Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Eros ile agape arasındaki ayrım çoğu zaman iki farklı sevgi türü arasındaki ahlâkî fark gibi anlatılır: biri arzulayan, öteki bağışlayan sevgi. Oysa asıl mesele bundan daha derindedir. Bu iki kavram, yalnızca iki duygu kipini değil, iki ayrı ilişki ontolojisini imler. Eros, özellikle Platonik hatta, eksiklikten doğan ve kendisini bir yüksekliğe doğru taşıyan yönelim olarak belirir; agape ise Hristiyan düşüncede, değeri nesnede hazır bulup ona yönelen bir istekten çok, değeri bağışlayan ve önceden liyakat şartına bağlanmayan sevgi olarak kurulur. Stanford Encyclopedia of Philosophy’de erosun Platon’un Şölen’inde fiziksel güzelliğe dönük yetersiz bir tepki olarak başlayıp ruhun güzelliğine ve sonunda Güzelliğin ideasına yükselen bir hareket olarak kavrandığı; agapenin ise özellikle Hristiyan gelenekte nesnesinin önceden sahip olduğu değere tepki vermekten çok, ona değer veren bir sevgi olarak anlaşıldığı belirtilir.
Bu yüzden eros ile agape arasındaki farkı “bencil sevgi / özgeci sevgi” gibi kaba bir karşıtlığa indirmek yetersiz kalır. Buradaki asıl ayrım, öznenin ötekiyle nasıl ilişki kurduğunda yatar. Erosta özne, kendi eksikliğini aşmak için yönelir; agapede ise ilişki, eksik olanın kendini tamamlama girişiminden çok, ötekiyi kendi ereğine indirgemeyen bir açıklık kazanır. Biri yukarıya doğru bir çıkış hareketi taşır; öteki aşağıya, dışarıya ve başkasına doğru bir vericilik mantığı açar. Ontolojik ayrım burada başlar.
Platonik Eros: Eksikliğin Hareketi
Platonik erosu doğru anlamak için onu yalnızca tensel arzu ya da sahiplenme isteği olarak görmekten kaçınmak gerekir. Şölen’de eros, insanı sıradan hazların içine kapatan bir dürtü değil, onu tekil bedenden ruh güzelliğine, oradan bilgiye ve sonunda Güzelliğin kendisine doğru yükselten bir hareket olarak görünür. Internet Encyclopedia of Philosophy’nin “Love” maddesi de Platonik erosun yalnız bir kişiye dönük tutku olmadığını; tikel olandan evrensel olana, bedenden idea düzeyine yükselen bir sevgi anlayışı taşıdığını vurgular. Dolayısıyla eros, basit bir sahip olma arzusundan daha geniştir; insanı olduğu yerde bırakmaz, onu kendisinin ötesine iter.
Ama tam da bu yüzden erosun ontolojik biçimi belirli bir gerilim içerir. Çünkü bu harekette öteki, çoğu zaman son durak değil, bir geçit haline gelir. Güzel beden, güzel ruh, güzel yasa, güzel bilgi ve nihayet Güzelliğin kendisi: bu merdiven yapısında tekil kişi, çoğu zaman daha yüksek bir hakikate ulaşmanın eşiği olarak işlev görür. Erosun yüceliği de burada, sınırı da burada ortaya çıkar. Öteki beni yerimden eden, beni aşkın olana açan bir figürdür; fakat aynı zamanda benim yükselişim içinde aşılabilir bir basamak haline de gelebilir. İlişki bu yüzden bütünüyle eşdüzlemli değildir. Öznenin hareketi belirleyicidir; öteki ise bu hareketin vesilesi haline gelme riski taşır.
Erosta Öteki: Karşılık mı, Basamak mı?
Buradaki ontolojik sorun şudur: eros, ötekiyle gerçekten karşılaşır mı, yoksa öteki üzerinden kendi eksikliğini mi işler? Platonik çizgi, insanı bedensel arzunun darlığından kurtarıp daha yüksek bir hakikate yükseltmek isterken, ilişkinin yönünü de tek taraflı bir teleolojiye bağlar. Seven özne, arzu nesnesine yalnız onda kalmak için yönelmez; onun içinden geçerek daha yüksek olana ulaşmak ister. Böylece öteki, kendi tekilliğinde korunmuş bir başkalık olmaktan çıkıp, öznenin kendi yükselişinin momentine dönüşebilir.
Bu noktada erosun ontolojisi, eksiklik merkezlidir. Özne kendini yeterli bir varlık olarak değil, tamamlanması gereken bir varlık olarak yaşar. Arzu da bu boşluktan çıkar. Seven, sahip olmadığı şeyi ister; istediği şey de onda olmayanı vaat ettiği ölçüde değer kazanır. Burada ilişki, iki doluluğun karşılaşması değil, bir eksikliğin kendini telafi etme hareketidir. Bunun soylu ve felsefî biçiminde bile, öteki çoğu zaman öznenin kendini aşma serüveninin malzemesi haline gelir. Yani eros, özneyi harekete geçirir; fakat bu hareketin mantığı, çoğu zaman ötekiyi kendi başına bir merkez olarak değil, öznenin yolculuğundaki bir kip olarak kurar.
Agape: Arzudan Değil Bağıştan Doğan İlişki
Hristiyan gelenekte öne çıkan agape ise bambaşka bir mantıkla düşünülür. Stanford Encyclopedia of Philosophy’de agapenin, özellikle Tanrı’nın insanlara sevgisi örneğinde, nesnesinin önceden hak ettiği değere cevap veren bir sevgi değil; nesnesine değer veren, onu önceleyen ve liyakate bağlanmayan bir sevgi olduğu belirtilir. Internet Encyclopedia of Philosophy de agapeyi Tanrı’nın insana, insanın Tanrı’ya ve komşuya yönelen, karşılıklılık zorunluluğuna dayanmayan, kardeşçe ve verici bir sevgi olarak tanımlar. Burada sevgi, “bende eksik olanı sende buluyorum” mantığıyla işlemez. Sevgi, nesnenin çekiciliğinden değil, öznenin kendinden çıkma kudretinden doğar.
Bu yüzden agape, erosun yukarı doğru tırmanan yapısına karşı, daha çok aşağıya ve dışarıya açılan bir mantık taşır. Seven, sevdiği şeyi kendi tamlığının eksik parçası olarak aramaz; onun üzerinde hak iddia etmek için de sevmez. Agape, ötekiyi bir merdiven basamağına çevirmeyen ilişkidir. Değer, ötekide zaten parlayan bir nitelik olduğu için sevilmez; sevgi, çoğu zaman ötekiyi tam da değersiz, yoksun, günahkâr, yaralı ya da yabancı olduğu yerde bırakmayarak ona yönelir. Böylece sevgi, seçici beğeninin değil, varlığı bağışlayıcı kabulün formuna yaklaşır.
Agapede Öteki: Nesne Değil Komşu
Agapenin ontolojik gücü tam burada ortaya çıkar. Erosta ilişki, çoğu zaman öznenin kendi eksikliği etrafında dönerken, agapede özne merkezini kaybetmeye başlar. Hristiyan düşüncede “komşu sevgisi”nin bu kadar belirleyici olması boşuna değildir. Çünkü komşu, benim seçtiğim, beğendiğim, bana hitap ettiği için yöneldiğim kişi değildir; bana verilmiş olan, karşıma çıkan, çoğu zaman beni rahatsız eden ama yine de ilişki kurmak zorunda olduğum ötekidir. Kierkegaard üzerine Internet Encyclopedia of Philosophy maddesinde agapenin tercih edici bir duygu değil, komşuya yönelen bir ödev; üstelik iki kişi arasında kapalı kalmayan, Tanrı’nın “üçüncü” olarak ilişkiye dahil olduğu bir sevgi olduğu vurgulanır. Bu, ilişkinin merkezini kökten değiştirir.
Burada öteki artık benim yükselişimin aracı değildir. O, kendi başına korunması gereken bir başkalık olarak belirir. Agape bu nedenle özne-nesne ikiliğini sihirli biçimde ortadan kaldırmaz; fakat bu ikiliğin hiyerarşik yapısını gevşetir. Öteki üzerinde tasarruf kurmak yerine, onunla birlikte bulunmayı, ona yönelmeyi, onun iyiliğini kendi hesabıma çevirmeden düşünmeyi mümkün kılar. Erosta özne çoğu kez etkin, öteki çekim odağıdır; agapede ise öznenin etkinliği sahiplenme değil, kendini geri çekebilme ve ötekiye yer açabilme kudreti haline gelir.

Kaynak: https://commons.wikimedia.org/wiki/
File:Eros_Farnese_N%C3%A1poles_05.jpg
İki Ontolojik Mantık: Yükseliş ve İniş
Bu yüzden eros ile agape arasındaki temel ayrım, ahlâkî niyet farklılığından çok, ontolojik yön farkıdır. Eros yukarıya çıkar; agape aşağıya iner. Eros eksiklikten hareket eder; agape taşmadan ya da lütuftan. Eros, değeri görüp ona yönelir; agape, yöneldiği yerde değer yaratıcı bir kabul biçimi kazanır. Erosun mantığında özne, kendini tamamlamak için ilişkiye girer; agapede ilişki, öznenin kendini tamamlama isteğini askıya alarak ötekiyle birlikte var olmanın alanını açar. Biri teleolojik yükseliş, öteki bağışlayıcı yakınlık üretir.
Elbette bu karşıtlığı fazla katılaştırmamak gerekir. Platonik eros salt bedensel sahiplenme değildir; Hristiyan agape de tarih boyunca her zaman saf ve lekesiz bir eşitlik rejimi yaratmamıştır. Ama kavramsal düzeyde bakıldığında, bu iki figürün ilişkiyi farklı biçimlerde kurduğu açıktır. Eros özneyi harekete geçirir; agape özneyi yerinden eder. Eros arar; agape verir. Eros görüp seçer; agape seçmeden yönelir. Ontolojik ayrım tam da bu farklı yönelim kiplerinde belirir.
Teolojik ve Siyasal Sonuç
Bu ayrım yalnız sevgi teorisine ait değildir; öznenin nasıl kurulduğuna dair daha geniş sonuçlar doğurur. Eros merkezli modelde özne, eksikliğiyle tanınır ve dünyaya bu eksikliği giderme mantığıyla açılır. Bu yapı teolojik düzeyde Tanrı’yı erişilecek bir yükseklik, siyasal düzeyde ise ötekiyi benim ereğime eklemlenecek unsur olarak düşünmeye yatkın olabilir. Agape merkezli modelde ise özne, kendini kurmanın yolu olarak sahip olmayı değil, kabulü ve vericiliği öne çıkarır. Burada öteki, özümsenecek bir nesne değil; ilişkiyi dönüştüren bir çağrı haline gelir.
Dolayısıyla eros ile agape arasındaki ontolojik fark, “hangi sevgiyi daha çok seviyoruz?” sorusundan daha büyüktür. Soru şudur: Varlığı eksiklikten mi, armağandan mı düşünüyoruz? İlişkiyi yükseliş olarak mı, yakınlık olarak mı kuruyoruz? Ötekiyle karşılaşmayı kendimizi tamamlama yolu olarak mı, yoksa kendimizi merkezden çıkaran bir olay olarak mı yaşıyoruz?
Sonuç
Eros ve agape, iki ayrı sevgi kelimesi olmaktan çok, iki ayrı dünya kurma tarzıdır. Eros, insanı kendi yetersizliğinden çıkarıp daha yüksek bir hakikate yönelten, güçlü ve yaratıcı bir harekettir; fakat bu harekette öteki, kolayca öznenin yolculuğuna eklemlenen bir basamak haline gelebilir. Agape ise ötekiyi kendi yükselişimin malzemesi yapmayan, değeri onda hazır bulmak yerine ona yönelerek kuran, sahiplenmeden çok kabul eden bir ilişki biçimidir. Bu yüzden agape, yalnız daha “iyi” bir sevgi değil, başka bir ontolojidir: özneyi tek başına kuran değil, onu ilişki içinde yerinden eden bir ontoloji.
Asıl ayrım burada yatar. Eros, eksik öznenin aşkın olana doğru hareketidir. Agape ise kendini mutlak merkez saymayan öznenin ötekiye doğru açılmasıdır. Biri beni yüceltir; öteki beni dönüştürür. Biri güzeli arar; öteki karşıma çıkanı terk etmez. Ontolojik olarak bakıldığında, bunlar iki duygu değil, iki varlık kipidir.
