Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Kurucu İlke ile Düzenleyici İlke Ayrımı
Kant’ın kozmolojik antinomileri çözümledikten sonra sorduğu soru şudur: Eğer dünya, fenomenler dizisi olarak kendinde tamamlanmış bir bütün değilse, akıl koşullar dizisinde nasıl ilerlemelidir? Bir olayın nedeni, o nedenin koşulu, onun da daha yüksek koşulu araştırıldığında bu araştırma nerede duracaktır? Akıl, koşulsuz olana ulaşabilir mi? Yoksa yalnızca koşullu olanlar arasında ilerlemeye mi mahkûmdur?
Bu soru, Kant’ın düzenleyici ilke ile kurucu ilke arasındaki ayrımını zorunlu kılar. Kurucu ilke, nesnenin kendisi hakkında bilgi verdiğini iddia eder. Eğer saf akıl, “koşullar dizisi nesnede sonludur” ya da “koşullar dizisi nesnede sonsuzdur” derse, kendisini kurucu bir ilke gibi kullanmış olur. Yani deneyimde verilmeyen bir bütün hakkında nesnel bilgi verdiğini sanır.
Kant’a göre bu mümkün değildir. Kozmolojik bütünlük fikri, duyular dünyasında nesnenin kendinde ne olduğunu bildirmez. Bize dünyanın kendi başına sonlu mu sonsuz mu olduğunu söylemez. Koşullar dizisinin nesnede tamamlanmış bir bütün olarak verildiğini de göstermez. Bu fikir, yalnızca araştırmanın nasıl sürdürüleceğini belirler. Akıl, burada nesneyi kurmaz; araştırmanın yönünü düzenler.
Bu nedenle saf aklın kozmolojik ilkesi, bir aksiyom gibi değil, bir kural gibi anlaşılmalıdır. Görevi, “nesnede mutlak bütünlük vardır” demek değildir. Görevi, koşullu olandan koşullarına doğru gerilemeyi sürdürmek ve hiçbir ampirik sınırı mutlak sınır saymamaktır. Böylece akıl, deneyimi aşan nesne bilgisi üretmez; ama deneyim içinde araştırmanın durmaksızın genişletilmesini sağlar.
Koşulsuz Olanda Durma Yasağı
Kant’a göre duyular dünyasında karşılaştığımız her koşul, kendisi de koşulludur. Çünkü fenomenler kendinde şeyler değildir. Onlar uzay ve zaman içinde, deneyim birliğinin yasalarına göre verilen ampirik temsillerdir. Bu yüzden bir fenomenin koşulunu bulduğumuzda, mutlak koşulsuza ulaşmış olmayız. Yalnızca başka bir koşulluya ulaşırız. Bu nokta Kant’ın bilim anlayışı açısından da önemlidir. Deneyim alanında hiçbir koşulu “mutlak son” diye kabul edemeyiz. Doğa araştırması, “burada artık koşulsuz olana ulaştık” diyerek duramaz. Bulunan her neden, her yapı, her parça, her yasa, daha yüksek ya da daha içsel koşullar bakımından yeniden araştırılabilir. Kant’ın düzenleyici ilkesi tam da bu araştırma zorunluluğunu ifade eder.
Fakat bu ilke, dünyanın kendinde sonsuz olduğunu söylemez. Bu ayrım korunmazsa Kant hemen yanlış anlaşılır. Düzenleyici ilke, “koşullar dizisi nesnede gerçekten sonsuzdur” demez. Yalnızca, deneyim içinde geriye doğru giderken, karşılaşılan hiçbir sınırın mutlak sınır olarak alınamayacağını söyler. Bu yüzden Kant’ın ilkesi ontolojik değil, metodolojiktir. Nesnenin kendinde yapısını bildirmez; aklın deneyimde nasıl ilerlemesi gerektiğini gösterir.
Burada aklın işlevi iki yönlüdür. Bir yandan, koşulsuz bütünlüğü arar. Öte yandan, deneyim alanında bu koşulsuz bütünlüğü nesne olarak bulamaz. Bu nedenle koşulsuz, araştırmanın ulaşılmış nesnesi değil, araştırmayı yönlendiren fikirdir. Aklın bütünlük talebi, bilgi nesnesi üretmez; bilgi arayışının sürekliliğini sağlar.
Mutlak Bütünlük Fikrinin İşlevi
Kant’ın kozmolojik fikirler hakkındaki düşüncesi, onların bütünüyle boş olmadığını gösterir. Akıl, mutlak bütünlük fikrini üretir. Fakat bu fikir deneyimde verilemeyen bir nesne gibi alınırsa diyalektik yanılgı doğar. Aynı fikir araştırma kuralı olarak alındığında ise meşru hale gelir. Bu ayrım, Kant’ın eleştirel felsefesinin merkezindedir. Aklın fikirleri gereksiz değildir. Onlar deneyimin kendisini doğrudan kurmaz; çünkü deneyim, duyarlığın sezgileri ve anlama yetisinin kategorileriyle kurulur. Fakat akıl fikirleri, deneyimin mümkün olduğunca genişletilmesini ister. Tek tek bilgi parçalarının dağınık kalmasını engeller. Koşullar dizisinin izlenmesini, nedenlerin araştırılmasını, fenomenlerin daha geniş bağlantılar içinde düşünülmesini sağlar.
Bu nedenle düzenleyici ilke, bilimsel araştırma için yalnız dışsal bir tavsiye değildir. Aklın kendi yapısından gelen bir yönelimdir. İnsan aklı tek tek olgularla yetinmez. Olgunun koşulunu, koşulun koşulunu, dizinin daha yüksek bağlamını arar. Fakat eleştirel felsefe bu arayışı dogmatik metafizikten ayırır. Akıl araştırmayı sürdürebilir; ama araştırmanın hedefini deneyimde verilmiş mutlak bütünlük gibi ilan edemez.
Progressus in Infinitum ve Progressus in Indefinitum
Kant, düzenleyici ilkenin doğru anlaşılması için iki ilerleme biçimini ayırır: progressus in infinitum ve progressus in indefinitum. İlk ifade sonsuza doğru ilerleme anlamına gelir. İkincisi ise belirsizliğe doğru ilerleme, yani tamamlanmış bir sonsuzluk bilgisi vermeyen açık ilerleme anlamındadır.
Bu iki ifade birbirine yakın görünür; fakat Kant için aralarındaki fark önemlidir. Bir doğru çizgi örneğinde, çizgiyi istediğimiz kadar uzatabiliriz. Burada ilerleme, sonsuza doğru düşünülebilir. Çünkü işlem bakımından hiçbir son nokta verilmez. Çizgiyi uzatma gücünden söz ettiğimizde, “sonsuzca uzatılabilir” demek anlamlıdır.
Fakat koşullar dizisinde geriye doğru ilerleme her zaman aynı türden değildir. Eğer bir bütün ampirik sezgide verilmişse, onun iç koşullarına doğru ayrıştırma sonsuza doğru ilerleyebilir. Ama eğer yalnız dizinin bir üyesi verilmişse ve dizinin bütünü deneyimde verilmemişse, gerileme “sonsuz” olarak değil, “belirsiz” olarak düşünülmelidir. Bu ayrım, Kant’ın dünya, köken, geçmiş, atalar dizisi ve nedenler zinciri gibi konularda yaptığı sınırlamanın temelidir.
Kısaca söylemek gerekirse: verilmiş bir bütünün iç bölünmesinde sonsuza doğru ilerleme düşünülebilir; verilmemiş bir bütünün koşullarına doğru gerilemede ise yalnız belirsiz ilerleme vardır. Bu, küçük bir terim ayrımı değildir. Akıl, burada nesnede sonsuz bir bütün bulunduğunu söyleme hakkına sahip değildir. Yalnızca daha ileri araştırmanın gerekli olduğunu söyleyebilir.
Cisim Örneği: Bölünmenin Sonsuzluğu
Kant, belirli sınırlar içinde verilmiş bir madde parçası örneğini kullanır. Bir cisim deneyimde bir bütün olarak verilmişse, onu parçalara ayırabiliriz. Her parçanın da parçası vardır. Parçanın koşulu daha küçük parçadır; onun koşulu da daha küçük parça olarak düşünülebilir. Bu ayrıştırmada deneyim bize mutlak bölünmez bir parça sunmaz. Bu nedenle bölme işlemi sonsuza doğru sürdürülebilir.
Burada “sonsuz gerileme” demek, bütünün kendinde sonsuz sayıda parçadan oluştuğunu doğrudan bilmek anlamına gelmez. Kant’ın dikkat ettiği nokta şudur: Bütün deneyimde verilmiştir; bu bütünün iç koşullarını aradığımızda, bölünmede durmak için ampirik bir gerekçe bulamayız. Dolayısıyla bölme işlemi, deneyim alanında sonsuza dek sürdürülebilir bir araştırma yönü kazanır. Bu örnek, Kant’ın matematiksel antinomilerle ilişkisinde önemlidir. Madde ya da uzamlı bir cisim, deneyimde sınırlarıyla verilebilir. Fakat bu verili bütünün iç koşulları, mutlak basit bir parçada durmaz. Akıl burada bölmeyi sürdürme kuralına sahiptir. Bu kural, deneyimde verili bütünü araştırmanın düzenleyici ilkesidir.
Atalar Dizisi: Belirsiz Geriye Gidiş
Atalar dizisinde durum farklıdır. Şu anda yaşayan bir insandan geriye doğru atalarına gitmek istediğimizde, elimizde tüm seri ampirik sezgide verilmiş değildir. Yalnızca dizinin bir üyesinden, yani bugünkü kişiden hareket ederiz. Onun babası, dedesi, daha önceki kuşakları araştırılır. Her ulaşılan üye, daha yüksek bir üyeyi gerektirir. Fakat bütün atalar dizisi deneyimde tamamlanmış olarak verilmediği için, bu geriye gidişe “nesnede sonsuz seri” diyemeyiz.
Burada doğru ifade şudur: Şimdiye kadar ulaşılan hiçbir noktada mutlak bir durma gerekçesi yoktur. Bu nedenle daha geriye gitmeye hakkımız ve hatta aklın kuralı gereği görevimiz vardır. Fakat bu, dizinin kendi başına sonsuz olduğunu bildiğimiz anlamına gelmez. Atalar dizisi bakımından akıl, sonsuzluğu nesneye yükleyemez; yalnızca araştırmayı belirsizce sürdürür.
Bu ayrım, Kant’ın deneyim anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Deneyimde verilmiş olanla deneyimde aranması gereken şey aynı değildir. Verilmiş bir bütünün iç ayrıştırılması başka bir şeydir; verilmemiş bir bütünün tamamlanması için geriye doğru araştırma yapmak başka bir şeydir. Atalar dizisi, ikinci duruma girer. Bu yüzden burada progressus in indefinitum, yani belirsiz gerileme söz konusudur.
Ampirik Gerilemenin Kuralı
Kant’ın vardığı sonuç şudur: Soru artık “koşullar dizisinin kendinde niceliği nedir?” değildir. Bu soru, fenomenleri kendinde şeyler gibi alır. Doğru soru şudur: “Ampirik gerilemeye nasıl başlanmalı ve ne kadar ilerlenmelidir?”
Bu soru değişimi önemlidir. Kant, metafizik soruyu yöntem sorusuna dönüştürür. Akıl artık nesnede verilmiş mutlak bir toplam hakkında hüküm vermez. Bunun yerine, deneyim içinde koşullar dizisinin nasıl izlenmesi gerektiğini belirler. Geriye doğru gidiş, mümkün olduğu sürece sürdürülmelidir. Her ampirik koşul, daha yüksek bir koşul bakımından araştırılmalıdır. Hiçbir deneyim sınırı, mutlak sınır gibi alınmamalıdır.
Bu kuralın değeri, araştırmayı hem yönlendirmesinde hem de sınırlamasındadır. Yönlendirir; çünkü akla koşulları arama görevi verir. Sınırlar; çünkü bulunan ya da bulunamayan hiçbir noktayı mutlak koşulsuz ilan etmeye izin vermez. Böylece akıl, hem dogmatizmden hem de tembellikten korunur. Dogmatizm, deneyimin ötesinde nesne bilgisi varmış gibi konuşur. Tembellik ise araştırmayı erken durdurur. Kant’ın düzenleyici ilkesi ikisini de engeller.
Düzenleyici İlkenin Bilimsel Anlamı
Bu ilke, yalnız Kant’ın kozmoloji tartışması için değil, genel bilimsel düşünce için de önemlidir. Bilim, karşılaştığı hiçbir olguyu açıklamasız bırakmak istemez. Her olgu, koşulları bakımından araştırılır. Fakat bilim, bu araştırmada mutlak koşulsuzu deneyim nesnesi olarak bulduğunu söyleyemez. Her açıklama, yeni açıklama imkânlarına açılır.
Kant’ın düzenleyici ilkesi, bu anlamda modern araştırma düşüncesine yakındır. Doğada durulacak mutlak bir son nokta ilan edilmez. Bir yasanın koşulları, bir yapının daha temel yapısı, bir olayın daha önceki nedeni, bir sistemin daha geniş bağlantıları araştırılır. Ancak bu ilerleme, dünyanın kendinde tamamlanmış bütünlüğünü bildiğimiz anlamına gelmez. Burada Kant’ın dikkatli dengesi korunmalıdır. O, araştırmayı sınırlamak istemez; aksine deneyimi mümkün olduğu kadar genişletmek ister. Ama araştırmanın genişlemesi ile metafizik bilgi iddiasını ayırır. Düzenleyici ilke, deneyimi genişletir; kurucu ilke gibi davranırsa metafizik yanılsamaya düşer.
Kozmolojik Fikirlerin Doğru Kullanımı
Kozmolojik fikirlerin doğru kullanımı, onların nesne hakkında doğrudan bilgi vermediğini kabul etmekle başlar. Dünya bütünlüğü, koşulların mutlak dizisi, koşulsuz neden, evrenin tamamlanmış niceliği gibi fikirler deneyimde verilmez. Bunları deneyim nesneleri gibi aldığımızda antinomiler doğar.
Fakat aynı fikirler, araştırmanın yönünü belirlediğinde meşrudur. Dünya bütünlüğü fikri, deneyimdeki olayları daha geniş bağlamlarda düşünmeye zorlar. Koşullar dizisi fikri, nedenleri geriye doğru izlemeyi sağlar. Koşulsuz fikri, aklı yarım açıklamalarda durmamaya iter. Bu nedenle kozmolojik fikirler bilgi nesnesi olarak sorunludur; araştırma ilkesi olarak gereklidir.
Kant’ın bu ayrımı, metafiziği tümüyle ortadan kaldırmaz. Metafiziği eleştirel hale getirir. Akıl, kendi fikirlerinin hangi kullanımda meşru, hangi kullanımda yanıltıcı olduğunu ayırt eder. Aynı fikir, kurucu kullanıldığında yanılgı doğurur; düzenleyici kullanıldığında araştırmayı ilerletir.
Sonuç
Kant’a göre saf aklın kozmolojik ilkesi, dünyanın kendinde bütünlüğü hakkında kesin bilgi vermez. Koşullar dizisinin sonlu ya da sonsuz olduğunu nesneye yükleyemez. Bu ilke, yalnızca deneyimde geriye doğru araştırmanın nasıl sürdürüleceğini gösterir. Bu nedenle aklın görevi, mutlak koşulsuzu deneyimde bulduğunu ilan etmek değil; hiçbir ampirik sınırı mutlak saymadan koşullar dizisini izlemektir. Verilmiş bir bütünün iç bölünmesinde sonsuza doğru ilerleme, verilmemiş bir bütünün koşullarına doğru araştırmada ise belirsiz gerileme söz konusudur.
Kant’ın düzenleyici ilkesi, aklın metafizik arzusunu yok etmez. Onu bilgi iddiasından çıkarıp yöntem kuralına dönüştürür.
