Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Kavramın Alanı
Abes, gündelik dilde çoğu zaman “saçma”, “boş”, “anlamsız”, “gereksiz” veya “yersiz” anlamlarında kullanılır. Felsefi bağlamda ise kavram daha belirli bir soruna işaret eder: insanın dünyada anlam, amaç ve gerekçe araması; buna karşılık dünyanın bu arayışı zorunlu olarak karşılamaması.
Bu nedenle abes, yalnızca mantıksal bir hata değildir. Aynı zamanda yalnızca kaos, düzensizlik veya rastlantı da değildir. Abesin felsefi gücü, onun bu kavramlarla ilişkili olmakla birlikte onlardan ayrılmasında yatar. Bir şey mantıksal olarak saçma olabilir; ama bu henüz varoluşsal anlamda abes değildir. Dünya düzensiz olabilir; ama abes yalnızca düzensizlikten doğmaz. Dünya düzenli olabilir; buna rağmen insan için nihai bir anlam taşımayabilir.
Bu yazıda abes kavramı dört ayrım üzerinden ele alınabilir: mantıksal saçma, kaos, anlamsızlık ve amaçsızlık. Bu ayrımlar yapılmadan abes, ya basit bir mantık hatasına ya da genel bir karamsarlık duygusuna indirgenir.
Mantıksal Saçma
Mantıksal saçma, bir önermenin veya düşüncenin kendi içinde çelişik olmasıdır. Bir şeyin aynı anda ve aynı bakımdan hem var hem yok olduğunu söylemek, mantıksal saçmadır. Bu tür saçmada sorun, düşüncenin kurallarının ihlal edilmesidir.
Mantıksal saçma aklın alanı içindedir. Akıl, çelişkiyi tespit eder ve reddeder. Bu nedenle mantıksal saçma, daha çok düşüncenin biçimiyle ilgilidir. Önermenin yapısı bozuktur; kavramlar birbirini dışlar; sonuç öncüllerden geçerli biçimde çıkmaz.
Abes ise bundan daha geniştir. Abes bir önermenin çelişik olmasından ibaret değildir. Hatta abes durum çoğu zaman mantıksal olarak çelişik değildir. İnsan doğar, yaşar, acı çeker, karar verir ve ölür. Bu süreçte mantıksal bir çelişki bulunmayabilir. Fakat insan bu sürecin niçin var olduğunu sorduğunda kesin bir cevap bulamayabilir. Abes, burada ortaya çıkar.
Dolayısıyla mantıksal saçma, düşüncenin iç çelişkisidir; abes ise insanın anlam talebiyle varlığın bu talebe zorunlu cevap vermemesi arasındaki gerilimdir.
Kaos ve Abes Ayrımı
Abes çoğu zaman kaosla karıştırılır. Kaos, düzenin, yasanın, tekrarın ve öngörülebilirliğin yokluğudur. Eğer dünyada hiçbir düzenlilik olmasaydı, hiçbir olay başka bir olayla bağlantılı olmasaydı, hiçbir yasa işlemeseydi, kaotik bir evrenden söz edilebilirdi.
Fakat abes, kaosla özdeş değildir. Çünkü abes, düzenin olmadığı yerde değil, düzenin anlama yetmediği yerde de ortaya çıkabilir. Dünya düzenli olabilir. Mevsimler dönebilir. Doğa yasaları işleyebilir. Canlılar doğabilir, büyüyebilir ve ölebilir. Bütün bunlar belirli düzenliliklere bağlı olabilir. Fakat bu düzenlilik, insanın “niçin?” sorusuna cevap vermek zorunda değildir.
Burada önemli ayrım şudur:
Düzen, anlam değildir.
Bir şeyin düzenli olması, onun insan için anlamlı olduğu anlamına gelmez. Bir sürecin yasaya bağlı olması, o sürecin amaçlı olduğunu göstermez. Bir olayın nedeni bulunabilir; fakat neden, anlamla aynı şey değildir.
Örneğin ölüm biyolojik olarak açıklanabilir. Hücrelerin yaşlanması, bedenin çözülmesi, organizmanın sonlanması belirli bilimsel nedenlerle anlaşılabilir. Fakat bu açıklama, ölümün insan varoluşu açısından ne anlama geldiği sorusunu çözmez. Bilimsel açıklama “nasıl?” sorusuna cevap verir; abes problemi ise “niçin?” sorusunda belirir.
Bu yüzden abes, kaos değildir. Abes, düzenin bile insanın anlam talebini karşılamaya yetmemesidir.
Anlamsızlık ve Amaçsızlık
Abes kavramı anlamsızlıkla yakından ilişkilidir; fakat burada da dikkatli olmak gerekir. Anlamsızlık iki düzeyde düşünülebilir.
Birinci düzeyde anlamsızlık, bir ifadenin anlam taşımamasıdır. Örneğin dilsel olarak bozuk, gönderimi olmayan veya kavramsal karşılığı bulunmayan bir ifade anlamsız olabilir. Bu daha çok dil ve mantık alanına aittir.
İkinci düzeyde anlamsızlık, varoluşsal düzeydedir. Burada sorun, bir cümlenin anlamı değil, yaşamın, acının, ölümün, özgürlüğün ve sorumluluğun anlamıdır. Abes, bu ikinci düzeye aittir.
Amaçsızlık da benzer biçimde ayrılmalıdır. Bir olayın amacı olmaması, onun nedeni olmadığı anlamına gelmez. Doğal süreçlerin nedenleri olabilir; fakat amaçları olmayabilir. Modern doğa anlayışı açısından birçok olay, bir amaç için değil, belirli nedensel ilişkiler sonucu gerçekleşir. Bu durumda dünya açıklanabilir olur; fakat teleolojik anlamda amaçlı olmak zorunda değildir.
Abes, tam bu noktada belirir. İnsan dünyada yalnızca nedenler değil, amaçlar da arar. “Bu nasıl oldu?” sorusu ile “bu niçin var?” sorusu aynı değildir. Birincisi nedensel açıklamaya, ikincisi anlam ve amaç arayışına yönelir. Abes, nedensel açıklamanın güçlü olduğu ama nihai anlamın garanti edilemediği durumda ortaya çıkar.
Kozmos ve Anlam Sorunu
İnsan zihni düzen gördüğünde çoğu zaman anlam da varsayar. Bu eğilim anlaşılırdır. Düzen, güvenlik duygusu üretir. Tekrar, yasa ve ölçü, insanın dünyayı kavramasını sağlar. Bu nedenle kozmik düzen fikri, tarih boyunca metafizik ve teolojik düşüncenin temel dayanaklarından biri olmuştur.
Dinsel düşünce genellikle şu çizgide ilerler: düzen varsa düzenleyici vardır; yasa varsa yasa koyucu vardır; amaçlılık varsa amaç veren vardır. Bu düşünce biçimi, dünyanın başıboş olmadığı fikrini güçlendirir. Dünya rastlantıların toplamı değil, anlamlı bir düzen olarak kavranır.
Fakat felsefi problem burada başlar. Düzenin varlığı, anlamın varlığını zorunlu olarak kanıtlar mı? Doğa yasalarının işlemesi, dünyanın insan için kurulmuş olduğunu gösterir mi? Kozmik düzen, ahlaki veya varoluşsal anlamı zorunlu kılar mı?
Abes, bu soruların kesin biçimde olumlu cevaplanamadığı yerde ortaya çıkar. Dünya kozmos olabilir; yani düzenli bir bütün olabilir. Fakat bu düzen, insanın anlam ihtiyacına cevap vermek zorunda değildir. Doğa yasaları insanı açıklayabilir; fakat insanı haklı çıkarmaz. Evren düzenli olabilir; fakat bu düzenin insanın acısı, suçu, ölümü veya özgürlüğü için bir anlam taşıdığı ayrıca gösterilmelidir.
Bu nedenle abes, kozmosa karşı kaosun zaferi değildir. Daha incelikli bir problemdir: kozmosun anlam üretmeye yetmemesi.
Camus ve Absürd Problemi
Modern felsefede absürd kavramı özellikle Albert Camus ile birlikte sistematik bir varoluş problemi hâline gelir. Camus için absürd, yalnızca dünyanın anlamsızlığı değildir. Absürd, insanın anlam arayışı ile dünyanın bu arayış karşısındaki kayıtsızlığı arasındaki ilişkidir.
Bu ayrım önemlidir. Absürd, yalnızca dünyada anlam yoktur demek değildir. Eğer insan anlam aramayan bir varlık olsaydı, absürd problemi de doğmazdı. Absürd, insanın anlam istemesinden doğar. Yani problem yalnızca dünyada değil, insan ile dünya arasındaki ilişkidedir.
Bu nedenle absürd, iki kutuplu bir yapıya sahiptir:
İnsan anlam, açıklama, amaç ve bütünlük ister.
Dünya bu talepleri zorunlu olarak karşılamaz.
Absürd bu ikisi arasındaki uyuşmazlıktır. İnsan anlam talebinden vazgeçmez; dünya da kendisini insanın anlam ihtiyacına göre düzenlemez. Bu nedenle absürd, salt nihilizm değildir. Nihilizm, değerlerin veya anlamın bütünüyle geçersizleşmesi yönünde ilerler. Absürd ise anlam arzusunun devam ettiği, fakat bu arzunun kesin bir metafizik karşılık bulamadığı durumu ifade eder.
Abes ve Kader İlişkisi
Abes kavramı kader meselesiyle doğrudan ilişkilidir. Kader, abese karşı geliştirilen en güçlü metafizik cevaplardan biridir. Kader varsa, olaylar başıboş değildir. Acı, rastlantı, ölüm ve kayıp daha büyük bir anlam düzeninin parçası olarak yorumlanabilir. Böylece abesin yarattığı boşluk, yazgı fikriyle kapatılır.
Fakat kaderin çözümü başka bir sorun üretir. Eğer her şey önceden yazılmışsa, insanın özgürlüğü nasıl korunacaktır? Eğer insan başka türlü davranamıyorsa, sorumluluk nasıl temellendirilecektir? Böylece kader, abesi aşarken özgürlük problemini büyütür.
Bu nedenle insan iki uç arasında kalır. Kadersizlik, insanı anlamı garanti edilmemiş bir dünyaya bırakır. Kader ise anlam verir; fakat özgürlüğü tehdit eder. Abes, anlamın verilmemiş olmasıdır. Kader, anlamın verilmiş olduğunu söyler. Fakat verilmiş anlam, insanın kendi eyleminin kaynağı olma imkânını daraltabilir.
Bu açıdan abes ile kader arasındaki ilişki, anlam ile özgürlük arasındaki temel gerilimi görünür kılar.
Abes ve Özgürlük
Abes yalnızca olumsuz bir kavram değildir. Anlamın verilmiş olmaması, insanın anlam kurma sorumluluğunu da doğurur. Eğer dünya önceden belirlenmiş bir anlam düzeni sunmuyorsa, insan kendi değerlerini, amaçlarını ve yönelimlerini kurmak zorunda kalır.
Fakat bu özgürlük güvenli değildir. Çünkü insanın kurduğu anlamın evrensel veya mutlak bir geçerliliği olduğu garanti değildir. İnsan bir amaç seçebilir; fakat bu amacın evrenin yapısında karşılığı olduğunu kanıtlayamayabilir. Bir değer için yaşayabilir; fakat o değerin metafizik olarak güvence altına alındığını gösteremeyebilir.
Bu yüzden abes, özgürlüğü mümkün kılar ama onu ağırlaştırır. Verilmiş anlamın yokluğu, insanı hazır bir düzenin taşıyıcısı olmaktan çıkarır; fakat aynı zamanda onu kendi anlamının sorumluluğuyla karşı karşıya bırakır.
Burada temel sonuç şudur:
Abes, insanı anlamdan kurtarmaz; anlamı insanın sorumluluğuna bırakır.
Sonuç
Abes, basit anlamda saçma değildir. Mantıksal saçma, düşüncenin çelişkisidir. Kaos, düzenin yokluğudur. Anlamsızlık, dilsel veya varoluşsal düzeyde anlamın eksikliğidir. Amaçsızlık, teleolojik yönelimin bulunmamasıdır. Abes ise bu kavramlarla ilişkili olmakla birlikte daha özel bir durumu ifade eder: insanın anlam ve amaç talebinin dünya tarafından zorunlu olarak karşılanmaması.
Bu nedenle abesin en doğru kavramsal tanımı şöyle yapılabilir:
Abes, insanın anlam talebi ile dünyanın bu talebi zorunlu olarak karşılamayan yapısı arasındaki gerilimdir.
Bu gerilim, kaos içinde ortaya çıkabileceği gibi düzenli bir evrende de ortaya çıkabilir. Çünkü düzen, anlamın garantisi değildir. Doğa yasaları, insanın “nasıl?” sorusuna cevap verebilir; fakat “niçin?” sorusunu kendiliğinden çözmez.
Abesin felsefi önemi burada yatar. O, insanı iki kolay cevaptan uzak tutar: dünyanın zaten mutlak bir anlamla kurulduğunu varsaymak ya da hiçbir anlam mümkün değildir diyerek nihilizme çekilmek. Abes, anlamın verilmiş olmadığını gösterir; fakat anlam arzusunun ortadan kalkmadığını da kabul eder.
Bu nedenle abes, insan varoluşunun temel gerilimlerinden biridir. İnsan anlam ister; fakat anlam kendiliğinden verilmiş değildir. İnsan amaç koyar; fakat bu amacın evren tarafından güvence altına alındığını bilemez. İnsan özgür olmak ister; fakat özgürlük, verilmiş anlamın geri çekildiği yerde ağır bir sorumluluğa dönüşür.
Abes, tam bu noktada felsefi bir kavram hâline gelir: ne yalnızca saçma, ne yalnızca anlamsızlık, ne yalnızca kaos; insanın anlam talebi ile dünyanın anlamı garanti etmeyen düzeni arasındaki açıklık.
