Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Giriş: Varlık Sorusunun Analitik Dönüşümü
W. V. O. Quine, 20. yüzyıl analitik felsefesinin en etkili isimlerinden biridir. Onun önemi yalnızca mantık, dil felsefesi ya da epistemoloji alanındaki katkılarından gelmez. Quine, ontoloji sorusunu da köklü biçimde dönüştürür. Klasik felsefede ontoloji çoğu zaman “varlık nedir?”, “var olanların en temel yapısı nedir?”, “töz, nitelik, ilişki, öz ve ilinek nasıl düşünülmelidir?” gibi sorular etrafında ilerlemiştir. Quine ise soruyu daha teknik, daha dilsel ve daha kuramsal bir düzleme taşır: Ne vardır?
Bu soru ilk bakışta basit görünür. Fakat Quine için felsefenin en zor sorularından biridir. Çünkü “ne vardır?” sorusu, doğrudan dünyaya bakarak cevaplanacak çıplak bir envanter sorusu değildir. Her kuram, dünyayı belirli bir dil içinde ifade eder. Bu dil, değişkenler, niceleyiciler, yüklemler, özdeşlikler ve mantıksal bağlar taşır. Dolayısıyla bir kuramın gerçekten neyi var saydığını anlamak için, o kuramın yüzeyde hangi kelimeleri kullandığına değil, mantıksal biçimine bakmak gerekir.
Quine’ın ontolojiye katkısı burada belirir. O, ontolojiyi metafizik sezgilerin alanından çıkarıp kuramsal bağlılıkların çözümlemesine dönüştürür. Artık sorun, yalnızca “gerçekten hangi varlıklar var?” değildir. Sorun aynı zamanda şudur: Bir kuram, doğru kabul edilebilmek için hangi tür varlıkların varlığını kabul etmek zorundadır?
“On What There Is”: Ontolojiye Giriş Kapısı
Quine’ın 1948 tarihli “On What There Is” metni, çağdaş ontoloji tartışmalarının en önemli metinlerinden biridir. Metnin merkezinde çok sade bir soru bulunur: Ne vardır? Quine’ın ironik biçimde belirttiği gibi, bu soruya verilecek en kısa cevap “her şey” olabilir. Fakat bu cevap hiçbir şeyi çözmez. Çünkü asıl anlaşmazlık, “her şey”in içine nelerin girdiği üzerinedir.
Pegasus var mıdır? Sayılar var mıdır? Kümeler var mıdır? Özellikler, sınıflar, ilişkiler, imkânsız nesneler, kurgusal karakterler ya da soyut varlıklar gerçekten var mıdır? Ontoloji bu tür sorularda başlar. Fakat Quine için bu sorulara yalnızca dilsel alışkanlıklarla cevap verilemez. “Pegasus yoktur” dediğimizde Pegasus’tan söz ediyor olmamız, Pegasus’un bir biçimde var olduğunu göstermez. Bir adın kullanılması, o adın gönderimde bulunduğu bir varlığın gerçekten mevcut olduğunu kanıtlamaz.
Bu nokta önemlidir. Çünkü ontolojide sıkça karşılaşılan bir tuzak vardır: Bir şey hakkında konuşabiliyorsak, o şeyin bir tür varlığa sahip olduğu sanılır. Quine bu tuzağa karşı çıkar. Dil, olmayan şeylerden söz edebilir. Fakat bu, olmayan şeylere ontolojik bir statü vermeyi gerektirmez. Burada belirleyici olan, tek tek adlar değil, kuramın mantıksal yapısıdır.
Quine’ın ontolojik yöntemi bu nedenle dilin yüzeyinden mantıksal derinliğine iner. Bir kuramın hangi varlıkları kabul ettiğini anlamak için, o kuramın hangi nesneleri değişkenlerinin değeri olarak almak zorunda olduğuna bakmak gerekir. Ontoloji, böylece mantıksal çözümleme ile iç içe geçer.
Ontolojik Bağlılık: Bir Kuram Neye Zorlanır?
Quine’ın en önemli kavramlarından biri “ontolojik bağlılık”tır. Ontolojik bağlılık, bir kuramın doğru sayılabilmesi için hangi varlıkları kabul etmek zorunda olduğunu gösterir. Bir kuram yalnızca bazı kelimeleri kullandığı için o kelimelerin gösterdiği her şeyi var saymaz. Fakat o kuramın mantıksal biçimi, belirli türden nesnelerin varlığını gerektiriyorsa, kuram o nesnelere ontolojik olarak bağlıdır.
Örneğin fizik kuramı elektronlardan söz ediyorsa, bu yalnızca “elektron” kelimesinin dilde geçmesi değildir. Kuramın açıklama gücü, deneysel başarısı ve matematiksel yapısı, elektronları belirli bir varlık alanı içinde kabul etmeyi gerektirir. Benzer biçimde aritmetik, sayılar olmadan kurulamaz görünüyorsa, aritmetik belirli bir anlamda sayılara ontolojik bağlılık taşır. Soru şudur: Bu bağlılık gerçekten kaçınılmaz mıdır, yoksa kuram başka bir dilde yeniden ifade edilerek bu bağlılıktan kurtarılabilir mi?
Quine’ın yöntemi burada pragmatik ve bilimsel bir karakter taşır. Ontoloji, boş bir spekülasyon değildir. En iyi bilimsel kuramlarımızın hangi varlıkları kabul ettiğine bakmak gerekir. Fakat bu, Quine’ın felsefeyi bilime tamamen teslim ettiği anlamına gelmez. Daha doğru ifade şudur: Quine’a göre ontolojik seçimler, kuramsal bütünlüğümüzün içinde yapılır. Basitlik, açıklama gücü, tutarlılık, bilimsel başarı ve mantıksal ekonomi burada belirleyici ölçütlerdir.
Bu nedenle Quine’da ontoloji, geleneksel metafiziğin soyut varlık katalogundan farklıdır. Ontoloji, kuramlarımızın yükünü görme işidir. Hangi varlıkları kabul ettiğimiz, hangi kuramsal dili benimsediğimize bağlıdır. Ama bu keyfi bir seçim değildir. Çünkü dilimiz ve kuramlarımız, dünyanın deneysel dirençleriyle, bilimsel açıklama talepleriyle ve mantıksal tutarlılıkla sınanır.
“Var Olmak, Değişkenin Değeri Olmaktır”
Quine’ın en ünlü formülü şudur: Var olmak, bağlı bir değişkenin değeri olmaktır. Bu formül, ilk bakışta teknik görünebilir; fakat Quine’ın ontolojisini anlamanın anahtarıdır.
Mantıkta “bir x vardır ki…” dediğimizde, bir varlık alanı açarız. Örneğin “Bazı elektronlar negatif yüklüdür” dediğimizde, bunu mantıksal olarak “öyle x’ler vardır ki, x elektrondur ve x negatif yüklüdür” biçiminde ifade edebiliriz. Bu durumda kuram, x değişkeninin değerleri arasında elektronları kabul eder. Böylece elektronlara ontolojik olarak bağlanır.
Burada Quine’ın yaptığı şey, varlık sorununu niceleme mantığına bağlamaktır. Bir kuram hangi şeyleri değişkenlerinin değerleri olarak kabul ediyorsa, o şeyleri ontolojik olarak varsayıyor demektir. Varlık, bu anlamda belirsiz bir metafizik aura değil, mantıksal bağlılığın sonucudur.
Bu yaklaşımın gücü, ontolojik tartışmaları daha denetlenebilir hâle getirmesidir. Bir filozof “sayılar vardır” dediğinde, Quinecı soru hemen gelir: Hangi kuram içinde? Hangi mantıksal biçimle? Bu varlıkları kabul etmeden aynı kuramsal işi yapabilir miyiz? Eğer yapamıyorsak, sayılara ontolojik bağlılığımız olabilir. Eğer yapabiliyorsak, bu bağlılık azaltılabilir.
Quine bu nedenle ontolojide gereksiz varlık çoğaltmaya karşı temkinlidir. Fakat o basit bir nominalist de değildir. Çünkü bilimsel ve matematiksel kuramlarımız soyut varlıklara ihtiyaç duyuyorsa, onları bütünüyle dışlamak kolay değildir. Quine’ın tutumu, ontolojik tasarruf ile kuramsal zorunluluk arasındaki gerilimde şekillenir.
Nominalizm, Platonculuk ve Soyut Varlıklar
Quine’ın ontolojisindeki en önemli gerilimlerden biri soyut varlıklar meselesidir. Sayılar, kümeler, sınıflar, özellikler ve ilişkiler gerçekten var mıdır? Platoncu gelenek, matematiksel varlıkların insan zihninden bağımsız bir varlığa sahip olduğunu savunur. Nominalizm ise soyut varlıkların bağımsız gerçekliğini reddeder; yalnızca tekil nesnelerin ya da adlandırma pratiklerinin bulunduğunu savunur.
Quine bu tartışmada kolay bir yere yerleşmez. Bir yandan gereksiz soyut varlıkları çoğaltmak istemez. Diğer yandan modern bilim ve matematik, kümeler, sayılar ve fonksiyonlar gibi soyut yapılardan vazgeçmeden güçlü biçimde işliyor görünür. Eğer en iyi bilimsel kuramlarımız bu varlıklara bağlıysa, onları sırf metafizik sadelik adına dışlamak sorunlu hâle gelir.
Bu yüzden Quine’ın ontolojisi bilimsel gerçekçilikle ilişkilidir. O, ontolojik bağlılığımızı en iyi bilimsel kuramlarımızın belirlediğini düşünür. Ancak bu belirleme mutlak ve değişmez değildir. Bilimsel kuramlar değiştikçe, ontolojik bağlılıklarımız da değişebilir. Bugün kabul ettiğimiz varlık türleri, yarın daha iyi bir kuramla yeniden düzenlenebilir.
Burada Quine’ın ontolojisi klasik metafizikten bir kez daha ayrılır. Klasik metafizik çoğu zaman varlığın nihai yapısını bulmaya çalışır. Quine ise daha alçakgönüllü ama daha disiplinli bir yol izler. Ontoloji, elimizdeki en iyi kuramsal bütünün neyi varsaydığını sorma işidir. Bu yüzden Quine’da ontoloji, bilimsel kuramlarla birlikte hareket eden revize edilebilir bir alandır.
Analitik-Sentetik Ayrımının Eleştirisi
Quine’ın ontoloji anlayışı, onun dil ve bilgi teorisiyle ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. “Two Dogmas of Empiricism” metninde Quine, modern ampirizmin iki temel dogmasına saldırır. Bunlardan ilki analitik-sentetik ayrımıdır. Analitik önermeler, yalnızca anlamları gereği doğru kabul edilen önermeler olarak düşünülür. Sentetik önermeler ise dünyaya ilişkin olgulara bağlıdır. Örneğin “bekâr erkek evli değildir” analitik, “bu masa kahverengidir” sentetik kabul edilir.
Quine bu ayrımın sanıldığı kadar sağlam olmadığını savunur. Ona göre “anlam gereği doğruluk” fikri açıklanmaya muhtaçtır. Analitiklik, eşanlamlılık, tanım ve zorunluluk kavramları birbirini açıklamak için kullanıldığında dairesel bir yapı doğar. Bir önermenin yalnızca anlam nedeniyle doğru olduğunu söylediğimizde, anlamın ne olduğunu zaten güvenilir biçimde belirlemiş olmamız gerekir. Quine ise bu güvenceyi bulamaz.
Bu eleştiri, yalnızca teknik bir dil felsefesi tartışması değildir. Analitik-sentetik ayrımının sarsılması, felsefenin kendisini de etkiler. Çünkü klasik analitik felsefe çoğu zaman felsefi önermeleri anlam çözümlemesiyle, bilimsel önermeleri ise deneysel doğrulamayla ayırmak istemiştir. Quine bu ayrımı zayıflattığında, felsefe ile bilim arasındaki keskin sınır da zayıflar.
Quine’a göre bilgilerimiz tek tek önermeler hâlinde deneyimle sınanmaz. İnançlarımız, kuramlarımız ve kavramlarımız bir bütün olarak deneyimin mahkemesine çıkar. Bu görüş çoğu zaman doğrulama holizmi olarak anılır. Bir deneysel sorun çıktığında, hangi önermeden vazgeçeceğimiz önceden kesin değildir. Yardımcı varsayımlarımızı, tanımlarımızı, matematiksel araçlarımızı ya da gözlem yorumlarımızı yeniden düzenleyebiliriz. Bilgi ağı, parça parça değil, bütünsel olarak işler.
Doğallaştırılmış Epistemoloji
Quine’ın “Epistemology Naturalized” metni, bilgi teorisinin yönünü değiştiren bir başka önemli hamledir. Geleneksel epistemoloji, bilginin nasıl temellendirileceğini, kesinliğin nasıl sağlanacağını ve bilimsel bilginin felsefi olarak nasıl meşrulaştırılacağını sormuştu. Descartes’tan mantıkçı ampirizme kadar birçok düşünür, bilginin sağlam temelini aramıştır.
Quine bu projeye kuşkuyla yaklaşır. Ona göre bilgi, saf felsefi temellendirme yoluyla dışarıdan güvence altına alınamaz. Biz zaten dünyanın içinde, bilimsel kuramların ve deneysel araştırmaların içinde bulunuruz. Bilgiyi anlamak istiyorsak, insan organizmasının çevreden aldığı uyarımlardan nasıl kuramsal dünya tasarımları ürettiğine bakmalıyız. Bu da epistemolojiyi psikoloji, dil edinimi, bilişsel süreçler ve doğa bilimleriyle ilişkilendirir.
Doğallaştırılmış epistemoloji, felsefenin ölümü anlamına gelmez. Daha çok, felsefenin kendisini bilimden bütünüyle ayrı ve bilim üstü bir mahkeme gibi görmesine itirazdır. Quine’a göre felsefe, bilimsel bilgiye dışarıdan temel sağlamaz; bilimsel dünya görüşünün içinden çalışır. Bilgi teorisi de insanın dünyayla nedensel, biyolojik ve dilsel ilişkisini inceleyen bir araştırma alanına dönüşür.
Bu yaklaşım, klasik epistemolojinin kesinlik arayışından uzaklaşır. Bilgi artık mutlak temeller üzerine kurulan bir bina değil, sürekli revize edilen bir ağdır. Bu ağda mantık, matematik, gözlem, fizik, dil ve gündelik inançlar birlikte yer alır. Bazı parçalar daha merkezî, bazıları daha çevreseldir; fakat hiçbir parça ilkece bütünüyle dokunulmaz değildir.
Ontoloji, Dil ve Bilim Arasında Quine’ın Yeri
Quine’ın düşüncesinin gücü, ontoloji, dil felsefesi ve epistemolojiyi aynı düzlemde birleştirmesinden gelir. Ontoloji, hangi varlıkların bulunduğunu sorar. Dil felsefesi, bu varlıklar hakkında nasıl konuştuğumuzu inceler. Epistemoloji ise bu konuşmanın bilgiyle ilişkisini araştırır. Quine’da bu üç alan birbirinden kopmaz.
Bir kuramın dili, o kuramın ontolojik bağlılıklarını açığa çıkarır. Bu kuramın bilimsel başarısı, ontolojik kabullerimizin ciddiyetini artırır. Fakat bu kabuller her zaman revize edilebilir. Böylece Quine, hem katı metafizik dogmatizmden hem de kolay görecilikten uzak durur. Varlık hakkında konuşuruz; fakat bunu kuramsal dilimizin, bilimsel pratiklerimizin ve mantıksal biçimlerimizin içinden yaparız.
Bu yönüyle Quine, Heidegger gibi varlığın anlam ufkunu açmaz; Aristoteles gibi töz ve kategori düzeni kurmaz; Meillassoux gibi düşünceden bağımsız mutlak olumsallık fikrine yönelmez. Quine’ın yolu daha analitik ve daha kuramsaldır. O, ontolojiye şu soruyla yaklaşır: En iyi kuramlarımız doğruysa, hangi varlıkların var olduğunu kabul etmek zorundayız?
Bu soru, ilk bakışta daha dar görünebilir. Fakat çağdaş felsefe için büyük bir kırılmadır. Çünkü ontolojiyi belirsiz metafizik sezgilerden çıkarıp mantıksal denetime açar. Bir ontolojik iddia artık yalnızca “ben böyle düşünüyorum” düzeyinde kalamaz. Hangi kuram içinde, hangi mantıksal biçimle ve hangi açıklama gücüyle savunulduğunu göstermek zorundadır.
Sonuç: Quine’ın Ontolojik Disiplini
Quine, ontolojiye yeni bir disiplin kazandırır. Onun için “ne vardır?” sorusu, varlık üzerine büyük ve soyut bir söylevle değil, kuramsal bağlılıkların dikkatli çözümlemesiyle cevaplanmalıdır. Hangi varlıkları kabul ettiğimiz, hangi kuramları benimsediğimizden bağımsız değildir. Kuramlarımız değişkenleriyle, niceleyicileriyle ve mantıksal yapılarıyla bizi belirli varlık alanlarına bağlar.
Bu yaklaşım, ontolojiyi küçültmez; daha kesin bir zemine taşır. Quine’ın felsefesinde varlık sorusu hâlâ önemlidir. Fakat artık varlık, metafizik bir sis içinde değil, dilin ve bilimin kuramsal düzeni içinde araştırılır. Sayılar, kümeler, elektronlar, fiziksel nesneler ya da soyut yapılar hakkında konuşurken, aslında hangi kuramsal yükleri üstlendiğimizi de sormak zorundayız.
Quine’ın kalıcı etkisi burada yatar. O, felsefeye şunu hatırlatır: Ontoloji, yalnızca neye inandığımızla değil, neyi varsaymadan konuşamadığımızla ilgilidir. Bir kuramı kabul etmek, çoğu zaman bir dünya envanterini de kabul etmektir. Bu yüzden Quine’da ontoloji, varlıkların listesini çıkarmaktan çok, düşüncenin ve bilimin hangi varlıklar üzerine kurulduğunu görme sanatıdır.
