Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Kozmik Oluşun İki Karşıt Hareketi
Yunan kozmogonisi yalnız varlıkların hangi sırayla doğduğunu anlatmaz; oluşun hangi karşıt güçler aracılığıyla sürdüğünü de gösterir. Bir yanda varlıkları birbirine yönelten, birleşmeyi ve çoğalmayı mümkün kılan Eros; diğer yanda anlaşmazlığı, ayrışmayı ve çatışmayı taşıyan Eris bulunur. Bu iki güç ilk bakışta birbirinin kesin karşıtı gibi görünür. Eros yakınlaştırır, Eris ayırır; biri yaşamın devamını sağlarken diğeri ilişkileri bozar. Ancak mitolojik anlatı, onları birbirinden bütünüyle koparmaz.
Eros ile Eris arasındaki ilişki, iyilik ile kötülük gibi basit bir ahlaki karşıtlık değildir. Eros’un birleştirdiği ilişkiler çatışma, kıskançlık ve aldatma ihtimalini de içinde taşır. Eris’in ortaya çıkardığı ayrılıklar ise kozmik tarihin yeni varlıklara ve yeni ilişkilere açıldığı kırılmalarla birlikte görünür. Birleşme ile çatışma, düzenli dünyanın dışında bulunan iki yabancı kuvvet değil, onun hareketini sürdüren farklı yönelimlerdir. Bu nedenle Yunan mitolojisindeki aşk düşüncesi yalnız huzurlu uyumla tanımlanamaz. Arzu, kendisine yöneldiği varlıkla arasındaki mesafeyi kapatmak ister; fakat tam da bu yöneliş içinde rekabet, sahip olma isteği ve kaybetme korkusu doğabilir. Anlaşmazlık da yalnızca kurulmuş olanı dışarıdan yıkan bir felaket değildir; kimi anlatılarda yeni oluşların önünü açan ayrılma ve kopma anlarıyla birlikte işler. Eros ile Eris’in yakınlığı, kozmik hayatın yalnız birlikten ya da yalnız çatışmadan kurulamayacağını gösterir.
İlk Eros: Kişilikten Önceki Üretici Güç
Hesiodos’un başlangıç düzeninde Eros, ilk varlıklar arasında yer alır. Fakat bu ilk Eros, daha sonraki sanat eserlerinde kanatlı, yay ve ok taşıyan genç bir tanrı biçiminde görülen aşk figürü değildir. Henüz belirli bir kişiliği, aile öyküsü veya insan biçimli görünümü bulunmaz. Daha çok varlıkların çoğalabilmesini ve kendilerinden başka varlıklar meydana getirebilmesini sağlayan kozmik bir itki olarak düşünülür.
Khaos, Gaia ve ilk kozmik varlıklar ortaya çıkmış olsa bile dünyanın çoğalabilmesi için onları birbirine yöneltecek bir güce ihtiyaç vardır. Eros bu ihtiyacın karşılığıdır. O, belirli iki kişi arasındaki duygusal bağdan önce gelir. İnsan sevgisini, romantik yakınlığı ya da bedensel çekimi aşan bir oluş ilkesidir. Varlığın kapalı biçimde kendi içinde kalmasını engeller; onu başka bir varlığa yönelmeye, birleşmeye ve yeni bir varoluş meydana getirmeye açar.
Bu ilk Eros’un kişilikten yoksunluğu, onun önemini azaltmaz. Tersine, henüz tek tek canlılar ve tanrısal soylar çoğalmadan önce bulunması, üretkenliğin belirli varlıklara sonradan eklenen bir özellik olmadığını gösterir. Çoğalma, kozmik oluşun başlangıçtan itibaren taşıdığı temel imkânlardan biridir. Eros bu imkânın tanrısal adıdır.
Burada aşk, öncelikle bir duygu değil, hareket meydana getiren güçtür. Varlıkları kendi sınırlarının dışına çıkarır ve onları başkalarıyla ilişki kurmaya zorlar. Bu yönüyle Eros, yalnız birleşmiş bir bütünün huzurunu değil, henüz kurulmamış ilişkilerin gerilimini de taşır. Bir varlığın başka bir varlığa yönelmesi, aynı zamanda eksikliğin ve mesafenin kabul edilmesidir. Eros birliği mümkün kılar; fakat birlik arzusunun doğabilmesi için önce birbirinden ayrı varlıkların bulunması gerekir.
Kozmik İlkeden Kişileşmiş Aşka
Mitolojik geleneğin ilerleyen katmanlarında Eros aynı adı taşıyan fakat farklı bir işlev üstlenen kişisel bir tanrı biçiminde görünür. İlk Eros, belirli bir yüzle özdeşleştirilemeyen üretici güçken sonraki Eros, arzuyu hedefe yönelten, insanları ve tanrıları etkisi altına alan daha bireysel bir figürdür. Roma dünyasında Cupido adıyla karşılık bulan, kanatlı ve ok taşıyan çocuk tasviri bu ikinci biçime aittir. Bu ayrım önemlidir. İlk Eros’u yalnız romantik aşkın tanrısı saymak, kozmogonik işlevini daraltır. Kanatlı çocuk biçimindeki Eros’u da ilk kozmik güçle bütünüyle aynı düzeyde değerlendirmek, kişileşmiş arzu ile varlığın çoğalma ilkesi arasındaki farkı siler. Aynı ad altında iki ayrı düşünce katmanı bulunur: biri varoluşun üretken hareketi, diğeri belirli kişileri birbirine yönelten aşk ve çekimdir.
Bununla birlikte bu iki katman tamamen ilişkisiz değildir. Sonraki Eros, kozmik üretkenliğin insan ve tanrı ilişkileri içinde kişiselleştirilmiş biçimi olarak düşünülebilir. Başlangıçta bütün varoluşa yayılmış olan yönelme gücü, artık belirli bedenlere, bakışlara ve arzulara bağlanır. Eros’un yayından çıkan ok, kozmik zorunluluğun bireysel deneyim içindeki ani ve denetlenemez karşılığı hâline gelir. Bu dönüşüm, Yunan mitolojisinin soyut güçleri zaman içinde insan biçimli tanrısal kişiliklere dönüştürme eğilimini de gösterir. Başlangıçta yüzü olmayan oluş ilkesi, anlatılar ve imgeler çoğaldıkça tanınabilir bir karakter edinir. Ancak kişileşmiş Eros’un ardında, varlıkları birbirinden çıkaran ve hayatı çoğaltan ilk hareketin izi kalır.
Eris: Nyks’ten Doğan Anlaşmazlık
Eris, Hesiodos’un soy düzeninde Gece’nin, yani Nyks’in tek başına doğurduğu varlıklardan biridir. Bu köken, anlaşmazlığın yalnız insanlar arasında sonradan ortaya çıkan toplumsal bir bozulma olmadığını gösterir. Eris, kozmik dünyanın içinde başlangıçtan beri yer alan bir güçtür. O, ilişkilerin kurulmasını değil çözülmesini, uyuşmanın değil karşı karşıya gelişin hareketini taşır.
Eris çoğu zaman kavga, çekişme ve düşmanlıkla özdeşleştirilir. Onun bulunduğu yerde taraflar ortak bir bağ içinde birleşmek yerine farklı yönlere ayrılır. Sözler sertleşir, rekabet büyür ve daha önce birlikte bulunan varlıkların arasındaki mesafe açılır. Bu nedenle Eris, Eros’un yakınlaştırıcı hareketine karşıt bir kuvvet gibi görünür.
Fakat Eris’in kozmogonik konumu, çatışmanın dünyanın sonradan maruz kaldığı dışsal bir hastalık olmadığını düşündürür. Anlaşmazlık, oluşun içindeki farklılıkların keskinleşme biçimlerinden biridir. Her varlığın başka bir varlıkla aynı yerde, aynı istekte ve aynı güçte bulunamayacağı bir dünyada çatışma ihtimali ortadan kaldırılamaz. Eris bu ihtimali kişileştirir. Bu durum, Eris’in neden olduğu yıkımın olumlanması anlamına gelmez. Mitolojik anlatı, onun yol açtığı acıları, kinleri ve ayrılıkları gizlemez. Ancak Eris’i yalnızca yanlış bir davranışın sonucu saymak yerine kozmik soy düzenine yerleştirir. Böylece anlaşmazlığın insan iradesine indirgenemeyecek kadar temel ve tekrarlanan bir güç olduğu kabul edilir.
Eris’in Nyks’ten doğması da bu karanlık niteliği pekiştirir. Gece, görünürlüğü azaltır, sınırları belirsizleştirir ve gizli olanı korur. Eris’in eylemi de çoğu zaman açık bir karşılaşmanın öncesinde biriken kuşku, kıskançlık ve rekabet içinde büyür. Fakat bu bağlantıyı yalnız sembolik bir eşleştirmeye indirgememek gerekir: Soy ilişkisi, anlaşmazlığın mitolojik dünyada kendine ait bir kökene ve varlık hakkına sahip olduğunu belirtir.
Uranos’un Yarılması: Şiddet ile Güzelliğin Ortak Eşiği
Eros ile Eris arasındaki yakınlığın en çarpıcı biçimde görünür olduğu olaylardan biri, Uranos’un bedensel bütünlüğünün parçalanmasının ardından meydana gelen doğumlardır. Kronos’un eylemi ayrılma, yaralanma ve şiddet taşır. Ancak bu tek olaydan yalnız korkutucu ya da yıkıcı varlıklar çıkmaz. Toprağa düşen kandan Erinysler, Gigantlar ve Melialar doğarken denize düşen kesilmiş organdan oluşan köpük Aphrodite’nin meydana gelişine zemin hazırlar.
Böylece aynı kozmik kırılma hem öç ve savaşla bağlantılı varlıkların hem de güzellik, çekim ve aşk tanrıçasının doğumuna açılır. Mitolojik anlatı, güzel olanı şiddetten bütünüyle arındırılmış bir kökene yerleştirmez. Aphrodite’nin ortaya çıkışı, yaranın izlerini silen saf ve lekesiz bir başlangıç değildir; bedensel parçalanmanın denizde geçirdiği dönüşümün sonucudur. Bu ortak eşik, Eros ile Eris’in neden birbirinden uzak tutulamayacağını gösterir. Ayıran eylem, yeni birleşmelerin tanrıçasını meydana getirir. Şiddetin açtığı boşluk, çekimin yeni bir biçimine dönüşür. Burada mitoloji, çatışmadan doğrudan iyilik çıkardığına ilişkin basit bir öğreti sunmaz. Daha çok aynı olayın birbirine zıt sonuçlar üretebileceğini gösterir.
Uranos’un yarılması, eski bütünlüğün korunamadığı bir andır. Fakat bu parçalanma yalnız eksilme değildir; daha önce bulunmayan varlıkların ortaya çıkmasını da sağlar. Erinyslerin öcü ile Aphrodite’nin çekiciliği aynı olayın farklı yönlerine bağlanır. Böylece kozmik oluşta şiddet ile güzellik, birbirlerinden tamamen ayrı kökenlere sahip iki alan olmaktan çıkar.
Aphrodite’nin Çift Değerli Alanı
Aphrodite çoğu zaman güzellik, sevgi ve cinsel çekimin tanrıçası olarak düşünülür. Ancak onun etki alanı yalnız tatlılık, uyum ve karşılıklı sevgiyle sınırlı değildir. Aşkın meydana getirdiği yakınlığın içinde baştan çıkarma, kandırma, kıskançlık, sadakatsizlik, öfke ve nefret de bulunabilir. Aphrodite’nin gücü insanları ve tanrıları birbirine yöneltirken aynı zamanda ilişkilerin en şiddetli çatışmalarını da harekete geçirebilir. Bu nedenle Aphrodite’nin alanı Eros ile Eris arasındaki sınırda bulunur. Aşk, varlıkları yakınlaştırdığı ölçüde onların beklentilerini ve taleplerini de birbirine bağlar. Bir tarafın isteği karşılıksız kaldığında, sevgi kolayca kırgınlığa; arzu sahip olma isteğine; çekim rekabete dönüşebilir. Eros’un kurduğu bağ, Eris’in işleyeceği gerilimi de üretebilir.
Aphrodite’nin güzelliği yalnız dingin bir seyir nesnesi değildir. Etki eden, yön değiştiren ve iradeleri sarsan bir güçtür. Onun karşısında kalan kişi yalnız güzel olanı görmekle yetinmez; ona yaklaşmak, onu elde etmek veya onun tarafından seçilmek ister. Tam da bu istek, başka isteklerle çatıştığında anlaşmazlık ortaya çıkar.
Mitolojik düşünce böylece aşkı saf bir ahlaki iyilik olarak idealize etmez. Onun yaratıcı ve yaşamsal gücünü kabul ederken tehlikelerini de görünür kılar. Aphrodite’nin dünyasında sevgi ile hile, zevk ile kıskançlık, birleşme ile ayrılık yan yana bulunabilir. Eros’un varlığı Eris’i kendiliğinden ortadan kaldırmaz; kimi zaman onun ortaya çıkacağı ilişki alanını kurar.
Himeros: Aşkı Önceleyen Arzu
Aphrodite denizden yükseldiğinde ona Eros’un yanı sıra Himeros da eşlik eder. Himeros, henüz kalıcı bir sevgi ilişkisine dönüşmemiş, doğrudan doğruya nesnesine yönelen arzu olarak belirir. Kitaptaki ifadeyle aşkı önceleyen istektir. Bu yönüyle Himeros, kozmik üretkenlik ile kişisel aşk arasındaki geçişte önemli bir konuma sahiptir.
Arzu, henüz birleşmenin gerçekleşmediği anda doğar. İki varlık arasında bir mesafe bulunduğunu ve bu mesafenin aşılmak istendiğini gösterir. Himeros’un hareketi bu nedenle eksiklik duygusuna dayanır. Arzulanan şey elde bulunmadığı için çekicidir; ona yönelme tam da ayrılığın fark edilmesiyle başlar. Bu durum Eros ile Eris arasındaki ilişkinin başka bir yüzünü açar. Arzu, birleşmeye yönelir; fakat başlangıç koşulu ayrılıktır. Arzulayan ile arzulanan bütünüyle aynı olsaydı Himeros’a ihtiyaç kalmazdı. Dolayısıyla yakınlaşma isteği, kendisini mümkün kılan mesafeyi içinde taşır.
Himeros’un Aphrodite’ye eşlik etmesi, aşkın tek aşamalı bir duygu olmadığını gösterir. Çekim, arzu, yakınlaşma ve bağlanma birbirinden farklı hareketlerdir. Bunların her biri uyumla sonuçlanmayabilir. Arzu karşılık bulmadığında veya birden fazla yöneliş aynı nesnede kesiştiğinde Eris’in alanı açılır. Böylece Aphrodite’nin çevresindeki tanrısal birliktelik, aşkın hem birleştirici hem de çatışmaya açık yapısını görünür kılar.
Uyum, Çatışmanın Yokluğu Değildir
Eros ile Eris’in Yunan kozmogonisindeki birlikteliği, düzenin yalnız anlaşma üzerine kurulmadığını gösterir. Birleşme varlığı çoğaltır; fakat çoğalan varlıklar farklı istekler, güçler ve yönelimler taşır. Farklılıkların bulunduğu yerde çatışma ihtimali de ortaya çıkar. Eros yeni ilişkiler kurarken Eris bu ilişkilerin içindeki uyuşmazlıkları açığa çıkarır. Bu iki gücü mutlak biçimde ayırmak, mitolojik oluşun hareketini durdurur. Yalnız Eros’un bulunduğu bir dünya, farklılıkların hiçbir direnç göstermeden birleştiği değişmez bir bütün olurdu. Yalnız Eris’in hüküm sürdüğü bir dünya ise hiçbir bağın kalıcılaşamadığı sürekli parçalanmaya dönüşürdü. Kozmik hayat, bu iki uçtan birine indirgenemez.
Yunan mitolojisinin özgünlüğü, aşkı çatışmadan temizlememesinde ve çatışmayı yaşamın bütünüyle dışına atmamasında belirir. Aphrodite’nin şiddetli bir ayrılmanın içinden doğması, Eros’un kişilik öncesi üretkenliği ve Eris’in Nyks’in soyunda yer alması aynı yapıyı farklı düzeylerde açığa çıkarır. Oluş, yakınlaşmalar kadar kopuşlarla da ilerler.
Eros varlıkları birbirine yöneltir; Eris onların neden bütünüyle tek bir varlığa dönüşemeyeceğini hatırlatır. Birincisi ilişkiyi mümkün kılar, ikincisi ilişkinin içindeki farklılığı keskinleştirir. Aralarındaki gerilim ortadan kalktığında yaşamın hareketi de kaybolur. Yunan kozmogonisinde dünya, kusursuz bir uzlaşmanın sessizliğiyle değil, birleşme arzusu ile ayrışma kuvvetinin sürekli karşılaşmasıyla canlı kalır.
