Yönetmen ve Bağlam
Béla Tarr’ın Londralı Adam filmi, Georges Simenon’un romanından yola çıkar; ama klasik bir suç uyarlaması olmaktan çok, görmüş olmanın ve suskun kalmanın ağırlığına dönüşür. Tarr burada liman, sis, gece, su ve demir yüzeyler içinden kapalı bir dünya kurar. Bu dünya yalnız bir cinayetin ardından gerilen polisiye alan değildir; aynı zamanda insanın rastlantıyla eline geçen şey karşısında nasıl bozulduğunu gösteren karanlık bir eşiktir.
Filmin Kompozisyonu
Filmin yapısı dışarıdan bakınca basittir. Limandaki işini yapan Maloin, gece boyunca uzanan bir manevra sırasında bir kavga görür; bir adam ölür, para dolu valiz ortada kalır. Maloin bu valizi alır ve film ondan sonra suçun çözülmesine değil, bu alma eyleminin ağırlığına yönelir. Polis soruşturması, limana gelen yabancı figürler ve aile içi gerilim anlatıyı ilerletir; ama asıl hareket, Maloin’in giderek kendi içine çöken bakışında kurulur. Film bu yüzden “ne olacak?” sorusundan çok, “bir insan gördüğü ve el koyduğu şeyle nasıl değişir?” sorusuyla çalışır.
Panofsky Yöntemiyle Üç Düzeyli Analiz
Ön-ikonografik: Filmde gece limanı, raylar, iskeleler, deniz, sis, demir merdivenler, vinç benzeri yapılar, otel ya da kahvehane içleri, ağır kapılar, küçük bir aile evi ve sürekli bir yerlere gidip gelen bir adam görürüz. Açılıştaki liman sekansı belirleyicidir: yüksekten bakan bir göz, aşağıda yürüyen birkaç beden, kısa bir boğuşma, suya düşen bir adam ve sonra ele geçirilen valiz. Maloin’in bedeni baştan itibaren ağırdır; hızlı tepki veren biri değil, sanki her hareketi içine gömen biridir.
İkonografik: Bu görüntüler kısa sürede suçun ve sessizliğin maddi işaretlerine dönüşür. Liman yalnız çalışma alanı değildir; görünmeyen alışverişlerin, gizli geçişlerin ve rastlantının sahnesi haline gelir. Valiz yalnız para taşımaz; kaderin maddi biçimine dönüşür. Maloin’in küçük evi de huzurlu aile alanı değildir; limandaki karanlığın eve sızdığı bir iç mekân gibi çalışır. Soruşturmayı yürüten figürler olayın hukukî tarafını getirir, ama film onların açıklığına değil, Maloin’in giderek koyulaşan suskunluğuna yaslanır.
İkonolojik: Filmin asıl meselesi, suçun yalnız eylemde değil, tanıklık ve sahiplenme anında da başladığını göstermesidir. Maloin adamı doğrudan öldürmez; ama gördüğü şeyi kendi içine alır, valizi saklar ve o andan sonra hayatını sessizlik üzerinden yeniden kurmaya çalışır. Bu yüzden Londralı Adam, ahlaki bozulmayı büyük patlamalarla değil, küçük bir sapmayla başlatır. İnsan bazen suçlu olduğu için değil, tesadüfî bir iktidar anını bırakmadığı için de çöker.
Temsil – Bakış – Boşluk

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/
File:The_Man_from_London_theatrical_poster.jpg
Temsil: Maloin’in temsili filmin merkezidir. O ne klasik bir anti-kahraman ne de saf kurbandır. Béla Tarr onu suç zekâsıyla değil, donuk bir kararsızlıkla kurar. Sanki valizi almakla almamak arasında değil, zaten hayatın dışında kalmış biri olarak, ilk kez görünmez bir iktidar alanına temas etmiştir. Bu yüzden Maloin’in temsilinde esas olan eylem değil, eylemin bedene sinmesidir. Karısı ve kızıyla kurduğu mesafe de bunu derinleştirir. Aile, onu geri çağıran bir sıcaklık değil; onun içe kapanmasını daha belirgin hale getiren bir aynaya dönüşür. Yabancı erkek figürleri ve polis de filmi dışarıdan kuşatır, ama merkezde hep Maloin’in kapanan varlığı kalır.
Bakış: Filmin çekirdeği açılış sahnesinde kurulur. Maloin yukarıdan bakar; limandaki küçük hareketleri seçer; kimsenin görmediğini görür. Ama bu bakış ona güç değil, yük getirir. Burada Béla Tarr çok önemli bir şey yapar: seyirciyi de o yüksek bakışa yerleştirir, ama olayın anlamını hemen vermez. Böylece bakmak ile anlamak arasına boşluk koyar. Film ilerledikçe Maloin’in bakışı daralır. Artık limana, eve, karısına, paraya ve etrafındaki insanlara başka türlü bakar; her şey potansiyel tehdit ya da ifşa alanı haline gelir. Seyirci de rahat bir dış gözlemci değildir. Çünkü kamera Maloin’e yaklaşır ama onu açmaz. Bu yakınlık, suç sinemasındaki bilgi hazzı üretmez; tersine, görmüş olmanın ve saklamanın baskısını üretir. Polis bakışı da önemlidir; o gerçeği düzenlemek ister. Maloin’in bakışı ise gerçeği içeri gömer. Film tam bu iki bakış arasında gerilir.
Boşluk: Filmin ilk boşluğu yapısaldır. Olay açıkça başlamıştır, valiz alınmıştır, soruşturma ilerlemektedir; ama film klasik polisiye rahatlığı vermez. Çünkü asıl kriz çözümde değil, Maloin’in içindeki karanlıkta büyür. İkinci boşluk karakterin iç dünyasındadır. Maloin parayı aldığı anda zenginleşmez; tam tersine, içeriden daha da yoksullaşır. Onun boşluğu arzudan çok, arzuya birden bire sahip olmanın yarattığı çoraklıktır. Sanki hayatında ilk kez eline geçen bu “imkân”, onda genişleme değil büzülme yaratır. Finalde geriye kalan da olayın çözülmesinden çok, bu boşluğun artık geri çevrilemez hale gelmiş olmasıdır.
Stil-Tip-Sembol
Stil: Londralı Adam’ın stili, Béla Tarr’ın geç dönem sinemasına özgü ağır akışı ve siyah-beyaz sertliği korur; fakat burada manzara kırsal çamur değil, limanın metalik ve sulu karanlığıdır. Kamera uzun süre aynı yüzeyler üzerinde dolaşır: su, ray, sis, iskele, kapı, duvar. Böylece film, suçu hareketli bir yapı değil, neredeyse durgun bir sızıntı gibi hissettirir. Planlar yine uzundur; ama bu kez dünyanın çürümesi kırsal açıklıktan değil, kapalı liman dokusundan gelir.
Tip: Maloin, klasik suç romanı kahramanından farklıdır; ne çevik ne zeki ne de açıkça hırslıdır. Daha çok, tesadüfün eline bıraktığı iktidar parçasını taşıyamayan bir adam tipidir. Polis figürü düzenin yüzünü, yabancı erkekler olayın dış gerilimini, aile ise karakterin iç gerilimini taşır. Tarr bu tipleri büyütmez; ama her biri Maloin’in karanlığını başka bir taraftan çevreler.
Sembol: Valiz filmin en açık sembolüdür; yalnız para değil, ele geçirilmiş kaderdir. Liman ise geçiş alanı olmaktan çıkar; dünyaların çarpıştığı ve hiçbir geçişin temiz kalmadığı bir eşik haline gelir. Su, burada arınma değil, gömülme duygusu taşır. Yüksek gözetleme noktası da çok önemlidir: Maloin’in yukarıdan baktığı yer, ona hakimiyet veriyor gibi görünür; oysa aslında onu kendi tanıklığının mahkûmu haline getirir.
Sanat Akımının Açık Belirtilmesi
Londralı Adam, Béla Tarr’ın olgun dönem sinemasında noir ile varoluşsal çöküşün en sıkı birleştiği filmlerden biridir. Simenon’dan gelen suç damarı vardır; ama Tarr bu damarı klasik gerilim ve çözüm üzerinden değil, zamanın ağırlaşması, mekânın kararması ve karakterin içine kapanması üzerinden yeniden kurar. Bu nedenle film, bir roman uyarlaması olmaktan çok, Béla Tarr evreninin liman, suç ve sessizlikle örülmüş özel bir halkası olarak durur.
Sonuç
Londralı Adam, suçu işlenmiş olaydan çok, içeri alınmış bir karanlık olarak anlatan film. Béla Tarr burada bir valizin etrafında kurulan polisiyeyi neredeyse tamamen söküp yerine liman gecesini, ağır bakışı ve yavaş çürüyen bir vicdanı koyuyor. Filmin gücü de buradan geliyor: geriye kim kimi öldürdü sorusu değil, bir insanın gördüğü şeyi kendine almasının onu nasıl bozduğu kalıyor. Bu yüzden Londralı Adam, sessizliğiyle çalışan en karanlık Béla Tarr filmlerinden biri.
Künye & Eser Altı
Künye: Londralı Adam / The Man from London — Yönetmen: Béla Tarr. Senaryo: Béla Tarr, László Krasznahorkai; Georges Simenon’un romanından. Oyuncular: Miroslav Krobot, Tilda Swinton, Erika Bók, János Derzsi. Macaristan/Fransa/Almanya, 2007.
