Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
I. Goya’nın Geç Dönemi: Temsilin Dağıldığı Nokta
Francisco Goya (1746–1828), 18. yüzyılın sonlarında başlayan klasik temsil düzeninin içinden çıkmış; ama 19. yüzyılın eşiğinde temsilin çöküşünü resmeden ilk büyük figürdür. Erken döneminde saray ressamı olarak çalışan Goya, geç döneminde giderek içe kapanmış, yalnızlaşmış ve resmi estetik düzlemden çok, insanın varoluşsal karanlığıyla ilgilenen bir dil geliştirmiştir. Bu dönem işlerinde anlatı yoktur, mit yoktur, kahramanlık yoktur. Kalan şey yalnızca şiddettir, boşluktur, çarpıklık ve sessizliktir.
1820’li yıllarda yaptığı çizimler, gravürler ve duvar resimleri —özellikle Los Caprichos, Desastres de la Guerra ve Pinturas Negras dizileri— sanat tarihinde ilk kez figüratif temsili bozan bir sezgiyle çalışır. Goya’nın geç dönemi, Panofsky’nin çözümleyebileceği bir anlam sistemine değil; temsilin artık dağılmış, kaygan, bozuk biçimlerine ev sahipliği yapar.
Bu anlamda Goya, yalnızca bir geçiş figürü değil; aynı zamanda ikonolojik çözümlemenin sınırlarında çalışan bir düşünür-ressamdır. Onun geç dönem işleri artık anlam vermez; anlamı geri çeker, yorumu kararsızlığa sürükler.
II. Eserin Kompozisyonu ve Boşluğun Varlığı
Bir Kadının Başka Bir Kadını Ayakkabıyla Dövmesi (Woman Hitting Another Woman with a Shoe, 1823) adlı çizim, yalın, dramatik ve tedirgin edici bir sahneyi içerir: bir kadın, yere düşmüş bir diğer kadını sağ elindeki ayakkabıyla dövmektedir. Figürler karanlık, fırça darbesiyle tanımlanmış, siluet halinde belirir. Hiçbir figür tam anlamıyla netleşmez; hareket keskindir ama temsil çözülmüştür. Ayakkabının yükselişi, figürün duruşu, bedenlerin birbiriyle iç içe geçmiş formu —hepsi bir olayın anını içerir. Ancak bu an, anlam üretmek yerine anlamı bastıran bir yoğunluk taşır.
Arka plan boştur. Ne yer bellidir, ne zaman. Ne mekân tariflidir, ne ışık. Figürlerin nereye bastığı bilinmez. Kadının yüzü var mı, emin olamayız. Dövülen bedenin çığlığı yoktur. Bu suskunluk, yalnızca sesin eksikliği değil; yorumu boğan bir eksikliktir. Tabloda ne anlatı kurulur, ne simge tanımlanabilir. Ama tam da bu yüzden: anlam patlar.
Boşluk burada araya sıkışmış bir eksiklik değil, kompozisyonun ana taşıyıcısıdır. Görsel alanda tanıdık hiçbir şey yoktur — figürler bile tanıdık değildir. Kadınlık temsili, şiddet temsili, hatta beden temsili bile tanımlanamaz hâle gelir. Bu durum, klasik yorum yöntemlerinin işlevini yitirttiği bir kırılma anına işaret eder.
III. Şiddetin Sessizliği: Kadın, Ayakkabı, Vurulan Beden
Goya’nın bu çalışmasında temsil edilen şiddet doğrudan, çıplak ve hiçbir estetik idealin perdesiyle yumuşatılmamıştır. Ancak bu doğrudanlık, anlamın da doğrudan verildiği anlamına gelmez. Tam tersine, burada şiddet ne anlatılır, ne açıklanır, ne yüceltilir. Şiddet vardır — ama neden, nasıl, kim arasında gerçekleştiği bilinmez. Tam da bu nedenle sahne yalnızca “şiddeti göstermez”, şiddetin temsil edilemezliğini de açığa çıkarır.
Kadın figürlerinin kim olduğu belli değildir. Ne yüz ifadeleri vardır ne tarihsel bağlam ne de ikonografik referans. Kadının elindeki ayakkabı bile —klasik ikonolojik düzlemde “kadınlık” ya da “ev içi mekân” ile özdeşleştirilebilecek bir nesne— burada artık tanımsızdır. Ayakkabı ne bir simgedir ne bir araç; anlamsızlaşmış bir nesneyle bedenin çatışmasıdır.
Goya bu noktada sanat tarihine çok önceden, hatta modernizmin doğuşundan önce bir şey söyler: anlam her zaman gösterilmez, bazen sadece çarpılır. Ayakkabının kalkışı bir anlam yaratmaz, ama bir gerilim, bir karanlık, bir yorumsuzluk yaratır. İşte bu sessizlik, bugün bize Panofsky’nin yönteminin dışına çıkmamız gerektiğini fısıldar.
IV. Panofsky’nin Yöntemi Burada Ne Yapabilir?
Panofsky’nin üç düzeyli yöntemiyle bu çalışmayı çözümlemeye çalıştığımızda sistem hemen kırılır. Öncelikle:
- Pre-ikonografik düzeyde: iki figür ve bir ayakkabı tanımlarız.
- İkonografik düzeyde: ayakkabı neyi temsil eder? Kadın şiddeti mi? Kadının içselleştirilmiş öfkesini mi? Bunlar belirsizdir.
- İkonolojik düzeyde: Goya burada hangi kültürel dünya görüşünü açığa çıkarır? Bu şiddet bir alegori midir, bir protesto mudur, bir psişik boşalma mı?
Cevap: Hiçbiri. Çünkü bu eser belirli bir anlam sistemine değil, anlamın sessizlikle çözüldüğü bir temsile sahiptir.
Panofsky burada çalışmaz — çünkü onun yöntemi sembollerin çalıştığı bir görsel rejim gerektirir. Oysa bu sahnede simge yoktur; yalnızca kırık bir an, boş bir fon, şekli dağılmış bir şiddet jesti vardır. Yorumcu burada neyi “tanıyabilir”? Belki hiçbir şeyi. Ama bu tanıyamama, bizi “yorum dışı” değil, yeni bir yorum yapısı kurmaya zorlar.
Bu yeni yapı, artık yalnızca tanıma ve açıklama değil; düşünsel olarak boşlukla karşılaşma, eksik temsille temas kurma, görsel sessizliğe tanıklık etme biçiminde işler.

Kaynak: https://www.wikiart.org/en/francisco-goya/woman-hitting-another-woman-with-a-shoe
V. Görsel Diyalektik ile Yorum: Temsilin Sınırında Duran Bir An
Panofsky’nin yöntemi, anlamı tanımak ve katmanlarını çözümlemek üzerine kuruludur. Ancak Goya’nın bu çalışması, anlamı çözümlemeye değil; çatışmaya, boşluğa, sözsüzlüğe ve yırtılmaya dayalı bir alan olarak kurar. Bu nedenle yorum, artık simgeleri tanıyan bir uzmanlığın işi değil; belirsizlik karşısında düşünen bir tanıklık biçimidir.
İşte burada devreye görsel diyalektik girer.
Görsel diyalektik, yorumcuyu sadece tanıyan değil, çelişkiyle yüzleşen, anlamın dağıldığı anda gösterilmeyeni düşünen bir konuma yerleştirir. Bu yaklaşımda yorum:
- Simgelerin altında yatan anlamı aramaz,
- Simgesizlik durumunun neye işaret ettiğini düşünür.
- Temsilin kurduğu düzeni açıklamaz,
- Temsilin neden çöktüğünü, neden sessizleştiğini sorgular.
- Anlamı çözümlemez,
- Anlamın oluşamadığı, ertelendiği, bastırıldığı noktada düşünür.
Goya’nın bu çalışmasında temsil vardır ama tamamlanmaz. Kadın figürü tanımlanabilir ama özdeşlik kuramaz. Şiddet vardır ama anlatı kurulmaz. Yüzler vardır ama görünmezdir. Bu hâliyle eser, tam da anlamın sınırına yerleşmiş bir imgedir. Ve görsel diyalektik, bu sınırda düşünmenin adıdır.
VI. Sonuç: Figürleştirilmiş Karanlık, Yorumsuz Şiddet
Goya’nın “Woman Hitting Another Woman with a Shoe” adlı eseri, yalnızca bir fiziksel şiddet sahnesi değildir. Aynı zamanda anlamın figür üzerinden kurulamaması, temsiliyetin çözüldüğü bir görsel alan olarak çalışır. Burada yorum, yalnızca açıklama değil; sessizlikle karşılaşma, boşluğa tanıklık, çözümleyememeyi kabul etme pratiğidir.
Panofsky’nin ikonolojik yöntemi, bu eser için artık fazla açıklayıcı, fazla yapısal ve fazla güvenlidir. Oysa bu çizim, bizi güvenden çıkarır. Görsel olan burada artık estetik değil, kesintili, anlamsal değil, kararsızdır.
Görsel diyalektik, böyle bir eseri anlamak için gereklidir. Çünkü bu yaklaşım, sanat eserini bir anlam taşıyıcısı değil, anlamın açıldığı, eksildiği ya da bastırıldığı bir olay olarak ele alır.
Bu çizimdeki ayakkabı bir silah değil, bir gösterge değil, bir sembol değil…
Belki sadece bir yırtılma.
Ve biz o yırtılmayı görmeye, düşünmeye, sessizce anlamaya çağrılıyoruz.