Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Yuk Hui, çağdaş teknik felsefesinin en önemli isimlerinden biridir. Onun temel müdahalesi, teknolojiyi yalnız Batı modernliğinin tarihsel çizgisi içinde düşünmenin yetersiz olduğunu göstermesidir. Teknik çoğu zaman evrensel bir araçlar bütünü gibi ele alınır. Sanki bütün toplumlar aynı teknik mantığın farklı gelişme aşamalarında yer alıyormuş gibi düşünülür. Hui bu varsayımı kırar. Ona göre teknik sorusu, yalnız mühendislik ya da araç sorusu değildir. Her kültürün evren, insan, doğa, ahlak ve düzen anlayışıyla ilişkilidir.
Hui’nin “The Question Concerning Technology in China: An Essay in Cosmotechnics” / “Çin’de Teknik Sorusu: Kozmoteknik Üzerine Bir Deneme” adlı kitabı bu müdahalenin merkezindedir. Bu metinde Hui, Heidegger’in teknik sorusunu önemser; fakat onu evrensel bir cevap olarak kabul etmez. Heidegger modern tekniği Batı metafiziğinin tarihi içinden düşünür. Hui ise soruyu başka bir yere taşır: Teknik yalnız Batı’nın kaderi midir, yoksa farklı kültürlerin farklı teknik dünya ilişkileri mümkün müdür?
Bu yaklaşım, Sentetik Epistemoloji açısından doğrudan önem taşır. Çünkü yapay zekâ çağında teknik sistemler çoğu zaman küresel, tarafsız ve tekil bir ilerleme modeli gibi sunulur. Veri, model, imaj, kod ve algoritma sanki bütün dünyada aynı anlama geliyormuş gibi düşünülür. Oysa her teknik düzen, belirli bir dünya tasavvurunu taşır. Hui’nin kozmoteknik düşüncesi, yapay zekâ çağında şu soruyu sormamızı sağlar: Teknik yalnız tek bir uygarlık çizgisinin sonucu mudur, yoksa başka teknik gelecekler mümkün müdür?
Yuk Hui’nin Konumu
Yuk Hui’nin düşüncesi, teknik felsefesi, sibernetik, Çin düşüncesi, Alman idealizmi, Heidegger, Simondon, Stiegler ve dijital nesneler tartışması arasında yer alır. Hui’nin bilgisayar mühendisliği geçmişi, onun teknik sistemleri yalnız dışarıdan yorumlamasını engeller. Dijital nesneleri, veri yapısını, ağları ve yazılımı teknik düzeyde de düşünür. Felsefi formasyonu ise bu teknik bilgiyi daha geniş bir ontoloji ve kültür eleştirisi içine yerleştirir. Hui, Stiegler’den sonra okunması gereken temel figürlerden biridir. Stiegler teknikle insanın birlikte kurulduğunu göstermişti. Hui ise bu soruyu başka bir düzeye taşır: Teknikle insan ilişkisi evrensel bir modelle mi düşünülmelidir, yoksa farklı kültürlerin farklı teknik dünya ilişkileri var mıdır?
Hui’nin özgünlüğü burada belirginleşir. O, Batı teknik felsefesini reddetmez. Heidegger’i, Simondon’u ve Stiegler’i ciddiye alır. Fakat bu felsefi hattı Avrupa merkezli bir teknik kader olarak bırakmaz. Çin düşüncesi üzerinden başka bir teknik imkânı araştırır. Bu da onu yalnız “teknoloji düşünürü” değil, teknik düşüncenin çoğullaştırılması açısından önemli bir filozof hâline getirir.
Stiegler’den Hui’ye: Tekniğin Kuruculuğundan Tekniğin Çoğulluğuna
Hui’nin Stiegler’le ilişkisi yalnız biyografik değildir. Stiegler, insanın teknikten bağımsız düşünülemeyeceğini göstermişti. İnsan; alet, yazı, kayıt, arşiv ve dışsallaştırılmış bellek aracılığıyla kurulur. Bu anlamda teknik, insanın sonradan kullandığı dışsal bir araç değil, insanlaşmanın koşuludur.
Hui bu hattı kabul eder; fakat onu çoğullaştırır. Ona göre teknik insanı kuruyorsa, bu kuruluş tek bir uygarlık çizgisiyle açıklanamaz. Farklı kültürler, tekniği farklı kozmolojiler, ahlak anlayışları ve doğa tasavvurları içinde kurmuş olabilir. Stiegler’de teknik, insanın zaman ve bellekle ilişkisinin kurucu zemini olarak düşünülür. Hui’de ise bu zemin kültürel olarak çoğalır.
Soru artık yalnız “teknik insanı nasıl kurar?” değildir. Daha derin soru şudur: Hangi teknik, hangi dünya anlayışı içinde insanı kurar? Batı modernliğinin teknik çizgisi doğayı hesaplanabilir, kullanılabilir ve optimize edilebilir kaynak olarak açığa çıkarırken, başka düşünce gelenekleri teknikle farklı ilişkiler kurmuş olabilir. Hui’nin kozmoteknik kavramı tam bu noktada doğar. Teknik, evrensel bir araçlar toplamı değil; belirli bir kozmoloji, ahlak ve yaşam düzeni içinde anlam kazanan bir dünya ilişkisidir.
Kozmoteknik Nedir?
Hui’nin en önemli kavramı cosmotechnics / kozmotekniktir. Bu kavram, teknik faaliyetlerin yalnız araçsal ya da ekonomik olmadığını; kozmik düzen ve ahlaki düzenle ilişkili olduğunu söyler. Yani teknik, yalnız bir şeyi yapma biçimi değildir. Bir dünyanın nasıl kurulduğunu, insanın doğayla nasıl ilişki kurduğunu, toplumsal düzenin hangi ahlaki ilkelere bağlandığını ve evrenin nasıl kavrandığını da içerir.
Batı modernliği içinde teknoloji çoğu zaman doğanın hesaplanması, dönüştürülmesi, denetlenmesi ve enerji kaynağı olarak kullanılmasıyla ilişkilendirilir. Heidegger’in teknik eleştirisinde bu durum Gestell / çerçeveleme kavramıyla düşünülür. Doğa, modern teknik altında elde hazır kaynak olarak açığa çıkar. Hui bu eleştiriyi önemser; fakat onu evrenselleştirmez. Ona göre Heidegger’in teknik sorusu güçlüdür, ama bu soru Batı metafiziğinin tarihinden doğmuştur.
Kozmoteknik kavramı burada devreye girer. Teknik, her kültürde aynı anlamı taşımaz. Bir toplum için teknik doğaya hâkim olma aracı olabilir. Başka bir düşünce dünyasında teknik, insanın kozmik düzenle uyum kurma biçimi olabilir. Hui’nin amacı Çin’in “eski tekniklerini” nostaljik biçimde yüceltmek değildir. Daha önemli amacı, teknolojinin tek bir evrensel akıl tarafından belirlenmediğini göstermektir.
Bu, yapay zekâ çağında kritik bir fikirdir. Çünkü bugün yapay zekâ çoğu zaman küresel bir teknik kader gibi sunulur. Her toplumun aynı platformları, aynı veri mantığını, aynı optimizasyon hedeflerini ve aynı otomasyon biçimlerini benimsemesi beklenir. Hui’nin kozmoteknik kavramı bu beklentiyi sorgular: Teknik farklı dünya anlayışları içinde yeniden düşünülebilir mi?
Dao, Qi, Li ve Ren: Kozmotekniğin Çin Düşüncesindeki Zemini
Hui’nin kozmoteknik kavramını soyut bir çoğulluk iddiası olarak bırakmamak gerekir. Onun Çin düşüncesine dönüşü, teknikle dünya düzeni arasındaki ilişkiyi somut kavramlarla düşünme girişimidir. Burada özellikle Dao, qi, li ve ren kavramları önem kazanır.
Dao, yalnız “yol” anlamına gelen basit bir ilke değildir. Dünyanın işleyiş düzenini, oluşun yönünü ve insanın bu düzenle nasıl uyum kuracağını ifade eder. Teknik, Dao’dan kopuk bir egemenlik aracı hâline geldiğinde yalnız işe yarayan bir araç olur; fakat dünyayla uyumlu bir eylem biçimi olmaktan çıkar. Bu nedenle Dao, teknik eylemin yalnız verimlilikle değil, daha geniş bir dünya düzeniyle ilişkili olduğunu düşündürür.
Hui’nin tartıştığı qi kavramı dikkatle anlaşılmalıdır. Çin düşüncesinde farklı yazımlarla farklı anlam alanları vardır. Hui’nin teknik bağlamda öne çıkardığı hat, çoğu zaman 器 anlamındaki qi’dir: kap, araç, alet, teknik nesne. Bu anlamıyla qi, Dao’nun maddi-teknik düzeyde belirdiği araçsal formdur. Dao yalnız soyut bir ilke olarak kalmaz; qi aracılığıyla, yani aletlerde, pratiklerde, düzeneklerde ve teknik biçimlerde dünyaya yerleşir. Kozmoteknik, bu yüzden Dao ile qi arasındaki ilişkinin düşünülmesidir: teknik nesne, hangi daha geniş dünya düzenine hizmet eder?
Li kavramı da burada önemlidir. Li, bağlama göre ritüel düzen, ilke, biçim, örüntü ya da uygunluk anlamlarında düşünülebilir. Teknik eylem yalnız işlevsel başarıyla ölçülmez; bir düzen, ölçü ve uygunluk içinde yer alır. Bir araç yalnız doğayı dönüştürmez; toplumsal ritim, ahlaki sınır ve kozmik uyum içinde anlam kazanır.
Ren ise insaniyet, başkasıyla ilişki, merhamet ve ahlaki duyarlılık alanını açar. Teknik, ren’den koparsa yalnız verimlilik, hız ve güç üretir; fakat insanla dünya arasındaki sorumluluk ilişkisini kaybeder.
Bu kavramlar birlikte düşünüldüğünde Hui’nin neden farklı bir şey söylediği daha açık görünür. Kozmoteknik, “her kültürün kendi teknolojisi vardır” gibi basit bir çoğulculuk değildir. Daha derin bir iddiadır: Teknik her zaman bir dünya görüşüne bağlıdır. Çin düşüncesinde teknik, Dao’nun düzeni, qi’nin araçsal biçimi, li’nin ritüel ve ilkesel ölçüsü, ren’in ahlaki-insani yönelimi içinde anlaşılabilir. Bu çerçevede teknik, yalnız doğaya hükmetme aracı değil; insan, toplum ve kozmos arasında ilişki kurma biçimidir.
Tekniğin Evrenselliği Miti
Hui’nin eleştirdiği temel varsayım, teknolojinin evrensel olduğudur. Bu varsayıma göre teknik her yerde aynı mantıkla işler; farklı toplumlar yalnız bu evrensel tekniğe erken ya da geç ulaşır. Böyle düşünülünce Avrupa modernliği, teknik aklın merkezî yolu gibi görünür. Çin, İslam dünyası, Osmanlı, Hindistan, Afrika ya da yerli teknik gelenekler ise çoğu zaman “eksik gelişme”, “gecikme” ya da “uyum sağlama” kategorileriyle okunur.
Hui bu şemayı reddeder. Ona göre teknik tekil bir evrensellik değildir. Elbette teknolojiler küresel olarak dolaşır. Bilgisayarlar, ağlar, yapay zekâ sistemleri, sensörler, veri merkezleri ve robotik altyapılar bütün dünyaya yayılır. Fakat bu yayılma, tekniğin anlamını evrensel kılmaz. Bir teknik sistemin hangi amaçla, hangi etik düzen içinde, hangi kozmolojiyle ve hangi toplumsal hayal gücüyle kurulduğu değişebilir. Bu nedenle mesele yalnız “yerli teknoloji üretelim” meselesi değildir. Daha derin soru şudur: Teknik düşüncemiz nedir? Teknolojiyi yalnız rekabet, hız, verimlilik, güvenlik ve büyüme üzerinden mi anlıyoruz? Yoksa teknik, insanın doğa, toplum, bellek, adalet, ahlak ve gelecek ile kurduğu ilişkinin parçası olarak mı düşünülebilir?
Teknoçeşitlilik: Başka Teknik Gelecekler Mümkün mü?
Hui’nin kozmoteknik düşüncesi, technodiversity / teknoçeşitlilik fikrine açılır. Teknoçeşitlilik, teknik gelişmenin tek bir doğrultuda ilerlemek zorunda olmadığını savunur. Biyolojik çeşitlilik nasıl ekolojik yaşam için önemliyse, teknik çeşitlilik de insanlığın gelecek tahayyülü için önemlidir. Burada çeşitlilik yalnız farklı cihazlar ya da farklı uygulamalar anlamına gelmez. Daha derin bir çeşitliliktir. Farklı toplumlar, teknolojiyi farklı amaçlarla, farklı sınırlarla, farklı etik ilkelerle ve farklı kozmolojik tasavvurlarla kurabilir. Bir toplum için teknik, doğayı sınırsızca optimize etme aracı olabilir. Başka bir toplum için teknik, insan ve doğa arasındaki ilişkiyi ölçülü tutma biçimi olabilir. Bir yerde veri çıkarımı öncelikliyken, başka yerde mahremiyet, topluluk hafızası ya da ekolojik uyum öncelikli olabilir.
Bu fikir yapay zekâ çağında özellikle önemlidir. Çünkü yapay zekâ çoğu zaman tek bir gelişme çizgisiyle düşünülür: daha büyük model, daha fazla veri, daha yüksek hesaplama gücü, daha hızlı otomasyon, daha fazla öngörü. Hui’nin teknoçeşitlilik düşüncesi bu çizgiyi kırar. Başka yapay zekâ biçimleri mümkün müdür? Daha küçük, yerel, bağlamlı, kamusal, ekolojik, etik ve kültürel olarak konumlu yapay zekâ sistemleri düşünülebilir mi?
Bu soru Sentetik Epistemoloji’nin Türkiye bağlamıyla da doğrudan ilişkilidir. Çünkü Türkiye’nin yapay zekâ ile ilişkisi yalnız ithal model kullanmak, küresel platformlara eklemlenmek ya da teknik tüketici olmak biçiminde kurulamaz. Kendi dilini, kavramlarını, arşivlerini, görsel hafızasını ve etik ihtiyaçlarını düşünen bir teknik yönelim gereklidir.
Yineleme ve Olumsallık
Hui’nin “Recursivity and Contingency” / “Yineleme ve Olumsallık” kitabı, teknik düşüncesinin başka bir güçlü yönünü açar. Yineleme / recursivity, bir sistemin kendi çıktısını yeniden girdiye dönüştürmesi, kendini geri besleme süreçleriyle kurması anlamında düşünülebilir. Sibernetik, sistem teorisi, biyoloji, yapay zekâ ve dijital ağlar için bu kavram temel önemdedir. Bugün algoritmik sistemler de çoğu zaman yinelemeli biçimde çalışır. Kullanıcı davranışı sisteme veri olur. Sistem bu veriye göre öneri üretir. Öneri yeni davranış yaratır. Yeni davranış yeniden veri hâline gelir. Böylece sistem kendisini döngüsel biçimde besler.
Olumsallık / contingency ise her şeyin zorunlu olmadığını, başka türlü de olabileceğini hatırlatır. Bu kavram Hui’de özgürlük ve teknik gelecek açısından önemlidir. Eğer teknik sistemler yalnız kendi yinelemeli döngülerine kapanırsa, gelecek geçmiş verinin uzantısına dönüşür. Ama olumsallık, sistemin başka türlü kurulabileceğini, yeni kesintiler ve yeni yönelimler açılabileceğini gösterir.
Sibernetikten Yapay Zekâya
Hui’nin yineleme düşüncesi, sibernetikle yapay zekâ arasındaki bağı anlamamızı sağlar. Sibernetik, geri bildirim, kontrol, iletişim ve sistem düzenlemesi üzerine kurulmuştur. Yapay zekâ da birçok düzeyde bu mirası taşır. Geri bildirim döngüleri, optimizasyon, tahmin, model güncelleme, kullanıcı davranışı analizi ve otomatik karar süreçleri sibernetik düşüncenin güncel biçimleri olarak görülebilir. Fakat Hui için bu yalnız teknik bir tarih değildir. Sibernetik aynı zamanda felsefi bir sorundur. Eğer dünya sistemler, geri beslemeler ve hesaplanabilir ilişkiler olarak düşünülürse, insan özgürlüğü, doğa, organik yaşam ve politik karar nasıl anlaşılacaktır? Her şey sistem mantığına indirgenirse, olumsallık kaybolur mu?
Yapay zekâ çağında bu soru daha da keskinleşir. Model geçmiş verilerden örüntü çıkarır. Sistem olası davranışları tahmin eder. Platform kullanıcıyı belirli seçeneklere yönlendirir. Otomasyon karar alanlarını daraltabilir. Bu durumda gelecek, teknik sistemlerin yinelemeli tahminlerine bağlanır. Hui’nin katkısı, bu döngüyü kırmak için yalnız etik uyarı yapmamasıdır. O daha derin bir felsefi öneri getirir: Teknik geleceği çeşitlendirmek gerekir. Teknoçeşitlilik ve kozmoteknik, yapay zekâ çağında olumsallığın felsefi ve politik zemini olabilir.
Hui’nin Sınırı
Hui’nin düşüncesi çok güçlüdür; fakat soyut kalma riski taşır. Kozmoteknik, teknoçeşitlilik, yineleme ve olumsallık kavramları geniş felsefi ufuklar açar; ancak bunları somut teknik politikalar, veri setleri, platform düzenleri ve yapay zekâ uygulamalarıyla ilişkilendirmek gerekir. Aksi hâlde kozmoteknik yalnız güzel bir kavram olarak kalabilir.
Yuk Hui’nin düşüncesi, yapay zekâ çağında teknik üzerine en temel varsayımlardan birini sorgular: Teknoloji tek ve evrensel bir kader değildir. Teknik, her zaman bir dünya anlayışıyla, bir ahlak düzeniyle, bir doğa tasavvuruyla ve bir gelecek fikriyle birlikte kurulur. Kozmoteknik kavramı bu yüzden güçlüdür. Bize teknolojinin yalnız araç olmadığını; kültür, kozmoloji ve ahlakla birlikte düşünülmesi gerektiğini gösterir. Teknoçeşitlilik ise başka teknik geleceklerin mümkün olduğunu hatırlatır. Yapay zekâ çağında bu fikir hayati önem taşır. Çünkü küresel platformlar, büyük modeller ve veri merkezli sistemler teknik geleceği tek bir çizgiye sıkıştırma eğilimindedir.
Sentetik Epistemoloji açısından Hui’nin katkısı, teknik düşünceyi çoğullaştırmasıdır. Veri, kod, model ve algoritma yalnız evrensel araçlar değildir. Onlar belirli dünyalar kurar. O hâlde soru şudur: Hangi dünya için teknik? Hangi insan için yapay zekâ? Hangi bellek, hangi doğa, hangi ahlak ve hangi gelecek için algoritma?
Türkiye bağlamında bu soru daha da yakıcıdır. Yerel kozmoteknik düşünülmeden yapay zekâ yalnız ithal edilmiş bir teknik rejim olarak kalır. Oysa Türkçe düşünce, yerel arşivler, kültürel hafıza, sanat tarihi ve toplumsal çeşitlilik kendi teknik geleceğini düşünmek zorundadır. Hui’nin açtığı hat, bu düşünme için güçlü bir çağrıdır.
Kaynak Notu
Bu yazı, Yuk Hui’nin “The Question Concerning Technology in China: An Essay in Cosmotechnics” / “Çin’de Teknik Sorusu: Kozmoteknik Üzerine Bir Deneme” ve “Recursivity and Contingency” / “Yineleme ve Olumsallık” başlıklı çalışmaları merkeze alınarak hazırlanmıştır. Hui’nin kozmoteknik, teknoçeşitlilik, yineleme ve olumsallık düşüncesi, Sentetik Epistemoloji içinde özellikle Kod İradesi, Algoritmik Nomos, Veri Mitosu ve Eşik İnsan kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir. Metinde ayrıca Stiegler’den Hui’ye geçiş, Dao–qi ilişkisi, li ve ren kavramları üzerinden kozmotekniğin Çin düşüncesindeki zemini dikkate alınmıştır.
