Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Sara Ahmed’in Queer Phenomenology: Orientations, Objects, Others (Kuir Fenomenoloji: Yönelimler, Nesneler, Başkaları) kitabı, “yönelim” kavramını yalnızca cinsel yönelim bağlamında değil, bedenin dünyada nasıl yer tuttuğunu açıklayan daha temel bir düşünce ekseni olarak ele alır. Ahmed’in sorusu basit görünür: Bir beden dünyada nasıl yön bulur? Fakat bu soru, kısa sürede yalnızca bireysel tercih ya da kişisel konum meselesi olmaktan çıkar. Çünkü bir bedenin neye doğru döndüğü, neye kolayca uzandığı, hangi nesneleri yakın, hangilerini uzak bulduğu, yalnızca kendi iradesiyle belirlenmez. Dünya, bazı yönleri açık, bazı yönleri kapalı, bazı çizgileri doğal, bazı sapmaları problemli gösterecek biçimde kurulmuştur.
Ahmed’in düşüncesinde yönelim, bedenin dünyayla kurduğu ilk temas biçimlerinden biridir. Bir beden bir masaya, bir eve, bir aileye, bir sevgiliye, bir geleceğe, bir işe ya da bir yola doğru yönelirken yalnızca mekân içinde hareket etmez; aynı zamanda toplumsal olarak önceden çizilmiş hatların içinde ilerler. Bu nedenle yönelim, “neredeyim?” sorusundan ayrı düşünülemez. Kişinin dünyada nerede durduğu, ona nelerin açık göründüğünü ve nelerin ulaşılmaz kaldığını belirler. Kitabın girişinde kurduğu temel düşünce burada belirleyicidir: yönelimler, nasıl başladığımız ve “buradan” nasıl ilerlediğimizle ilgilidir. Bu “buradan” sözcüğü önemlidir; çünkü hiçbir beden dünyaya soyut bir noktadan başlamaz. Her beden bir yerden, bir geçmişten, bir alışkanlık düzeninden, bir aile çizgisinden, bir toplumsal beklentiden başlar. Yönelim bu yüzden yalnızca bakışın ya da arzunun yönü değildir; bedenin başlangıç noktasını, ulaşabildiği nesneleri ve önünde açılan yolları da belirler.
Yönelim: Bedenin Dünyaya Dönüşü
Ahmed için yönelim, bedenin dünyaya dönme biçimidir. Bir şeyin bize yakın görünmesi, yalnızca fiziksel mesafeyle açıklanamaz. Bazı nesneler, bazı ilişkiler, bazı yaşam biçimleri bize “yakın” gelir; çünkü onlar bize tekrar tekrar gösterilmiş, ulaşılabilir kılınmış, alışkanlıkla elimizin altına yerleştirilmiştir. Bazı şeyler ise uzağa düşer; yalnızca uzakta oldukları için değil, dünya onları bizim için daha az düşünülebilir, daha az yaşanabilir, daha az mümkün hâle getirdiği için.
Bu nedenle yönelim, nötr bir mekân içinde gerçekleşmez. Oda, masa, aile evi, sokak, okul, kurum, bedenin kendi olanaklarını belirleyen düzenlerdir. Bir beden masaya oturduğunda, yalnızca bir mobilyayla ilişki kurmaz; çalışma, üretim, yazma, düşünme, aile düzeni ya da otorite gibi kodlarla da ilişkiye girer. Nesneler yalnızca kullanılmaz; bedeni belli duruşlara, jestlere, yönlere ve alışkanlıklara çağırır. Ahmed’in fenomenolojiye katkısı burada belirir: nesnelerin yalnızca görünüşünü değil, bedeni nasıl hizaladığını düşünür.
Yönelim, böylece bedenin dünyada rahat edip edememesiyle de ilişkilidir. Bir mekânda rahat olmak, oranın bedene uygun ölçülerde kurulmuş olması demektir. Sandalye, masa, kapı, aile, dil, kurum ve norm; hepsi bazı bedenlere “zaten buradaymış” hissi verirken bazı bedenlere yabancılık, sıkışma ya da yanlış yerde olma duygusu verebilir. Ahmed’in “evde hissetme” meselesi bu yüzden yalnız psikolojik değildir. Evde hissetmek, dünyanın kişinin bedenini, arzusunu ve yönünü tanımasıyla ilgilidir.
Çizgiler: Doğru Yolun Toplumsal Kuruluşu
Ahmed’in en güçlü kavramlarından biri “çizgi”dir. Çizgi, bedenlerin takip etmeye çağrıldığı toplumsal yol anlamına gelir. Aile çizgisi, soy çizgisi, heteroseksüel çizgi, kariyer çizgisi, yerleşik hayat çizgisi gibi düzenler, kişiye hangi yöne doğru gitmesi gerektiğini gösterir. Bu çizgiler çoğu zaman doğal gibi görünür; çünkü tekrar edildikçe görünmezleşir. Bir yol ne kadar çok yürünürse, o kadar olağan kabul edilir. “Doğru yol” fikri burada ortaya çıkar. Toplum bazı yönelimleri sapma değil, hayatın doğal akışı olarak sunar: büyümek, evlenmek, çocuk sahibi olmak, aileyi sürdürmek, belirli bir başarı biçimini izlemek, belirli bir bedensel ve cinsel düzen içinde yaşamak. Bu çizgiye uyan bedenler çoğu zaman özel olarak “yönelmiş” görünmez; çünkü onların yönü zaten normla çakışır. Buna karşılık çizginin dışına çıkan bedenler görünür hâle gelir. Onlar “farklı”, “aykırı”, “sapmış” ya da “yolunu şaşırmış” olarak adlandırılır.
Ahmed’in queer fenomenolojisi tam da bu noktada işler. Queer olan, yalnızca belirli bir kimlik adı değildir; düz kabul edilen çizgilerin nasıl kurulduğunu, hangi bedenleri rahatlattığını, hangi bedenleri dışarıda bıraktığını görünür kılan bir düşünme biçimidir. Queer yönelim, çizginin dışına çıkmanın yalnızca kayıp ya da sapma olmadığını gösterir. Yönünü şaşırmak, bazen dünyanın zorunlu saydığı yolu sorgulamanın ilk imkânıdır.
Ulaşılabilirlik: Elin Altındaki Dünya
Ahmed’de yönelim, ulaşılabilirlik meselesiyle de ilgilidir. Bir nesnenin “el altında” olması, yalnızca fiziksel yakınlık anlamına gelmez. Bazı gelecekler, bazı ilişkiler, bazı yaşam tarzları, bazı meslekler ya da bazı kimlikler bir bedene daha kolay ulaşılabilir görünür. Çünkü o beden, o yöne doğru daha önce de çevrilmiş, o nesneye uzanması teşvik edilmiş, o yolu takip etmesi beklenmiştir. Bu noktada dünya, eşit biçimde açılmış bir olanaklar alanı değildir. Her beden aynı nesnelere aynı rahatlıkla uzanamaz. Bir şeyin mümkün görünmesi bile tarihsel ve toplumsal olarak kurulmuştur. Kimi bedenler için aile kurmak, işe girmek, sokakta yürümek, konuşmak, sevmek ya da kendini adlandırmak daha az engelle karşılaşır. Kimi bedenler için aynı hareketler daha fazla açıklama, savunma ya da direnç gerektirir.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Sara_Ahmed
Ahmed’in yönelim kavramı bu nedenle politik bir derinlik kazanır. Politika yalnızca kurumlarda, yasalarda ya da açık baskı biçimlerinde işlemez; bedenlerin neye rahatça yönelebildiğinde de işler. Bir bedenin hangi kapılardan kolayca geçtiği, hangi masaya oturabildiği, hangi ilişkiyi açıkça yaşayabildiği, hangi gelecekleri kendisi için düşünebildiği politik bir meseledir. Yönelim, bu görünmez dağılımı düşünmenin yoludur.
Yönünü Şaşırmak: Sapma Değil, Açıklık
Ahmed’in metninde yönünü şaşırmak yalnızca olumsuz bir durum değildir. Elbette disorientation, yani yön kaybı, bedeni sarsan bir deneyim olabilir. Kişi nerede durduğunu, nereye gideceğini, hangi nesnelere uzanacağını bilemeyebilir. Fakat bu sarsıntı aynı zamanda normun görünmez çizgisini açığa çıkarır. İnsan ancak çizgiden çıktığında, daha önce çizginin ne kadar belirleyici olduğunu fark eder. Bu nedenle queer yönelim, yalnızca başka bir yöne dönmek değildir; yönlerin nasıl üretildiğini fark etmektir. Hangi yolun düz sayıldığı, hangi arzunun doğru kabul edildiği, hangi bedenin evde hissettiği, hangi bedenin sürekli açıklama yapmak zorunda kaldığı bu farkındalıkla görünür olur. Ahmed’in önemi, fenomenolojiyi bu noktada toplumsal bir okuma alanına taşımasındadır. Beden yalnızca dünyayı algılayan varlık değildir; dünya tarafından hizalanan, çağrılan, sınırlanan ve bazen de çizgiden çıkarak başka olanaklar açan varlıktır.
Sonuç
Sara Ahmed’de yönelim, basit bir tercih ya da kişisel yön duygusu değildir. Yönelim, bedenin dünyada nasıl başladığını, hangi nesnelere döndüğünü, hangi çizgilere yerleştirildiğini ve hangi yolları mümkün gördüğünü belirleyen ilişkisel bir yapıdır. Dünya, bedenlere eşit biçimde açılmaz; bazı bedenleri rahat ettirir, bazılarını sürekli yerinden eder. Bu nedenle yönelim, hem fenomenolojik hem de politik bir kavramdır.
Ahmed’in asıl katkısı, bedenin dünyaya dönme biçimini toplumsal çizgilerle birlikte düşünmesidir. Bir bedenin bir yola girmesi, bir nesneye uzanması, bir ilişkiyi yaşaması ya da bir gelecek hayal etmesi, yalnızca bireysel karar değildir. O bedenin hangi çizgiler üzerinde yürümeye çağrıldığıyla ilgilidir. Queer fenomenoloji, bu çizgileri doğal olmaktan çıkarır; onların nasıl tekrarlandığını, nasıl görünmezleştiğini ve nasıl kırılabileceğini gösterir.
Bu yüzden Ahmed’de yönünü şaşırmak, yalnızca kaybolmak değildir. Bazen başka bir dünyaya açılmanın ilk biçimidir. Çünkü çizgi dışına çıkmak, çizginin kendisini görünür kılar. Ve ancak çizgi görünür olduğunda, bedenin başka türlü dönme, başka türlü yaşama ve başka türlü yerleşme imkânı düşünülmeye başlanır.
