“Çağdaş Derin Felsefi Akımlar” – 1. Bölüm
Meillassoux’nun Ontolojik Sistemi: Üç Temel Tez Üzerinden Spekülatif Düşüncenin Yeniden Kuruluşu
Quentin Meillassoux’nun felsefesi, çağdaş düşüncenin ontolojik cesaretini yitirdiği bir dönemde, felsefeyi yeniden mutlak üzerine düşünmeye çağıran nadir girişimlerden biridir. Bu girişimin temelinde üç iç içe geçmiş ontolojik önerme yer alır. Her biri, correlationist düşünce rejiminin temel varsayımlarını sarsar; ama bunu klasik metafiziğe geri dönerek değil, yeni bir olasılık temelli mutlaklık anlayışı geliştirerek yapar.
Gerçeklik insan düşüncesine indirgenemez.
Modern felsefenin Kant sonrası yönelimi, gerçekliğin yalnızca insan düşüncesiyle birlikte düşünülebileceği varsayımına dayanır. Kant’ın “şeylerin kendisi”ne (das Ding an sich) yönelik bilinemezlik ilkesi, onu izleyen tüm felsefi sistemlerde —Husserl’in fenomenolojisinden Heidegger’in ontolojisine, Derrida’nın anlam yapısına kadar— bir dogma halini almıştır: Düşünce olmadan gerçeklik hakkında konuşamayız.
Meillassoux bu dogmayı “correlationism” (bağıntıcılık) olarak adlandırır ve bunun yalnızca epistemolojik bir pozisyon değil, felsefi düşüncenin ontolojik ufkunu daraltan bir kapalılık olduğunu savunur. Ona göre felsefe, düşünce ile varlık arasındaki korelasyonu değil, düşünceden bağımsız varlığı —yani mutlağı— düşünmelidir.
Burada en kritik hamle, atasal zamansallık (ancestrality) kavramının geliştirilmesidir. Bilinçten önce gerçekleşmiş olaylar —örneğin Dünya’nın yaşı, yıldızların doğumu, gezegenlerin oluşumu— correlationism’in epistemik sınırına meydan okur. Bu olaylar, insan düşüncesinin olmadığı bir evrende meydana gelmiştir. O halde, felsefe ya bilimsel verileri reddedecek ya da gerçekliğin düşünceden bağımsız var olduğunu kabul edecektir. Meillassoux için bu kabul, felsefenin mutlağa geri dönmesi anlamına gelir — ancak bu, eski metafiziğin mutlağı değildir.
Doğa yasaları ve nedensel ilişkiler zorunlu değildir.
Meillassoux’nun ikinci ve en sarsıcı önerisi, doğa yasalarının zorunlu olmadığı, yani evrenin herhangi bir nedene bağlı olmaksızın değişebileceği fikridir. Bu, yalnızca “her şey değişebilir” demek değildir; onun spekülatif iddiası şudur:
Her şeyin değişebilir olması zorunludur.
Bu önerme, klasik nedensellik anlayışına doğrudan bir meydan okumadır. Hume, nedenselliği alışkanlıklarla temellendirmişti; Kant ise onu zihnin bir kategorisi olarak zorunlu kabul etmişti. Meillassoux ise daha radikal bir noktaya gider:
Nedenselliğin zorunluluğunu gösteremeyiz — ve gösteremiyorsak, onun zorunlu olmadığını kabul etmeliyiz.
Ve bu zorunlu olmama hali, spekülatif olarak zorunludur.
Bu düşünce, evrenin temelinde düzen, neden ya da sabite değil; kontinjanlık (olumsallık) olduğunu savunur. Her şey, nedensizce değişebilir. Fizik yasaları, nesne ilişkileri, hatta varlığın kendisi herhangi bir anda, herhangi bir açıklama olmadan değişebilir. Meillassoux için bu mutlak kontinjanlık, artık rastlantısal bir olgu değil; varlığın yapısal ilkesidir.
Bu mutlak, yalnızca matematiksel temsille kavranabilir.
Peki bu mutlak kontinjanlık nasıl temsil edilebilir? Meillassoux’ya göre felsefenin buradaki hatası, gerçekliği ya düşünceyle özdeş kılması (correlationism) ya da anlam ve tarihsel söylemler üzerinden temsil etmeye çalışmasıdır (postmodern anlam rejimleri). Ancak gerçeklik, anlamdan bağımsızdır. O halde onu temsil edebilecek yegâne dil, anlamdan arınmış bir dil olmalıdır: Matematik.
Meillassoux için matematik, korelasyona ihtiyaç duymadan işlemesiyle, düşünceden bağımsız olarak geçerli oluşuyla ve yapısal kesinliğiyle gerçekliğin spekülatif temsiline olanak sağlar. Cantor’un kümeler kuramı, sonsuzluk üzerine spekülasyonları, sayının yapısal doğası — tümü, Meillassoux’ya göre varlığın kontenjan ama matematiksel olarak ifade edilebilir yapısına işaret eder.
Bu nedenle Meillassoux, mutlağı Tanrı, öz, töz gibi aşkın kavramlarda değil, matematiksel yapının kontenjanlığı içinde bulur. Gerçeklik yalnızca anlama değil, yapıya da indirgenemez; ama yapının spekülatif düşünceyle ele alınması, felsefenin gerçeklikle yeni bir ilişki kurmasını sağlar.
Sonuç: Ontolojinin Yeniden Kuruluşu – Mutlak Kontinjanlık ve Spekülatif Cesaret
Quentin Meillassoux’nun felsefesi, correlationism’in (bağıntıcılık) sınırlarına hapsolmuş çağdaş düşünceye yöneltilmiş radikal bir müdahaledir. Felsefenin insan düşüncesiyle dünya arasındaki korelasyona indirgenmesini eleştirerek, gerçekliğe dair yeniden spekülatif konuşmanın önünü açar. Ancak bu yeniden açılım, klasik metafiziğin sabit özlere, zorunlu tözlere ya da aşkın ilkelere dönüşü değildir. Meillassoux, tam tersine, mutlakı kontinjanlık (her şeyin nedensizce değişebilir olması) üzerinden yeniden kurar.
Bu yeniden kuruluş üç temel önerme etrafında şekillenir:
- Gerçeklik düşünceden bağımsızdır. İnsan bilincinden önce ve bağımsız olarak var olan bir dünya vardır. Felsefe, korelasyonun sınırlarını aşarak, insan öncesi gerçekliği spekülatif düzlemde düşünme cesaretini göstermelidir.
- Doğa yasaları zorunlu değildir. Nedensellik, düzen, süreklilik gibi yapılar sabit temellere dayanmaz. Her şey, herhangi bir anda, hiçbir neden olmaksızın farklılaşabilir. Bu nedensiz değişebilirlik, kendisi mutlak olan tek ilkedir.
- Bu mutlaklık yalnızca matematikle temsil edilebilir. Matematik, anlamdan arınmış, yapısal bir temsil dili olarak korelasyonist sınırlamaları aşar. Gerçeklik, matematiksel olarak düşünülebilir; çünkü bu düşünce, bilinçten bağımsız ve yapısal olarak işlemeye devam eder.
Bu üç önerme, Meillassoux’nun yalnızca bir eleştirmen değil; aynı zamanda çağdaş ontolojiyi yeniden kurmaya çalışan bir spekülatif düşünür olduğunu gösterir. Onun amacı, felsefenin anlam, yorum, temsil gibi sınırlandırıcı çerçevelerden çıkıp, düşünceden bağımsız olanın düşüncesini mümkün kılacak bir zemine ulaşmasıdır.
Bu anlamda Meillassoux’nun felsefesi, modernliğin deterministik rasyonalizmini ve postmodernizmin korelasyonist göreceliğini aşar. Gerçekliği yeniden düşünmenin yolu, onu sabitleyen nedensellikten değil; onu açıklıkta tutan belirsizlikten, yani zorunlu kontinjanlıktan geçer.
