.
Akıl mı, Us mu?
Akıl yerine “us” demek. Şöyle bir soru daha sorayım: Akıllı deyince aklınıza ne geliyor? “Çok akıllı bir çocuktu o.” Peki, uslu deyince? “Çok akıllı, uslu bir çocuktur.” “Uslu bir çocuktur.” “Uslu”da devinim yok, değil mi? “Uslu” sanki sakin, fazla etrafa zarar vermez. Söz dinler. “Yaramaz değil” anlamı var, değil mi?
“Akıl, akıllıdır.” Böyle bir sükûnet bulunabilir. Size sorsalar, televizyoncular sorsa: “Akıllı kime denir?” Akıl ve akıllı, us ve uslu… Ne yanıt verirsiniz?
“Selami’yi nasıl tanırsın? Nasıl bilirsin?” – “Kurnaz, akıllı, çakalın tekidir o.” Şimdi neden soruyorum? Benim böyle bir üslubum yok; yanıt bekleyerek soru sormam. Sebebi, “akıllı” kelimesinin halk nezdindeki anlamı ile başlamak. Halk “akıllı” ve “akıl” sözcüğünü hangi anlamda kullanır? Felsefe bu kavramları nasıl kurar?
Söyleyeceğimiz sözler, açıklamalar belli. “Akıl” ve “fikir”… Şimdi kronolojik bir meseleye geçiyorum. Bu, benim üzerinde uzun yıllar çalıştığım bir konu. Bence çok önemli: felsefenin en temel ilkelerinden biri. Felsefe denilen alanın içine girdiğinizde “bu işin zemini nedir?” dediğinizde “us”la başlarsınız.
Felsefe, Refleksiyon ve Spekülasyon
Düşünmek, zihni çalıştırmak; beyin denen motoru işletmek gibi bir şeymiş gibi gözüküyor. Ama felsefe sadece doğa üzerine, toplum üzerine, şeyler üzerine düşünmek değildir. Aynı zamanda bir refleksiyondur. Bir spekülasyondur.
“Spekülasyon” bizde ekonomide kullanılıyor. Piyasada haksız kazanç anlamında. Oysa spekülasyon, Almanlar tarafından daha çok “theoria” anlamında kullanılır. Bu çok önemli. Düşünme dediğimizde “theoria”, yani spekülasyon… Arapçaya 9. yüzyılda “nazar etmek” olarak geçmiştir. “Nazariye”, “münazara”…
“Nazar”, bakmak demek; ama burada gözle bakmak değil, “us”la bakmak anlamındadır. Bu yüzden en zemine indiğimizde yolu bulabilmek için Yunanca’ya dayanmak zorundayız. Yunanca’ya dayanmadan felsefede yürüyemeyiz. Çünkü bütün karmaşanın nedeni Yunanca’dadır. Çözüm olarak da yine Yunanca’dadır.
Sonra gelen dil Arapçadır, ardından Latince ve ulus dilleri gelir. Orta Çağ Latincesi, felsefe dili olarak 10. yüzyıl Latincesidir. Arapça çeviriler sayesinde Batı’da felsefe yeniden ayağa kalktı. Yunanca, Arapça, 9. yüzyıl…
Mesela Galileo’yu İtalyanca, Spinoza’yı Latincesinden okuyoruz. Felsefeyi belki bir gün Türkçesinden okuyacağız. O bakımdan Yunanca’da birkaç sözcüğü hatırlatmak isterim. Bir tanesi: logos.
Logos: Söz mü? Mantık mı? Hesap mı?
“Logos” kelimesi “kelam”, “söz” olarak çevrilir. Yuhanna İncili’nin ilk satırı: “Önce söz vardı. Söz Tanrı’ydı.” Buradaki “logos”, İsa için kullanılır. İsa Arapçaya çevrildiğinde “kelime” diye çevrilir. “Kelam” değil, “kelime”dir.
Fakat bizim ilgilendiğimiz dönem, MÖ 6-5-4. yüzyıllardır. Platon ve Aristoteles 4. yüzyılda zirve yıllardır. Herakleitos 5. yüzyıldadır. “Logos” burada “nutk” olarak çevrilmiştir. Atatürk’ün “Nutuk”u vardır. “Nutuk”, söylev demektir. Tam anlamı: konuşmak.
Bir sözcük daha var: “mantık” da “nutuk” kelimesinden türetilmiştir. “Logos” ve “logic” kelimesi, mantık ve konuşma aynı sözcükte buluşur. Arapçada da bu böyledir. Bu, Platon ve Aristoteles’te de karşılığı olan bir şeydir. Konuşma ikiye ayrılır: iç konuşma ve dış konuşma. “Nutk-u dahili”, “nutk-u harici”…
İç konuşma: düşünmek. Dış konuşma: konuşmak. O yüzden insan “düşünen canlı” mıdır, “konuşan canlı” mıdır? Türkçede zorlanıyoruz; Batılılar da zorlanıyor. Latincesi: animal rationale. Yunancası: zoon logikon. Arapçası: hayvan-ı natık…
“Hayvan” kelimesi hem “zoon” hem de “canlı” anlamına gelir. “Logikon” ya da “rationalis”: düşünen mi demek, konuşan mı? Ben 30 yıl önce öğrencilerime “konuşan/düşünen” derdim. Çünkü “logos”u tek kelimeyle ifade edemeyiz.
Fakat “logizesthai” Platon’da kullanılır. Aslında “hesaplamak” demek. “Animal rationale”deki “rasyo”… Peki “rasyo” ne demek? “İrrasyonel” ne demek? “Çok rasyonel biridir” dediğimizde ne kastederiz? Akıllı, rasyonel, işini bilir. “İrrasyonel”: us dışı.
“Logizesthai”: hesaplama. Yunanca’da matematikçilerin yaptığı bir işlem. Hobbes bunu uzun uzun anlatır: “Düşünmek nedir ki?” der. “Toplamak, çıkarmak, bölmek…” Çok ilginç: düşünmek kelimesinde, logos’ta hem konuşma hem hesaplama anlamı buluyoruz.
“Calculation” dediğimiz: hesaplamak ne demek? “Bizim Selami çok akıllı bir çocuktur.” “Çok hesaplı biridir.” Ya da: “Hesapçı biridir.” Aradaki fark? “Hesabını bilir.” İkincisi: “hesapçı biridir” – hesapçıda bir şeytanlık var, değil mi?
2400 yıl önce Platon’un metinlerinde bu fark var. “Çıkarını bilir.” Düşünme burada birden bire insanın çıkarlarını bilmesi anlamına geliyor.
Noesis ve Fronesis
İkincisi: Noesis diye bir kelime var. Türkçede “akıl” demektir. Nous kelimesi ile kökteştir. Hakikaten bizim bugün “düşünmekteyim” dediğimiz, “tenkit” anlamındaki düşünmek – ne demekse… Yani içini doldurmuyoruz ama “düşünmek”…
“Noesis”, tam kelimesi kelimesine söylüyorum: “akletmek” demektir.
Üçüncü kelime, bu akşamın en önemli sözcüğü: Fronesis. Orta Çağ’la uğraşanlar, Farabi metinlerini okuyanlar bilir. “Taakkul” diye çevrilmiştir. Farabi metinlerinde çok geçer. Nikomakhos Etik Türkçeye iki defa çevrildi. Bir tanesinde “aklı başında olmak” diye çevrilmiş. “Fronimos”: “aklı başında” – çok yetersiz bir çeviri. Çünkü bunlar edebi değil, felsefi metinlerdir. “Aklı başında” tabiri var, ama “aklı başındalık” diye bir kavram yok.
Ama her şeye sıfırdan başlıyoruz. O kadar yoksun bir ülkedeyiz ki sürekli baştan başlıyoruz.
