Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Kavram Bir Zihinsel Etiket Değildir
Hegel’in Mantık Biliminde “kavram” (Begriff), gündelik anlamda nesnelere sonradan verilen genel bir ad değildir. Geleneksel mantıkta kavram çoğu zaman birçok tekil nesnenin ortak özelliklerinin soyutlanmasıyla elde edilen zihinsel bir temsil olarak düşünülür. “İnsan”, “hayvan” ya da “bitki” gibi tümeller, bu anlayışta tek tek varlıkların ortak niteliklerini toplar. Hegel’in itirazı, böyle bir soyutlamanın kavramın yalnızca tümellik yönünü koruyup tikellik ve tekilliği dışarıda bırakmasıdır. Ona göre gerçek kavram, tümel, tikel ve tekilin birbirinden ayrılmış üç sınıfından değil, bu üç uğrağın birbirini içerdiği hareketli bir bütünlükten oluşur. Ansiklopedi Mantığı’nda bu ilişki açık biçimde belirtilir: tümel kendi içinde tikel ve tekili taşır; tikel aynı zamanda tümeldir; tekil ise tümel ile tikeli kendi somut varlığında birleştirir.
Bu nedenle Hegel’de kavramın hareketini basitçe “genelden özele doğru sınıflandırma” olarak düşünmek mümkün değildir. Tümel kendisini belirler, bu belirlenme tikellik biçimini alır ve kavram kendi belirlenmişliğinden kendisine dönerek tekillikte somutlaşır. Her aşama öncekinin ortadan kaldırılması değil, onun daha belirli bir biçimde korunmasıdır. Tümel, tikel olduğunda tümelliğini kaybetmez; tekil de tümelden kopmuş çıplak bir “bu” değildir. Kavram tam tersine, farklılık içinde kendisiyle ilişki kurabildiği ölçüde kavramdır.
Tümel: Kendisinde Farklılaşma Gücü Taşıyan Birlik
Hegel’in tümeli, birçok nesnenin ortak özelliklerinin çıkarılmasıyla elde edilmiş “soyut genel” değildir. Böyle bir tümel, farklılıkları dışarıda bırakarak kendisini korur: “insan” kavramını yalnız insanların ortak özellikleri biçiminde kurduğumuzda, tek tek insanların özgül belirlenimleri kavramın dışında kalır. Hegel’in somut tümeli ise kendi farklılaşmasını kendi içinde taşır.
Bu nedenle tümel, yalnızca kendisiyle özdeş değildir; kendisini belirleme gücüne de sahiptir. Hegel’in Mantık Biliminde kavramın tümelliği, tikelliğe geçişi dışsal bir sınıflandırmaya bırakmaz. Tümel kendisini tikelleştirir. Farklılık ona dışarıdan eklenmez; kendi belirlenmesinin sonucudur. Hegel’in ifadesiyle kavram bir bütünlük olduğu için, kendi özdeşliği içinde aynı zamanda belirleyen ve ayrımlaştıran bir yapıdır.
Burada Hegel’in tümel anlayışının özgüllüğü ortaya çıkar. Gerçek tümel, farklılıkları silerek değil, onların içinde kendi sürekliliğini koruyarak tümeldir. Bu nedenle tümel ile tikel arasındaki ilişki, bir tarafta değişmez genel, diğer tarafta ona sonradan eklenen özel örnekler biçiminde kurulmaz.
Tikel: Tümelin Kendi Belirlenmişliği
Tikellik, tümelin dışına çıkılması değildir; tümelin belirlenmiş hâlidir. Tümel, yalnızca soyut biçimde kendisiyle eşit kaldığı sürece henüz somut bir kavram değildir. Kendisini belirlediğinde farklılık ortaya çıkar ve kavram tikel biçimini kazanır.
Hegel’in burada özellikle reddettiği şey, tümel ile tikel arasındaki ilişkinin yalnızca sınıflandırıcı mantıkla anlaşılmasıdır. Geleneksel mantıkta örneğin “hayvan” daha geniş bir cins, “memeli” onun altında bulunan daha dar bir sınıf olarak düşünülebilir. Hegel açısından böyle bir sınıflandırma kavramların dışsal karşılaştırılmasıdır. Diyalektik ilişkide ise tikel, tümeli kendi içinde taşır. Tümel kendi belirlenimini tikelde kaybetmeden sürdürür. Mantık Biliminin tikel kavram bölümünde Hegel, tikelliğin özsel varlığının tümellik olduğunu özellikle belirtir.
Dolayısıyla tikellik yalnızca sınırlandırma değildir. Belirlenme, kavramı eksiltmez; onun somutlaşmasının zorunlu koşuludur. Belirlenmemiş bir tümel her şeyi kapsayabilir ama tam da bu nedenle hiçbir şeyi belirli biçimde açıklamaz. Hegel’in mantığında doğruluk, farklılıkların kaldırılmasıyla değil, tümelin kendi farklılıkları içinde var olabilmesiyle ortaya çıkar.
Tekil: Tümel ile Tikelin Somut Birliği
Hegel açısından kavramın üçüncü uğrağı tekilliktir (Einzelheit). Fakat tekil, yalnızca duyular karşısında bulunan rastlantısal birey anlamına gelmez. “Şu insan”, “şu ağaç” veya “şu nesne” biçimindeki çıplak gösterme henüz Hegelci tekilliğin bütün anlamını taşımaz. Tekillik, kavramın kendi belirlenmişliğinden kendi içine dönüşüdür.
Hegel bunu “kavramın belirlenmişliğinden kendi içine yansıması” olarak ifade eder. Tekillikte tümellik ile tikellik dışarıda bırakılmaz; ikisi bir arada bulunur. Tekil, belirli olduğu için tikeldir; fakat taşıdığı belirlenim kavramsal olduğu için tümeldir. Hegel’in mantığında tekilliğin derinliği tam burada bulunur: tekil, tümelden kopmuş bir istisna değil, tümelin belirlenmiş bir varoluşta kendisine dönmesidir.
Bu nokta Hegel’in bireyi tümelin içinde yok ettiği yönündeki basit yorumları da problemli hâle getirir. Hegel tam tersine soyutlamanın tekilliği dışarıda bıraktığında “yaşamdan, tinden, renkten ve içerikten yoksun” tümellere ulaştığını söyler. Yaşam, tin ve kişilik ancak tekilliğin kavramsal yapının içinde korunmasıyla düşünülebilir.
Tekil bu nedenle tümelin basit bir örneği değildir. Kavramın kendi hareketinin tamamlandığı somut uğraktır.
Üç Ayrı Kavram Değil, Bir Kavramın Üç Uğrağı
Tümel, tikel ve tekili üç ayrı kutuya yerleştirdiğimiz anda Hegel’in mantığından uzaklaşırız. Hegel açısından bunların her biri bütün kavramdır, fakat kavramın farklı belirlenimleri olarak. Mantık Bilimi bunu açıkça belirtir: kavramın üç uğrağından her biri, hem belirli bir kavramsal belirlenim hem de bütün kavramdır.
Bu nedenle ilişkiyi şu biçimde göstermek daha doğrudur:
Tümel → kendisini belirler → Tikel → belirlenmişliğinden kendisine döner → Tekil
Fakat bu şema doğrusal bir merdiven olarak anlaşılmamalıdır. Tekillikte ulaşılan şey tümelin terk edilmesi değildir. Tekil, tümel ve tikel uğraklarını kendi içinde taşıdığı için kavramın somutlaşmasıdır. Bu nedenle hareket, farklılaşma kadar kendi içine dönüş hareketidir.
Hegel’in “yansıma” ve “kendi içine dönüş” kavramları burada önem kazanır. Kavram dışarıya doğru belirlenirken kendisini kaybetmez; farklılıkta kendisini yeniden bulur. Diyalektik bütünlük, başlangıç noktasına basitçe geri dönmek değil, başlangıçta yalnızca örtük bulunan ilişkinin artık açık ve belirlenmiş hâle gelmesidir.
Yargıya Geçiş: “Tekil Tümeldir”
Bu yapının sonucu Hegel’in yargı teorisinde ortaya çıkar. Kavramdan sonra gelen mantıksal biçim yargıdır, çünkü kavramın içinde bulunan farklılık artık açıkça birbirinden ayrılmış terimler hâline gelir. Hegel’in en yalın yargı formülü çarpıcıdır:
“Tekil tümeldir.”
İlk bakışta bu önerme çelişkili görünür. Tekil tam da yalnızca kendisi olan şey, tümel ise birçok şeyi kapsayan yapı değil midir? Hegel açısından yargının mantıksal problemi tam da bu karşıtlığı taşır. Tekil ile tümel birbirinden farklıdır; fakat kavram içinde birbirlerinden bağımsız değildirler. Yargı, kavramın kendi içindeki bu ayrımı açığa çıkarır.
Bu nedenle yargı, birbirinden bağımsız iki hazır kavramın sonradan “dır” bağlacıyla birleştirilmesi değildir. Öznenin ve yüklemin ilişkiye girebilmesini mümkün kılan şey, onların zaten kavramın aynı bütünlüğünün farklı uğrakları olmalarıdır.
Tekillik ve Özgürlük
Hegel’in tekillik kavramı, özgürlük düşüncesi açısından da önemlidir. Özgürlük, bireyin tüm toplumsal ve evrensel belirlenimlerden kurtularak yalnızca kendi keyfî isteğine göre davranması değildir. Böyle bir birey, Hegel açısından soyut tekillikte kalır. Somut birey ise kendi evrensel belirlenimleriyle ilişki içinde kendisini belirleyebilen kişidir.
Bu nedenle tümellik ile bireysellik birbirini zorunlu olarak yok etmez. Gerçek problem, tümelin bireye dışarıdan dayatılan yabancı bir güç hâline gelip gelmediğidir. Tekillik, tümelin somut birey içinde kendisini gerçekleştirmesi biçiminde düşünüldüğünde özgürlük de genel olan ile bireysel olanın basit karşıtlığından çıkar.
Hegel’in mantığındaki tekillik böylece yalnızca mantıksal bir sınıflandırma terimi değildir. Kendi belirlenimlerinin içinden kendisine dönebilen bir varlığın yapısını ifade eder. Bu nedenle Hegel, kavramın tekillik uğrağını kişilik ve öznellik sorunlarına açılan noktalardan biri hâline getirir.
Sonuç
Hegel’in tümel, tikel ve tekil ayrımı, klasik mantığın genel–özel–bireysel sınıflandırmasının radikalleştirilmiş bir biçimi değildir. Bu üç terim kavramın kendi iç hareketini ifade eder. Tümel kendi farklılığını üretir; bu farklılık tikellikte belirlenir; tekillikte ise kavram belirlenmişliğinden kendisine dönerek somut bir birlik kazanır.
Dolayısıyla tümel tikeli dışlamaz, tikel tümelden kopmaz ve tekil ikisinin dışında duran çıplak birey değildir. Her biri ancak diğerleri aracılığıyla kendi anlamını kazanır. Hegel’in kavram teorisinin diyalektik niteliği de tam burada bulunur: özdeşlik farklılığı ortadan kaldırmaz; gerçek özdeşlik, farklılığın içinde kendisini koruyabilen özdeşliktir.
