Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Çağdaş İran sinemasının ve hareketli imge sanatının en dikkat çekici isimlerinden biri olan Maryam Tafakory, klasik anlamda öykü anlatan bir yönetmenden çok, bastırılmış imgelerin, sansürlenmiş temasların ve arşivde saklı kalmış arzuların izini süren bir sanatçı-sinemacıdır. Onun sineması, doğrudan olay örgüsünden çok, imgenin neyi gösteremediğiyle ilgilenir. Kadın bedeni, yasaklanmış temas, bakışın dolaylı dili, arşivin eksikleri ve İran sinemasında görünür olanla görünmez bırakılan arasındaki gerilim, Tafakory’nin çalışmalarının merkezinde yer alır. Bu nedenle onun filmleri yalnızca İran sinemasına dair estetik denemeler değil, aynı zamanda sansürün bedende, bakışta, nesnede ve hafızada bıraktığı izleri araştıran politik-poetik müdahalelerdir.
Hayatı ve Sanatsal Arka Planı
Maryam Tafakory, İran’da doğup büyümüş, çalışmalarını film, performans ve hareketli imge alanında sürdüren çağdaş bir sanatçıdır. Eğitimini güzel sanatlar ve hareketli imge alanında derinleştiren Tafakory, özellikle İran Devrimi sonrası sinema arşivine yönelerek bu arşivin içinde bastırılmış, yer değiştirmiş veya dolaylı biçimlerde ifade edilmiş hikâyeleri yeniden düşünür. Onun ilgisi yalnızca İran sinemasının estetik kodlarına değil, bu kodların hangi yasaklar, hangi sessizlikler ve hangi toplumsal düzenlemeler altında oluştuğunadır.
Tafakory’nin sineması, İran sinemasının Batı’da çoğu zaman “şiirsel direniş” olarak romantize edilen imgesine mesafeli yaklaşır. İran sinemasındaki alegorik anlatım, dolaylı bakış ve metaforik ifade biçimleri elbette önemli estetik olanaklar yaratmıştır; ancak Tafakory bu estetik alanın içinde başka bir soru sorar: Bu şiirsellik hangi bastırmaların, hangi yasakların ve hangi görünmezliklerin sonucunda doğmuştur? Dolayısıyla onun çalışmaları, İran sinemasını yalnızca hayranlık nesnesi hâline getirmez; arşivin karanlık bölgelerine, kadınların ve queer arzuların nasıl silindiğine, temasın nasıl nesneler aracılığıyla ikame edildiğine bakar.
Sinemasal Tarzı ve Tematik Derinlik
Maryam Tafakory’nin sinemasal dili, found footage, video-essay, şiirsel kolaj, yazılı metin, ses katmanları ve arşiv görüntülerinin yeniden düzenlenmesi üzerine kuruludur. O, mevcut görüntüleri yalnızca alıntılamaz; onları yeniden keser, yavaşlatır, üst üste bindirir, tersine çevirir, parçalar ve başka bir bağlam içinde konuşturur. Bu yöntem, arşivi pasif bir geçmiş deposu olmaktan çıkarır. Arşiv, Tafakory’de hâlâ konuşan, hâlâ saklayan, hâlâ itiraf etmeye zorlanan bir alana dönüşür.
Başlıca temaları arasında sansür, kadın bedeni, yasaklanmış temas, mahremiyet, bakış, queer arzu, hafıza ve temsilin sınırları bulunur. Fakat bu temalar doğrudan sloganlaştırılmaz. Tafakory’nin sineması açık politik bildiriden çok, imgenin içindeki baskıyı gösterir. Bir çanta, bir perde, bir bakış, cama yansıyan bir yüz, birbirine değemeyen eller ya da kesilmiş bir kadraj, onun filmlerinde politik anlam taşır. Çünkü sansür yalnızca yasaklayan bir dış mekanizma değildir; zamanla bedenin duruşuna, oyuncunun jestine, kameranın mesafesine ve seyircinin görme biçimine yerleşir.
Bu nedenle Tafakory’nin kamerası, görünmeyenin çevresinde dolaşır. Görüntü eksik olduğunda, eksiklik yalnızca teknik bir boşluk değil, tarihsel bir yaradır. Kadın bedeni kadrajdan çıkarıldığında, temas başka bir nesneyle ikame edildiğinde veya arzu yalnızca bakış üzerinden sezdirildiğinde, film artık görünür olandan çok bastırılmış olanın kaydına dönüşür.
Öne Çıkan Filmleri Üzerinden Okumalar
Irani Bag / İran Çantası

Kaynak: https://maryamtafakory.com/films/irani-bag/
Irani Bag, Tafakory’nin İran sinemasındaki nesne kullanımını politik bir okuma alanına dönüştürdüğü önemli çalışmalarından biridir. Film, Devrim sonrası İran sinemasından alınmış sahnelerde çantanın masum bir aksesuar olmadığını gösterir. Kadın ve erkek oyuncuların birbirine dokunmasının yasaklandığı bir sinemasal düzende çanta, kimi zaman ellerin yerine geçer, kimi zaman bedenler arasında tampon olur, kimi zaman da yasak temasın dolaylı taşıyıcısına dönüşür.
Bu filmde çanta, gündelik bir eşya olmaktan çıkar; sansürlenmiş arzunun protezi hâline gelir. Dokunma yasaklandığında nesneler konuşmaya başlar. Bir çantanın sapı, iki elin buluşamadığı yerde aracı olur. Bedenlerin arasına konulan nesne, aynı anda hem ayrım hem bağ üretir. Tafakory burada sansürün paradoksunu gösterir: Yasak, arzuyu ortadan kaldırmaz; onu başka biçimlere, başka yüzeylere, başka jestlere dağıtır.
Nazarbazi / Bakış Oyunu

Görüntünün boşluğu, burada eksiklik değil; politik bir anlam alanıdır.
Nazarbazi, adından da anlaşılacağı gibi bakışın oyunu, bakışın erotik ve politik dolaşımı üzerine kuruludur. Film, İran sinemasında kadın ve erkek arasında doğrudan temasın yasak olduğu koşullarda bakışın nasıl bir temas biçimine dönüştüğünü araştırır. Kadın bedeninin silindiği, parçalandığı veya mağdurlaştırıldığı görüntüler, Tafakory’nin kolajında yeniden bir araya gelir. Fakat bu yeniden bir araya getirme, arşivi onarmak anlamına gelmez; daha çok arşivin yaralarını görünür kılar.
Bu çalışmada şiir ve sessizlik, temas edilemeyen alanlara yaklaşmanın dili hâline gelir. Tafakory için bakış yalnızca görsel bir ilişki değildir; bastırılmış arzunun, korkunun, toplumsal denetimin ve içselleştirilmiş yasağın taşıyıcısıdır. Bir gözün başka bir göze yönelmesi, bazen bir elin dokunmasından daha yoğun bir anlam kazanır. Bu nedenle Nazarbazi, İran sinemasındaki bakış rejimini yalnızca estetik bir motif olarak değil, yasaklanmış temasın yerine geçen bir duyusal alan olarak okur.
Mast-del / Sarhoş Kalp

Kaynak: https://maryamtafakory.com/films/mast-del/
Mast-del, Tafakory’nin sinemasında arzunun daha yoğun, daha bedensel ve daha kırılgan bir biçimde işlendiği çalışmalardan biridir. Film, iki kadın arasındaki yasaklanmış bir ilişkiyi, doğrudan temsil edilemeyen bir yakınlığı ve görüntünün sınırlarında kalan erotik hafızayı merkezine alır. Burada görüntü, çoğu zaman açıklık yerine örtülülük üretir. Üst üste bindirilmiş imgeler, karanlık yüzeyler, negatif görüntüler ve yazılı anlatı, bedensel yakınlığın hem varlığını hem de temsil edilemezliğini taşır.
Mast-del’de mesele yalnızca İran sinemasında queer arzunun görünmez bırakılması değildir. Daha derinde, bir arzunun sinemada nasıl var olabileceği sorusu vardır. Eğer bir beden gösterilemiyorsa, bir ilişki anlatılamıyorsa, bir dokunuş yasaklanmışsa, sinema yine de o arzunun izini taşıyabilir mi? Tafakory’nin cevabı açıktır: Sinema, bazen göstererek değil, gösteremediği şeyin çevresinde bir boşluk kurarak konuşur.
Razeh-del / Kalbin Sırrı

Razeh-del, Tafakory’nin arşivle kurduğu ilişkinin daha tarihsel ve basılı kültüre açılan bir örneğidir. Film, İran’da kadınların sesi, yazısı ve kamusal görünürlüğü etrafında kurulan baskı mekanizmalarını sinema, gazete, mektup ve imge parçaları üzerinden düşünür. İki kız öğrencinin imkânsız bir film fikriyle ilişkilenen anlatı, yalnızca bir sinema yapma arzusunu değil, kadınların kendi hikâyelerini anlatma hakkını da gündeme getirir.
Burada gazete sayfaları, mürekkep lekeleri, doygun renkler ve arşiv görüntüleri, kadınların hem görünme hem de susturulma tarihini taşır. Tafakory, kadınların yazdığı, konuştuğu, hayal ettiği ve direndiği alanları yeniden çağırırken, bu alanların nasıl hedef alındığını da gösterir. Razeh-del, bu yönüyle yalnızca sinema arşivine değil, basılı hafızaya, kadınların kamusal söz hakkına ve imkânsızlaştırılmış anlatılara yönelen bir çalışmadır.
Arşiv, Sansür ve Bedenin Yokluğu
Maryam Tafakory’nin sineması, arşivi tamamlanmış bir geçmiş olarak görmez. Arşiv, onda eksiklerin, boşlukların, bastırılmış arzuların ve yarım bırakılmış hikâyelerin alanıdır. Bu nedenle onun çalışmaları arşivden görüntü alırken yalnızca geçmişe dönmez; bugünün görme biçimini de sorgular. Seyirciye şu soru yöneltilir: Bir imgeye baktığımızda gerçekten neyi görüyoruz? Görünen bedenin arkasında hangi yasak vardır? Görünmeyen temas hangi nesneye, hangi bakışa, hangi sessizliğe taşınmıştır?
Sansür, Tafakory’de yalnızca devletin uyguladığı dışsal bir kesinti değildir. Sansür, imgenin içine yerleşmiş bir düzen olarak düşünülür. Oyuncunun elini nereye koyacağı, kameranın neyi dışarıda bırakacağı, iki beden arasındaki mesafenin nasıl korunacağı, arzunun hangi nesneyle dolaylılaştırılacağı bu düzenin parçalarıdır. Böylece sinema, yalnızca temsil eden bir araç değil, aynı zamanda yasağın bedensel koreografisini taşıyan bir yüzey olur.
FiloMythos Yorumu: İmgenin Eksiltilmiş Etiği
FiloMythos açısından Maryam Tafakory’nin sineması, eksiltilmiş imgenin etiği üzerine kuruludur. Onun filmleri, gösterilmeyenin basitçe yok olmadığını, aksine başka biçimlerde geri döndüğünü gösterir. Yasaklanan temas nesneye geçer; susturulan arzu bakışa yerleşir; silinen beden arşivin çatlaklarından yeniden belirir. Bu nedenle Tafakory’nin sineması, görsel bir kazı çalışmasıdır. İmgenin yüzeyinde değil, yüzeyin altında kalan bastırılmış hafızada ilerler.
Temsil burada tamamlanmış bir görünürlük değildir. Kadın bedeni görünür olduğunda bile çoğu zaman yaralıdır; görünmez olduğunda ise yok olmamış, başka bir işaret sistemine çekilmiştir. Bakış, yalnızca seyretme eylemi değil, yasaklanmış yakınlığın taşıyıcısıdır. Boşluk ise eksiklik değil, politik anlamın en yoğunlaştığı yerdir. Tafakory’nin sinemasında boşluk, sansürün bıraktığı izdir; fakat aynı zamanda direnişin de alanıdır.
Maryam Tafakory, İran sinemasının arşivini yeniden düzenlerken onu yıkmaz; ona başka bir kulak, başka bir göz, başka bir duyarlılık kazandırır. Onun filmleri, imgelere yeniden bakmayı değil, imgelerin neyi sakladığını duymayı öğretir. Bir çanta, bir bakış, bir kesinti, bir sessizlik, bir gazete kupürü ya da üst üste binmiş bir yüz, artık yalnızca estetik unsur değildir. Bunlar, bastırılmış hayatların, yasaklanmış temasların ve anlatılamamış hikâyelerin kalıntılarıdır.
Maryam Tafakory’nin sineması, çağdaş İran sinemasında arşivin hayaletleriyle konuşan bir sinemadır. Bu sinema ne bütünüyle belgeseldir ne de klasik kurmacadır; ne yalnızca politik söylemdir ne de saf biçimsel deneydir. O, sansürün içinden doğmuş görsel bir hafıza çalışmasıdır. Tafakory’nin filmlerinde sinema, görünmeyenin yasını tutar; fakat aynı anda görünmeyenin geri dönüşünü de mümkün kılar. Bu nedenle onun çalışmaları, temasın yasaklandığı yerde bakışın, sözün susturulduğu yerde şiirin, bedenin silindiği yerde arşivin konuşmaya başladığı güçlü bir çağdaş sinema alanı açar.
