Filomythos Yapay Zeka
Bu yazıyla bağlantılı kavramları Filomythos arşivinde arayın.
Bernard Stiegler, çağdaş teknik felsefesinin en önemli isimlerinden biridir. Onun temel iddiası açıktır: Teknik, insanın dışındaki ikincil bir araç değildir. İnsan, baştan itibaren teknikle birlikte var olur. Alet, yazı, kayıt, arşiv, fotoğraf, sinema, televizyon, bilgisayar, internet ve yapay zekâ; yalnız insanın kullandığı nesneler değildir. Bunlar, insan belleğinin, zaman deneyiminin, arzularının ve toplumsal ilişkilerinin kurucu parçalarıdır.
Stiegler’in en önemli çalışması “Technics and Time” / “Teknik ve Zaman” dizisidir. İlk cilt “The Fault of Epimetheus” / “Epimetheus’un Hatası” adıyla yayımlanmıştır. Stanford University Press’in kitap kaydında bu ilk cildin İngilizce çevirisinin 1998’de yayımlandığı ve eserin teknik nesnenin kendine özgü bir zamansallığı olduğunu tartıştığı belirtilir. Stiegler’in “Acting Out” / “Eyleme Vurma” kitabı ise iki kısa metni bir araya getirir; yayınevi açıklaması, bu metinlerden birinde Stiegler’in hapis yıllarında felsefeye dönüşümünü anlattığını belirtir.
Stiegler’i Sentetik Epistemoloji açısından önemli kılan nokta, tekniği yalnız araç olarak değil, insanın zamanla, bellekle ve bilgiyle ilişkisinin koşulu olarak düşünmesidir. Yapay zekâ çağında bilgi yalnız zihinde, kitapta ya da kurumda değil; veri merkezlerinde, algoritmalarda, arayüzlerde, model mimarilerinde ve otomatikleştirilmiş bellek sistemlerinde kurulmaktadır. Stiegler’in teknik-bellek düşüncesi, bu dönüşümü anlamak için vazgeçilmezdir.
Bernard Stiegler’in Konumu
Stiegler klasik anlamda yalnız teknoloji üzerine yazan bir filozof değildir. Onun düşüncesi felsefe tarihi, fenomenoloji, antropoloji, medya teorisi, politik ekonomi ve psikanaliz arasında hareket eder. Heidegger’in teknik sorusunu, Husserl’in zaman bilinci analizini, Leroi-Gourhan’ın alet ve insan evrimi üzerine düşüncelerini, Derrida’nın yazı ve iz kavramlarını, Simondon’un teknik nesne anlayışını birlikte düşünür.
Bu geniş hat içinde Stiegler’in temel meselesi şudur: İnsan, teknikten önce gelen saf bir varlık değildir. İnsan, kendi eksikliğini teknikle tamamlayan bir varlıktır. Alet yapar, belleğini dışsallaştırır, işaret bırakır, iz üretir, kayıt tutar, nesne kurar, dünyasını teknik aracılığıyla devralır ve gelecek kuşaklara aktarır. Bu yüzden teknik, insanın sonradan kullandığı dışsal bir yardımcı değil, insanlaşmanın koşuludur.
Bu düşünce, yapay zekâ çağında özel bir ağırlık kazanır. Çünkü artık yalnız elimizle yaptığımız aletlerden ya da yazıyla dışsallaştırdığımız bellekten söz etmiyoruz. Belleği sınıflandıran, imge üreten, metin yazan, karar destekleyen, davranış tahmin eden ve arzu ekonomisini yöneten sistemlerden söz ediyoruz. Teknik, insanın dışındaki araç olmaktan çoktan çıkmıştır; insanın bilme ve hatırlama biçimlerini içeriden düzenleyen bir çevre hâline gelmiştir.
Acting Out / Eyleme Vurma: Hapishane, Askesis ve Felsefeye Geçiş
Stiegler’in “Acting Out” / “Eyleme Vurma” metni, onun düşüncesini anlamak için yalnız yardımcı bir biyografik kaynak değildir. Kitaptaki “How I Became a Philosopher” / “Nasıl Filozof Oldum” başlıklı metin, Stiegler’in hapishane yıllarında felsefeye nasıl yöneldiğini anlatır. Bu anlatı, bir “hayat hikâyesi” olmaktan çok, felsefi bir dönüşümün sahnesidir. Stiegler 1978–1983 arasında silahlı soygun nedeniyle hapistedir; bu beş yıllık dönem, onun kendi varoluşunu, zamanı ve belleği yeniden kurduğu bir düşünme deneyimine dönüşür.
Burada önemli olan, Stiegler’in hapishaneyi yalnız dış dünyadan kopuş olarak yaşamamasıdır. Kopuş, onda düşüncenin koşuluna dönüşür. Günlük hayatın akışı kesildiğinde, insan kendi zamanıyla çıplak biçimde karşılaşır. Alışkanlıklar, iş, toplumsal roller, ilişkiler ve gündelik dikkat dağıtıcılar askıya alınır. Hapishane, Stiegler için yalnız kapatılma mekânı değil, zamanın radikal biçimde hissedildiği bir laboratuvar hâline gelir. Bu deneyim, Stiegler’in teknik ve bellek düşüncesiyle doğrudan ilişkilidir. Hapishanede felsefe, yalnız zihinsel bir faaliyet olarak başlamaz. Kitaplar, notlar, yazı, okuma disiplini, mektuplaşma, tekrar, çalışma programı ve dışarıdan gelen metinler aracılığıyla kurulur. Yani Stiegler kendi iç dünyasını teknik desteklerle yeniden düzenler. Okuma ve yazma, burada yalnız bilgi edinme aracı değildir; öznenin kendisini yeniden kurma tekniğidir. Bu yüzden Stiegler’in sonradan geliştireceği üçüncül tutulum fikri, kişisel deneyiminden bağımsız değildir. Bellek zihnin içinde kapalı duran bir şey değildir; kitapta, notta, yazıda, arşivde ve teknik taşıyıcıda dışsallaşır. Hapishane hücresi, bu dışsallaştırılmış belleğin insanı yeniden nasıl kurabileceğini gösteren ilk sahnedir.
“Eyleme Vurma” başlığı da burada önem kazanır. Psikanalitik anlamda acting out, düşünülmeden, simgeselleştirilmeden dışa vurulan eylemi çağrıştırır. Stiegler’in suça giden geçmişi, bir tür kopuş ve kontrolsüz eylem olarak okunabilir. Fakat hapishanede bu eylem, düşüncenin konusu hâline gelir. Stiegler, yalnız “ne yaptığını” değil, insanın hangi teknik, toplumsal, ekonomik ve zamansal koşullar içinde eyleme geçtiğini düşünmeye başlar. Böylece kontrolsüz eylem, felsefi sorumluluğa dönüşür.
Bu nokta Sentetik Epistemoloji açısından çok değerlidir. Çünkü Stiegler’in deneyimi, insanın teknikle yalnız dışarıda karşılaşmadığını gösterir. İnsan, kendi dikkatini, belleğini ve düşünmesini teknik desteklerle kurar. Hapishanede kitap, yazı ve çalışma disiplini Stiegler’i dönüştürmüştür; yapay zekâ çağında ise veri tabanları, modeller, arayüzler ve otomatik bellek sistemleri insanın düşünme koşullarını dönüştürmektedir. Sorun, tekniğin varlığı değil, insanın teknikle nasıl ilişki kurduğudur.
Bu yüzden “Acting Out”, Stiegler metninde yalnız biyografik bir ara bölüm olarak kalmamalıdır. Onun bütün teknik felsefesine açılan kişisel-felsefi eşiktir. Stiegler burada kendi hayatında şunu deneyimler: İnsan, zamanını ve belleğini teknik destekler aracılığıyla yeniden kurabilir. Ama aynı teknik destekler, başka koşullarda insanı dikkatinden, belleğinden ve sorumluluğundan da koparabilir. Stiegler’in sonraki pharmakon, proleterleşme, üçüncül tutulum ve teknik bellek düşünceleri bu gerilimden beslenir.
Epimetheus’un Hatası: İnsan Eksik Başlar
Stiegler’in teknik felsefesinin merkezinde Epimetheus ve Prometheus miti yer alır. Yunan mitolojisinde Epimetheus, canlılara yeteneklerini dağıtırken insanı unutur. Hayvanlara hız, pençe, kürk, kanat, güç ya da savunma araçları verilmiştir. İnsan ise eksik kalır. Prometheus bu eksikliği gidermek için ateşi ve teknik bilgiyi çalar.
Stiegler bu miti basit bir köken hikâyesi olarak okumaz. Ona göre insanın özü tamlık değil, eksikliktir. İnsan, doğuştan tamamlanmış bir varlık değildir. Kendi dünyasını teknikle kurmak zorundadır. Bu yüzden insanın “doğası”, teknikle tamamlanma ihtiyacıdır. İnsan çıplak, savunmasız ve eksik başlar; ama bu eksiklik teknik yaratımın koşuludur.
Burada teknik yalnız hayatta kalma aracı değildir. Aynı zamanda zaman kurma biçimidir. İnsan alet yaparak yalnız doğaya müdahale etmez; geçmişi devralır, geleceği tasarlar, belleği dışarıya aktarır. Taş alet, yazı, takvim, mezar, ritüel, kitap, fotoğraf, film ve dijital arşiv aynı büyük çizginin farklı biçimleridir. İnsan, kendi zamanını teknik izlerle kurar. Bu nedenle Stiegler için insan, teknikle bozulmuş doğal bir varlık değildir. İnsan baştan itibaren teknikle birlikte var olan bir varlıktır. Bu düşünce, modern insan-teknik ayrımını kökten sarsar. Teknik insanın karşısında duran yabancı bir güç değildir; insanın kendisini kurduğu zemindir.
Teknik ve Bellek: Üçüncül Tutulum
Stiegler’in en önemli kavramlarından biri “tertiary retention” / “üçüncül tutulum”dur. Bu kavramı anlamak için Husserl’in zaman bilinci ayrımını hatırlamak gerekir. Husserl’de bir melodiyi dinlerken, az önce işitilen nota bilincin içinde tutulur; buna birincil tutulum denir. Geçmişte dinlenen bir melodiyi hatırlamak ise ikincil tutulum alanına girer. Stiegler bu yapıya üçüncü bir katman ekler: belleğin teknik olarak dışsallaştırılması.
Üçüncül tutulum, belleğin insan zihninin dışında maddi bir taşıyıcıya yazılmasıdır. Yazı, kitap, fotoğraf, plak, film, video, bilgisayar dosyası, arşiv, veri tabanı ve dijital kayıt bu alana girer. Theory, Culture & Society’de yayımlanan Stiegler anma yazısı da üçüncül tutulumun yazıdan barınma biçimlerine, bronz ve seramik nesnelerden sabit disklere ve arşivlere kadar dışsallaştırılmış bellek biçimleriyle ilişkili olduğunu belirtir.
Bu kavram Sentetik Epistemoloji için çok önemlidir. Çünkü yapay zekâ çağında bilgi, giderek üçüncül tutulum sistemleri içinde işlenmektedir. İnsan yalnız hatırlamaz; makineler onun adına saklar, sıralar, önerir, çağırır, unutturur, yeniden üretir. Bellek artık yalnız arşiv değildir. İşleyen, öğrenen, sınıflandıran ve tahmin eden teknik sistemdir. Bu nedenle yapay zekâ, Stiegler’in üçüncül tutulum düşüncesinin radikal bir aşaması olarak okunabilir. Yazı belleği dışsallaştırmıştı. Fotoğraf ve sinema algıyı ve zamanı kaydetmişti. Dijital sistemler belleği hesaplanabilir hâle getirdi. Yapay zekâ ise bu dışsallaştırılmış belleği üretken ve öngörücü bir sisteme dönüştürdü.
Teknik Bir Pharmakon Olarak Yapay Zekâ
Stiegler’in düşüncesinde teknik çoğu zaman pharmakon olarak ele alınır. Pharmakon hem ilaç hem zehir anlamı taşıyan bir kavramdır. Teknik de böyledir. İnsan için zorunludur; çünkü insan teknik olmadan zamanını, belleğini ve kültürünü kuramaz. Ama aynı zamanda tehlikelidir; çünkü teknik sistemler insanın dikkatini, belleğini, arzusunu ve karar kapasitesini ele geçirebilir. Bu ikili yapı yapay zekâ çağında daha da belirginleşir. Yapay zekâ bilgiye erişimi kolaylaştırabilir, çeviri yapabilir, arşivleri düzenleyebilir, imge ve metin üretimini hızlandırabilir, eğitim ve araştırma süreçlerini destekleyebilir. Ama aynı anda düşünmeyi yüzeyselleştirebilir, dikkati parçalayabilir, hafızayı platformlara devredebilir, karar verme yetisini otomatik sistemlere aktarabilir ve insanı kendi üretim koşullarından uzaklaştırabilir.
Bu yüzden Stiegler’den hareketle yapay zekâya yalnız iyimser ya da kötümser bakmak yeterli değildir. Yapay zekâ ne yalnız kurtuluş ne yalnız felakettir. Bir pharmakon’dur. Onu nasıl kurduğumuz, hangi kurumlara bağladığımız, hangi eğitim biçimleriyle kullandığımız, hangi etik ve politik sınırlarla düşündüğümüz belirleyicidir.
Sentetik Epistemoloji açısından bu nokta kritiktir. Yapay zekâ, bilgi üretiminde güçlü bir imkân olabilir; ama bu imkân kendi başına özgürleştirici değildir. Teknik sistem, insanın kavrama gücünü artırabilir de azaltabilir de. Stiegler’in pharmakon düşüncesi, bu ikiliği aynı anda düşünmeyi sağlar.
Proleterleşme: Bilme Yetisinin Kaybı
Stiegler’in modern teknik sistemlere yönelik en güçlü eleştirilerinden biri proleterleşme kavramıdır. Bu kavram yalnız ekonomik anlamda işçinin yoksullaşmasını anlatmaz. Daha geniş anlamda, insanın kendi bilgi, beceri ve yaşama yetilerini teknik sistemlere devretmesini anlatır. Bir zanaatkâr kendi aletini ve üretim bilgisini kaybettiğinde proleterleşir. Ama Stiegler’e göre modern toplumda tüketici de, öğrenci de, seyirci de, kullanıcı da proleterleşebilir.
Bu durum yapay zekâ çağında yeni bir biçim kazanır. İnsan yalnız el becerisini değil, düşünme, yazma, hatırlama, seçme, karar verme ve yorumlama yetilerini de otomatik sistemlere devredebilir. Sürekli öneri sistemlerine, otomatik tamamlama araçlarına, algoritmik sıralamalara ve üretken modellere yaslanan özne, kendi dikkatini ve yargısını kaybetme riskiyle karşılaşır.
Burada sorun yapay zekâ kullanmak değildir. Sorun, insanın kendi bilme sürecinden kopmasıdır. Eğer model bizim yerimize özetliyor, yazıyor, seçiyor, sıralıyor ve karar veriyorsa; insanın görevi yalnız çıktı tüketmek hâline gelirse, bilgi üretimi zayıflar. İnsan, kendi zihinsel emeğinden uzaklaşır.
Stiegler’in proleterleşme eleştirisi, bu nedenle yapay zekâ eğitiminde ve kültüründe çok önemlidir. Yapay zekâ insanın düşünmesini destekleyen bir teknik çevre olabilir. Ama aynı zamanda düşünmeyi gereksizleştiren bir otomasyon alanına da dönüşebilir. Aradaki fark, teknik sistemin nasıl kullanıldığı kadar, insanın o sistem karşısında nasıl eğitildiğiyle ilgilidir.
Eşik İnsan: Teknikle Kurulan Ama Tekniğe Teslim Olmayan Özne
Sentetik Epistemoloji açısından Stiegler’in en güçlü katkısı Eşik İnsan kavramına giden yolu açmasıdır. Eşik İnsan, teknik sistemlerin dışında saf kalan bir özne değildir. Böyle bir özne artık yoktur; belki hiçbir zaman da olmamıştır. İnsan baştan beri alet, dil, yazı, kayıt, arşiv ve teknik bellek aracılığıyla kurulmuştur. Bu bakımdan Stiegler, insanın teknikten ayrı düşünülemeyeceğini güçlü biçimde gösterir.
Fakat Eşik İnsan, tekniğe tamamen teslim olan pasif kullanıcı da değildir. Çünkü insan teknikle kurulur ama teknik tarafından bütünüyle belirlenmek zorunda değildir. Eşik tam burada oluşur. İnsan, yapay zekâ sistemleriyle birlikte düşünür; ama düşünmeyi tamamen modele devretmemelidir. Arşivlerden yararlanır; ama hafızasının biçimini platformlara bırakmamalıdır. Algoritmik önerilerle karşılaşır; ama arzularının tümüyle sistem tarafından düzenlenmesine izin vermemelidir.
Stiegler’in düşüncesi, bu dengeyi felsefi olarak kurmaya yarar. Teknik insanın düşmanı değildir. Ama teknik, insanın kendisini kaybetmesine de yol açabilir. Bu yüzden mesele teknikten kaçmak değil, teknikle yeni bir sorumluluk ilişkisi kurmaktır.
Eşik İnsan, yapay zekâ çağında kendi dışsallaştırılmış belleğiyle yüzleşen insandır. Bilginin artık yalnız zihinde değil, sistemlerde yaşadığını bilir. Ama bu sistemlerin nasıl kurulduğunu, hangi çıkarları taşıdığını, hangi hafıza biçimlerini güçlendirdiğini ve hangi yetileri zayıflattığını da sorar.
Türkiye Bağlamı: Dışsallaştırılmış Bellek ve Yerel Hafıza
Stiegler’in üçüncül tutulum kavramı Türkiye bağlamında çok somut bir soru açar: Türkiye’nin kültürel belleği hangi teknik taşıyıcılarda saklanıyor ve bu taşıyıcılar kimlerin kontrolünde? Osmanlıca arşivler, el yazmaları, dergiler, yerel gazeteler, Yeşilçam filmleri, TRT kayıtları, halk müziği derlemeleri, aile albümleri, köy fotoğrafları, sanatçı dosyaları, sergi broşürleri ve sözlü tarih kayıtları büyük ölçüde dağınık ve eksik dijitalleşmiş durumdadır.
Bu da yalnız arşiv sorunu değildir. Stiegler’in diliyle söylersek, Türkiye’nin üçüncül belleği parçalıdır. Bir kısmı devlet arşivlerinde, bir kısmı özel koleksiyonlarda, bir kısmı YouTube yüklemelerinde, bir kısmı sosyal medya hesaplarında, bir kısmı kayıp analog taşıyıcılarda, bir kısmı da henüz dijitalleşmemiş yerel hafızalarda durur. Yapay zekâ çağında dijitalleşmeyen ya da bağlamlı biçimde etiketlenmeyen hafıza, geleceğin modelleri için görünmez kalacaktır.
Bu durum Türkçe düşünce için de geçerlidir. Eski felsefe dergileri, küçük yayınevleri, taşra dergileri, yerel sanat yazıları, Osmanlı Türkçesi metinler, sözlü kültür ve akademi dışı düşünce gelenekleri zayıf temsil edildiğinde, yapay zekâ Türkçeyi yalnız güncel, yüzeysel ve platformlaşmış metinlerden öğrenir. Böylece dil akıcı görünür; ama tarihsel derinliği zayıflar.
Stiegler’in teknik-bellek düşüncesi bu noktada yerel bir görev doğurur. Türkiye kendi kültürel belleğini yalnız korumakla kalmamalı; onu dijital çağın teknik hafıza sistemleri içinde bağlamlı, eleştirel ve erişilebilir biçimde yeniden kurmalıdır. Aksi hâlde yerel bellek küresel veri düzenlerinde ya eksik temsil edilecek ya da başkalarının kategorileriyle yeniden biçimlendirilecektir.
Stiegler ve Sentetik Epistemoloji
Stiegler, Sentetik Epistemoloji içinde özellikle Eşik İnsan, Kod İradesi ve Veri Mitosu kavramları için temel bir felsefi zemin sunar. Eşik İnsan açısından Stiegler, insanın teknikle kurulduğunu gösterir. Bu, insanı teknik karşısında romantik bir saflığa geri çağırmaz. Ama tekniğe teslim olmayı da meşrulaştırmaz. İnsan, kendi teknik koşullarını anlayarak sorumluluk almalıdır.
Kod İradesi açısından Stiegler, teknik sistemlerin yalnız araç olmadığını gösterir. Teknik, belleği, zamanı, arzuyu ve toplumsal ilişkileri biçimlendirir. Bugün kod, veri tabanı ve model mimarisi, bu biçimlendirici gücün yeni adlarıdır. Yazılım yalnız işlem yapmaz; mümkün olanı düzenler.
Veri Mitosu açısından ise Stiegler, verinin yalnız bilgi değil, dışsallaştırılmış bellek olduğunu düşünmemizi sağlar. Veri setleri geçmişin tarafsız toplamı değildir. Seçilmiş, işlenmiş, unutmuş, eksiltmiş ve yeniden düzenlenmiş bellek biçimleridir. Bu nedenle yapay zekâ sistemleri, insanlığın ortak hafızasını değil, belirli teknik ve kurumsal süreçlerden geçmiş bir hafızayı işler.
Bu noktada Stiegler, Sentetik Epistemoloji’yi derinleştirir. Bilginin koşulları yalnız epistemolojik değil, teknik ve zamansaldır. Ne bildiğimiz kadar, nasıl hatırladığımız; nasıl hatırladığımız kadar, hangi teknik sistemlerin hatırlamayı bizim adımıza düzenlediği önemlidir.
Stiegler’in Sınırı
Stiegler’in düşüncesi çok güçlüdür; fakat yapay zekâ çağındaki bütün sorunları tek başına açıklamaz. Onun temel çerçevesi teknik, zaman, bellek ve insanlaşma üzerine kuruludur. Bu çerçeve yapay zekâ için çok verimlidir; ancak veri setlerinin ırk, cinsiyet, sınıf ve sömürgecilik bağlamındaki politik analizleri için Haraway, Chun, Crawford ve Paglen gibi düşünürlerle birlikte okunmalıdır. Ayrıca Stiegler’in düşüncesi büyük ölçüde Avrupa felsefesi ve Batı teknik tarihi içinde şekillenir. Bu nedenle teknik sorusunu Çin, İslam, Osmanlı, Hint, Afrika ya da yerli teknik gelenekler açısından genişletmek gerekir. Bu noktada Yuk Hui’nin kozmoteknik düşüncesi sonraki önemli halkalardan biri olacaktır.
Bu sınır, Stiegler’in önemini azaltmaz. Tam tersine, onun yerini netleştirir. Stiegler bize şunu öğretir: Teknik insanın dışı değildir. Bellek teknikle kurulur. Zaman teknikle şekillenir. Yapay zekâ çağında bu düşünce, insanın kendi teknik hafızasıyla nasıl ilişki kuracağını anlamak için vazgeçilmezdir.
Sonuç
Bernard Stiegler’in düşüncesi, yapay zekâ çağında insanı ve bilgiyi yeniden düşünmek için güçlü bir temel sunar. İnsan teknikten önce gelen saf bir varlık değildir. Alet, yazı, kayıt, arşiv, ekran, veri tabanı ve algoritma insanın zamanla ilişkisinin parçalarıdır. Teknik, insanın dışında duran basit bir araç değil, insanın belleğini ve dünyasını kuran zemindir.
Fakat bu zemin tehlikesiz değildir. Teknik bir pharmakon’dur. Hem imkân hem risk taşır. Yapay zekâ insanın bilgiye erişimini genişletebilir; ama düşünme, dikkat, bellek ve yargı yetilerini zayıflatabilir. Bu yüzden mesele teknikten kaçmak değil, teknikle sorumlu bir ilişki kurmaktır.
Sentetik Epistemoloji açısından Stiegler’in önemi burada yoğunlaşır: Yapay zekâ çağında insan, kendi dışsallaştırılmış belleğiyle karşı karşıyadır. Bu bellek artık yalnız arşivde durmaz; işler, önerir, üretir, sıralar ve karar süreçlerine bağlanır. Eşik İnsan, bu teknik bellek karşısında ne pasif kullanıcı ne de teknik dışı saf özne olarak kalabilir. Onun görevi, kendi bilme koşullarını teknik düzeyde kavramak ve bu koşullar içinde yeniden sorumluluk almaktır.
Kaynak Notu
Bu yazı, Bernard Stiegler’in “Technics and Time” / “Teknik ve Zaman” dizisi ve “Acting Out” / “Eyleme Vurma” metni merkeze alınarak hazırlanmıştır. Stiegler’in teknik, zaman, üçüncül tutulum, pharmakon, proleterleşme ve dışsallaştırılmış bellek üzerine düşüncesi, Sentetik Epistemoloji içinde özellikle Eşik İnsan, Kod İradesi ve Veri Mitosu kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
